Velekad erselnâ ilâ śemûde eḣâhum sâlihan eni-'budû(A)llâhe fe-iżâ hum ferîkâni yaḣtesimûn(e)
Andolsun biz, "Allah'a kulluk edin" diye (uyarması için) Semud kavmine, kardeşleri Salih'i peygamber olarak göndermiştik. Bir de ne görsün, onlar birbiriyle çekişen iki grup olmuşlar.
Andolsun ki, Allah'a ibadet edin diye Semud'a da kardeşleri Salih'i gönderdik. Hemen birbirleriyle çekişen iki zümre oluverdiler.
Neml Suresi 45. ayet, Semud kavmine gönderilen Salih peygamberin tebliğini ve kavmin bu tebliğe karşı gösterdiği tepkiyi dilbilimsel bir derinlikle sunmaktadır. Ayet, 'gönderme', 'kulluk etme' ve 'çekişme' gibi temel kavramlar üzerinden peygamberlik misyonunun ve toplumsal ayrışmanın dinamiklerini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irsâl' kelimesini bir şeyi serbest bırakmak, salıvermek ve özellikle bir elçiyi bir vazife ile göndermek olarak açıklar. Ayetteki 'erselnâ' ifadesi, Allah'ın Salih'i Semud kavmine, belirli bir mesajı tebliğ etmek üzere görevlendirmesini ifade eder, bu da peygamberlik misyonunun temelini oluşturur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'erselnâ' fiilinin mecazi olarak 'birini bir iş için görevlendirmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Burada Salih'in, Semud kavmine Allah'ın emrini iletmek üzere gönderilmesi, bu mecazi anlamın somut bir örneğidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'risâlet' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker. 'Erselnâ' fiili, Allah'ın insanlığa rehberlik etme iradesinin bir tezahürü olarak, peygamberlerin ilahi mesajı iletmek üzere gönderilmesini ifade eder. Salih'in gönderilmesi, bu ilahi rehberlik zincirinin bir halkasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ubûdet'i (kulluk) alçakgönüllülük ve boyun eğme olarak tanımlar. 'İ'budû' emri, Semud kavminden Allah'a karşı tam bir teslimiyet ve itaat göstermelerini, O'nun emirlerine uymalarını talep etmektedir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'abd' kelimesinin kökeninde 'boyun eğme' ve 'hizmet etme' anlamlarının yattığını belirtir. Ayetteki 'i'budû' emri, Salih'in kavmine Allah'a karşı tam bir teslimiyetle ibadet etmelerini ve O'nun hükümlerine boyun eğmelerini öğütlediğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'abd' ve 'ibadet' kavramlarının Kur'an'da Allah'a karşı mutlak itaat ve teslimiyet anlamını taşıdığını vurgular. Salih'in 'Allah'a kulluk ediniz' çağrısı, tevhidin temelini oluşturan, Allah'tan başkasına tapınmamayı ve O'nun otoritesini tanımayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fark' kelimesinin bir şeyi diğerinden ayırmak, bölmek anlamına geldiğini belirtir. 'Ferîkân' ifadesi, Salih'in tebliği karşısında Semud kavminin inananlar ve inanmayanlar olarak iki zıt gruba ayrıldığını açıkça ortaya koyar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'fark'ın bir şeyi diğerinden ayırmak ve belirginleştirmek olduğunu ifade eder. Ayetteki 'ferîkân' kelimesi, Salih'in mesajının toplumu iki farklı görüşe sahip, belirgin zümreye böldüğünü gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hasm' kelimesinin düşmanlık ve çekişme anlamına geldiğini belirtir. 'Yahtasımûn' fiili, Semud kavminin ikiye ayrılan gruplarının, Salih'in tebliği konusunda şiddetli bir şekilde tartıştıklarını ve birbirlerine karşı çıktıklarını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ihtisâm'ın karşılıklı olarak çekişmek ve düşmanlık etmek olduğunu açıklar. Ayetteki bu fiil, Salih'in mesajının Semud kavmi içinde sadece bir ayrılığa değil, aynı zamanda bu ayrılık temelinde şiddetli bir fikir ayrılığına ve çatışmaya yol açtığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hasm' kökünün Kur'an'da genellikle hak ile batıl arasındaki mücadeleyi ve karşıt görüşlerin çatışmasını ifade ettiğini belirtir. 'Yahtasımûn' fiili, Semud kavmindeki iki grubun, Salih'in getirdiği hakikat karşısında birbirleriyle şiddetli bir şekilde tartıştıklarını ve mücadele ettiklerini vurgular.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
قَالَ يَا قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ
لَوْلا تَسْتَغْفِرُونَ اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
(Kâle ya kavmî lime teta’cilüne bisseyyieti kablel haseneti levlâ testağfirullahe lealleküm türhamüne)