Fetebesseme dâhiken min kavlihâ vekâle rabbi evzi'nî en eşkura ni'meteke-lletî en'amte ‘aleyye ve'alâ vâlideyye veen a'mele sâlihan terdâhu veedḣilnî birahmetike fî ‘ibâdike-ssâlihîn(e)
Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki: "Ey Rabbim! Beni; bana ve ana babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!"
(Süleyman) onun sözüne gülümseyerek dedi ki: "Ey Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın iyi iş yapmamı gönlüme getir. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat."
Neml Suresi 19. ayet, Hz. Süleyman'ın karınca sözüne tebessümle karşılık vermesini ve ardından Allah'a şükür, salih amel ve rahmet dileğini ifade eden önemli kavramlar içermektedir. Ayet, şükür, salih amel ve rahmet gibi temel dini ve ahlaki değerleri dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Beseme (بَسَمَ), ağzın hafifçe açılmasıyla ortaya çıkan, sesten arınmış gülmeyi ifade eder. Tebessüm (تَبَسُّم), bu hafif gülmenin fiil halidir. Ayetteki kullanımı, Hz. Süleyman'ın karıncanın sözüne karşı duyduğu hayranlık ve anlayışın bir göstergesi olarak, sesli kahkahadan ziyade, içten ve nazik bir gülümsemeyi belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Besm (بَسْم), gülmenin başlangıcıdır ve dişlerin görünmesiyle olur. Tebessüm ise bu halin kendisidir. Ayetteki 'fetebesseme dâhiken' ifadesi, tebessümün bir tür gülme olduğunu, ancak kahkaha gibi aşırı olmadığını vurgular. Bu, Süleyman'ın karıncanın sözüne karşı gösterdiği nezaket ve anlayışı yansıtır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Evzi'nî (أَوْزِعْنِي), 'beni ilham et, bana güç ver, beni yönlendir' anlamındadır. Bu ayette Hz. Süleyman'ın Allah'tan, kendisine verilen nimetlere şükretme ve salih amel işleme konusunda yardım ve muvaffakiyet dilemesini ifade eder. Bu, kişinin kendi gücüyle değil, Allah'ın yardımıyla bu amelleri yerine getirebileceği inancını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Evza'tühu (أَوْزَعْتُهُ), 'onu bir şeye teşvik ettim, onu o şeye yönlendirdim' demektir. Ayetteki 'evzi'nî' ifadesi, Allah'tan, şükür ve salih amel gibi hayırlı işlere yönlendirilme ve bu konuda teşvik edilme talebini içerir. Bu, bir nevi Allah'tan manevi bir destek ve rehberlik isteğidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vez' (وَزْع), bir şeyi engellemek veya bir şeye yönlendirmek anlamlarına gelir. 'Evzi'nî' ise, 'beni şükretmeye ve salih amel işlemeye yönlendir, bu konuda bana güç ver' demektir. Bu, Süleyman'ın Allah'tan, nimetlere karşı nankörlükten alıkonulup şükre yönlendirilmesini ve hoşnut olunacak amellere muvaffak kılınmasını istemesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şükür (شُكْر), nimetin sahibini anmak ve ona minnettarlığını göstermektir. Bu, dil ile övgü, kalp ile tasdik ve azalarla hizmet şeklinde olabilir. Ayetteki 'en eşküra ni'meteke' ifadesi, Hz. Süleyman'ın Allah'tan, kendisine ve ailesine verilen nimetlere karşı hakkıyla şükretme yeteneği ve isteği dilemesini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Şükür, Kur'an'da Allah'ın lütuflarına karşı insanın minnettarlığını ifade etmesi olarak merkezi bir kavramdır. Bu sadece sözlü bir ifade değil, aynı zamanda nimetleri Allah'ın rızasına uygun bir şekilde kullanma eylemidir. Süleyman'ın duası, şükrün pasif bir durumdan ziyade aktif bir sorumluluk olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ni'met (نِعْمَة), insana ulaşan her türlü iyilik ve lütuftur. Bu, maddi ve manevi tüm ihsanları kapsar. Ayetteki 'ni'meteke' ifadesi, Hz. Süleyman'a ve ailesine verilen peygamberlik, mülk, ilim ve diğer tüm lütufları ifade eder. Bu nimetler, şükrü gerektiren birer emanettir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ni'met, Allah'ın kullarına ihsan ettiği, onlara fayda sağlayan her şeydir. Bu, sadece maddi zenginlikler değil, aynı zamanda hidayet, ilim, sağlık gibi manevi lütufları da içerir. Süleyman'ın duasında geçen 'ni'meteke', Allah'ın kendisine ve ebeveynine bahşettiği tüm bu geniş kapsamlı lütufları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salih (صَالِح), bozukluğun zıddı olup, doğru, iyi ve faydalı olan her şeyi ifade eder. Amel-i salih (عَمَلٌ صَالِحٌ) ise, şeriatın ve aklın uygun gördüğü, Allah'ın rızasına uygun olan fiildir. Ayetteki 'en a'mele sâlihan terzâhü' ifadesi, Süleyman'ın sadece amel işlemeyi değil, Allah'ın hoşnut olacağı nitelikteki amelleri işlemeyi dilemesini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Salih amel, Kur'an'da imanın ayrılmaz bir parçası olarak sunulur. Bu, sadece bireysel dindarlığı değil, aynı zamanda toplumsal faydayı da içeren geniş bir kavramdır. Süleyman'ın duasında salih amel dilemesi, onun sadece kendi kurtuluşunu değil, aynı zamanda Allah'ın rızasına uygun bir yaşam sürme arzusunu da gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet (رَحْمَة), kalpteki incelik ve şefkatin gereği olarak iyilik yapma isteğidir. Allah'ın rahmeti ise, O'nun kullarına olan lütfu, ihsanı ve bağışlamasıdır. Ayetteki 'edhilnî birahmetike fî ibâdike's-sâlihîn' ifadesi, Hz. Süleyman'ın kendi amellerine güvenmek yerine, Allah'ın geniş rahmetiyle salih kullar arasına katılmayı dilemesini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Rahmet, Allah'ın en temel sıfatlarından biridir ve O'nun yaratılmışlara karşı sonsuz şefkatini ve merhametini ifade eder. Bu, sadece affetmeyi değil, aynı zamanda rızıklandırmayı, hidayet vermeyi ve korumayı da kapsar. Süleyman'ın duası, insanın Allah'ın rahmetine olan mutlak bağımlılığını ve bu rahmet olmadan hiçbir amelin yeterli olamayacağını vurgular.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Fe tebesseme dahikan:” tebessüm etti içinden güldü. Karıncanın bu sesini işitti gayben. Ordu bunun farkında değildi ve karıncanın iyi niyeti hakkında kendi kendine güldü. “Ve min kavliha” Bunun üzerine ve kâle, dedi Süleymân (a.s.) “Rabbi evzi’ni” Bana ilham et.
“En eşküre ni’meteke” Senin verdiğin bu kadar nimete şükür etmekliğimi ilham et, yolunu göster. Daha güzel sana şükür edeyim. Çünkü büyük lütuflar içinde olduğunu biliyordu.
Burada karınca hakkında küçük bir izahet verelim
Hayli gittiler hattâ Vâdîi neml üzerine vardılar demek olur. «Üzerine» denilmesi de inmek üzere yüksekten geldiğini iş'ar eder. Vâdîi neml Şamda veya Taifde veya Yemende karıncası çok derenin ismi olduğu söyleniyor. Maamafih Karınca vadisi, karınca sahası gibi küçük hayvanat âlemini hatırlatıyor. Karınca, küçük hayvanatta
mesel olageldiği gibi kanatlı kısmı bulunmak i'tibariyle uçanlar cümlesindendir. Ve burada bu münasebetle zikr olunduğu söylenmiştir. Bu i'tibar ile hattâ, mantıkı tayre vukufun da bir gayesini ifade etmiş oluyor. Karıncalar bir çok hayvanat meraklıları tarafından tedkık olunmuş ve bir çok garaib, hikâye olunmuştur. Cem'ıyyetle yaşadıkları herkesin ma'lûmu olduğu gibi kuvvetleri ve mesâıyleri de ma'lûmdur. Kumanda ile hareket ettikleri ve yekdiğerine tebliğat yaptıkları ve postacıları ve müfettişleri bulunduğu kayd edilmiştir. Nasıl söylediklerini bilemezsek de her halde bir şey anlattıklarını biliyoruz.
Burada şunu kayd edelim; karıncaları tedkık eden bir mütehassıs yuvalarının önüne bir şeker koyuyor, bir takımları bunu haber alıp yemeğe başlıyorlar, derken şekerin üzerine biraz rakı döküyor, bir kısmı kaçıyor bir kısmı yiyor,
Sh:»3668
serhoş oluyor, kaçanlara da yiyenlere de birer boya ile işaret ediyor, kaçanlar yuvaya haber veriyorlar, bir müddet sonra bir kalabalıkla gelip serhoş olanları öldürüyorlar.
Bir başka yerde karıncaların yuvalarının ağzının güneyi gösterdiğini okumuştum.
Bu Âyet-i kerîmeyi tefsir okurken hocam bu karınca-ların kuzu büyüklüğünde oldukları rivâyetini de söylemişti.
Karıncaların özellikleri hakkında internet’ten çok geniş bilgiler alınabilir, Biz o zamanda yapılmış sohbetin aslına uygun olarak olduğu gibi aktarmata çalışıyoruz. Aynı mevzuun sohbeti bu gün olmuş olsa idi gene daha başka olabilirdi. Çünkü, yağmur aynı gibi görünür ama her yağmur başkadır. Sohbet’de her halin durumuna ve dinleyicisine göre başka başkadır.
“En‘amte aleyye:” Benim üzerime verdiğin bu nimetlerime “Ve alâ valideyye:” yani Davud’a ve ailesine verdiğin nimetlere de, “ve en a’mele sâlihan terdahe” Yapmış olduğumuz Sâlih amellerden de râzı ol.
“Ve edhılni bi rahmetike:” bizi rahmetine dahil et.
“Fi ibadikes sâlihîn:” Sâlih kulların ile birlikte. Onlarla birlikte rahmetine dahil et. Bu nimetlere nasıl şükür etmemiz gerekiyorsa onu ilhâm et diye, bu niyazda bulundu. Karıncanın bu sözüne karşı. Neden? Çünkü o orada karıncanın sesini duymak bunlar çok büyük lütuflar dı. Bunlara şükür etmemi bana ilham et gaflette bıraktır-madan böyle niyaz etti. Bu neden oluyor, karıncanın Süleymân ordusunun sizi çiğnemesin içeri girin demesi Süleymân ordusu: Esmâ-i İlâhiyye, onun içerisinde Cebbarlar var, Kahharlar var, karınca yiyen böcekler var. Farkında olmayarak bunlar sana zarar vermesin diye tabi karıncalara Süleyman ordusundan bir varlık zarar verirse o süleymân’a aksedilir. Suç Süleymân’a yüklenir ordu kumandanına yüklenilir. Sorumlu odur çünkü. İşte beni bu şekilde bir suçlamadan kurtardığın için diyor C. Hakk’a, ve bana haber verdiğin için nasıl şükür etmek lâzımsa bana ilham et diyor.
Burada bizim anlamamız gereken bizim şükrümüz değil Rabb’imizin Hamdi ile hamd etmesini öğrenmemizi isteyelim, bize onun yolunuda göstermekte ve Süleymân (a.s.) ordusuna neml vâdisini geçirdikten sonra belirli bir yere geldiklerinde konakladılar bu arada Süleymân (a.s.)