Kul sîrû fî-l-ardi fenzurû keyfe kâne ‘âkibetu-lleżîne min kabl(u)(c) kâne ekśeruhum muşrikîn(e)
De ki: "Yeryüzünde dolaşın da önceki milletlerin sonlarının nasıl olduğuna bakın." Onların çoğu Allah'a ortak koşan kimselerdi.
Rûm Sûresi
Yolumuza Mesnevi-i Şerif ile devam edelim, "Sîrû!" buyurdu, cihanda taleb et! Bahtı ve nasîbi imtihân et!
Bu beyt-i şerîfte sûre-i Rûmda olan (Rûm, 30/42) ya’nî “Yeryüzünde geziniz! Evvelden gelenlerin akıbeti nasıl olduğuna bakınız!” âyet-i kerîmesine işâret buyurulur. Ve “gezmek”ten murâd, ne olduğu dahi sûre-i Hac’da vâki’ olan (Hac, 22/46) ya’nî “Acabâ yeryüzünde gezmezler mi ki, onlar için taakkul edecek kalbler yâhud işitecek kulaklar hâsıl olsun!” âyet-i kerîmesinde îzâh buyurulmuştur. Binâenaleyh bu beyt-i şerîfte dahi yeryüzünde gezmek ve kemâlât-ı akliyye tahsîli için gezmek olur. “Baht", tâli’, kader, kısmet, izzet, saâdet. “Rûzî”, nzık ve nasîb ma’nâlarınadır; ve bunlardan murâd akl-ı kâmildir, ikinci mısrâ’daki “baht ve rûzîrâ” ibâresi hem birinci mısrâ’a ve hem de ikinci mısrâ’daki “hemî kün imtihân" ibâresine merbûttur. Ya’nî, Hak Teâlâ “Yeryüzünde geziniz!" buyurdu. Binâenaleyh cihânda gez; ve saâdet ve nzık ve nasîb-i ma’nevî olan akl-ı kâmili taleb et! Ve gezip yürüdüğün yerlerde insanlar arasında bu akl-ı kâmili araştır ve tecrübe et! Veyâhud kendi tâli’ini ve nasîbini tecrübe et! Zîrâ sahte ve nâkıs mürşidler arasında insân-ı kâmili bulup tanımak güçtür ve tâli’ işidir.[49]