İçeriğe atla
Rûm 41Cüz 21 · Sayfa 408

Rûm Sûresi 41. Âyet

الروم

Sohbete sor

Zahera-lfesâdu fî-lberri velbahri bimâ kesebet eydî-nnâsi liyużîkahum ba'da-lleżî ‘amilû le'allehum yerci'ûn(e)

İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.

Rûm Sûresi

“Zaharel fesâdü fi-l berr- vel bahri bimâ kesebet eydinnâsi liyüzîkahüm ba’de llezi amilû leallehüm yerciûne”

“Yaptıklarının bir kısmını tatsınlar diye insanların kendi elleriyle kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki onlar hakk’a dönerler”30/41

Corona virüs bizlere ayna tutuyor. Bir bakış açısına göre bu ayeti celile de, insanoğlu kendi akibetini kendi eliyle hazırlıyor. Azgınlığın, sapkınlığın, cahilliğin, ilahi nizama olan isyan ve düşmanlığının cezasını çekiyor. İnsanoğlu şeytani akılla işbirliği yaparak bu fesad’ın oluşmasında sorumlu oldu.

Bu anlayış ve mertebe içerisinde yaşayanların, nefislerini azgınlaştırarak sapıtanların düşünüp gittikleri bu yoldan dönmeleri için aynı zamanda ilahi bir ikazdır. Gafletten uyanmak ve tevbe etmek için bir fırsattır bir şanstır.

“Karada ve denizde” Zahir olarak bakıldığında dünya yerküresi üzerindeki kara ve deniz sahaları akla gelir iken, ”Kara ve deniz” Kişinin enfüsi yönünden bakıldığı zaman “kara” beden dir. Arz’dır. ”Deniz”ise, iç, semavat’tır. Bireysel olarak kişinin semavat ve arz’ında fesat çıktı. Karada-yeryüzünde oluşan her bir fiil esma-i ilahiyyeler ile ortaya çıkıyor. Esmâ-i İlahiyyeler kişiye giydirilen elbiselerdir.

Esma-i İlahiyyelerin, Esmâ-i nefsiyyelere çevrilmesi ile birlikte virüs dediğimiz nefis hastalıkları hem bireysel manada kişide, hem de insanın yaşam sahası olan karada kendisinin eliyle yayılıp ilahi nizam fesad’a uğramaktadır.

Bulaşıcı bir virüs olan nefs hastalıkları da etkileşim gereği nefes, temas gibi yollarla kendisine uygun zemin bulduğu kişilere yerleşerek yayılımını sürdürmektedir. Yayılımı durdurmak için ve de korunmak için ise, esma-i nefsiyyelerin esma-i ilahiyyelere dönüştürülmesi gerekmek-tedir ki böylece ”umulur ki hakk’a dönerler” hükmü ilahisi de gerçekleşmiş olabilsin.

Esma-i ilahiyyeleri, nefislerine döndüren ve bu yüzdende nefislerine zulm eden kimseler hem iç bünyelerindeki esmaları hemde onların zuhurlarını fesad’a döndürdüler ve böylece de” kendilerini kendi elleriyle tehlikeye atmış oldular” ayeti de tahakkuk etmiş oldu.

Covid 19 süreciyle şu anlaşıldı ki artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktır. Artık her konuda idrak ve anlayışlar görüşler ve bakışlar değişime doğru yol alacaktır. Bu işe en hazırlıklı olan milletler en az etkileneceği gibi bireysel olarakda ilim bilgi, idrak ve kavrayış yönünden de en hazır olan irfan ehli olanlardır.

Allah c.c. kullarına zulmetmez rahmet kapısı hep açıktır bu yüzden tefekkürümüzle bu süreci değerlendirmeye çalışmalıyız.

Allah c.c bu süreçte bizlere ailelerimize tüm İslam beldelerine istikamet üzere yaşayarak geçirmeyi nasib etsin

Bu olay göstermiştir ki,”Terzi Baba” yolu ve eğitim sistemi daha da önem kazanmıştır.

El-fakir. Ç.H.U. [47] “ İz- -T-B- ”


Mesnevi-i Şerif ile yolumuza devam edelim,

Güneşin tutulması küstâhlıktan oldu; bir Azâzil cür'etten dolayı kapıdan kovuldu.

Beytin orjinalinde geçen "Küsûf”un hareket hâlinde dönüşü esnâsında ayın, güneş ile dünyâ arasından geçerken, gölgesinin, dünyânın ba'zı noktalarına düşmesinden ibâret olduğu, astroloji ilmine vâkıf olanlarca bilinmektedir. Ayın bu vaziyeti dâimi değil, istisnâî bir haldir. Çünkü her zaman ayın dönüşünde tutulma olmaz. Bundan dolayı tutulmanın olması için felekte âdetin tersine bir vaziyyetin gerçekleşmesi îcâb eder. Bu ise ayın dönüşünde bir küstâhlıktır; ve tutulma işte bu küstâhlık sonucunda meydana gelir. Gerçi ayın dönüşünde irâdesi yok ise de, bu hâl, dönüşü esnâsında, tabîî sevk ile onun normal dönüşünden ayrılmasıdır. Nitekim biyolojide irâdesi olmayan mâdenler ve bitkilerin tabîî âdetlerden istisnâi olarak ayrılmaları kabûl edilmiştir. Şimdi etrafta olan âdet ve kâide çerçevesinden irâdesiz çıkış, böyle bir zulmeti doğurursa, insanın ilâhî kanunlar ve ahlâk kâideleri çerçevesinden irâdesiyle çıkmasının, etrafta ve kendisinde ne gibi zulmetleri doğuracağı îzâh edilemez. Nitekim âyet-i kerimede, Rûm sûresinde:

(Rum, 30/41) “Zaharel fesâdu fîl berri vel bahri bimâ kesebet eydin nâsi”

"İnsanların elleriyle kazandıkları şey sebebiyle, karada ve denizde fesâd ortaya çıktı" buyrulur. "Azâzîl" İblîs'in ismidir. Küçüğün, büyüğün emrine itâat etmesi ahlak kâidelerinden iken, İblîs bu kâide dışına çıkıp, haset duygusuyla Âdem hakkında Hakk'a karşı i'tirâza cür'et etti ve bu cür'eti ve edepsizliği sebebiyle saâdet kapısından kovuldu.[48]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)