Kul innemâ e'izukum bivâhide(tin)(s) en tekûmû li(A)llâhi meśnâ vefurâdâ śümme tetefekkerû(c) mâ bisâhibikum min cinne(tin)(c) in huve illâ neżîrun lekum beyne yedey ‘ażâbin şedîd(in)
(Ey Muhammed!) De ki: "Ben size ancak bir tek şeyi, Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkıp düşünmenizi öğütlüyorum. Arkadaşınız Muhammed'de cinnetten eser yoktur. O, şiddetli bir azaptan önce sizin için ancak bir uyarıcıdır."
De ki: "Size sadece bir tek nasihat edeceğim. Şöyle ki: Allah için ikişer, üçer ve teker teker kalkarsınız, sonra da iyi düşünürsünüz." Arkadaşınızda (peygamberde) delilikten eser yoktur. O, yalnız şiddetli bir azabın önünde, sizi sakındıracak bir peygaberdir.
Bu ayet, insanları Allah için düşünmeye ve hakikati idrak etmeye çağıran bir öğüt içermektedir. Anahtar kavramlar, öğüt verme, düşünme eylemi, delilik isnadının reddi ve uyarıcı rolü etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Va'z (وعظ), bir kimseye iyilikle hatırlatmak, korkutarak veya teşvik ederek bir şeyi emretmek veya yasaklamak demektir. Ayetteki 'أَعِظُكُم' ifadesi, Peygamber'in insanlara Allah'ın emir ve yasaklarını hatırlatarak onları doğru yola sevk etme çabasını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Va'z (وعظ), kalbi yumuşatacak ve öğüt verilecek şeyi hatırlatacak sözdür. Burada Peygamber'in insanlara tek bir öğütle, yani Allah için kalkıp düşünmeleriyle hakikati görmelerini sağlama amacı güdülmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fikr (فكر), bir şeyi idrak etmek için kalbi hareket ettirmektir. Tefekkür (تَفَكُّر), bir şeyi idrak etmek için düşünceyi düzenli bir şekilde kullanmaktır. Ayetteki 'تَتَفَكَّرُوا۟' ifadesi, insanların aceleci hükümlerden kaçınarak, Peygamber'in getirdiği mesaj üzerinde derinlemesine düşünmelerini ve hakikati kendi akıllarıyla bulmalarını teşvik eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'tefekkür' kavramı, sadece zihinsel bir aktivite değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur. İnsanların Allah'ın ayetleri ve evren üzerindeki işaretler hakkında düşünerek doğru yolu bulmaları beklenir. Bu ayetteki tefekkür, Peygamber'in mesajının doğruluğunu sorgulama ve anlama sürecini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Fikr (فكر), bir şeyi bilmek için zihnin hareketidir. Tefekkür (تَفَكُّر), bir şeyi idrak etmek için zihni çalıştırmaktır. Ayetteki bağlamda, insanların Peygamber'in durumunu ve getirdiği mesajı tarafsız bir şekilde değerlendirmeleri için zihinsel bir çaba sarf etmeleri istenmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Cinn (جنّ), örtülü ve gizli olan her şey için kullanılır. Cinnet (جنّة), aklın örtülmesi, yani delilik halidir. Ayetteki 'مِّن جِنَّةٍ' ifadesi, müşriklerin Peygamber'e yönelttiği 'deli' veya 'cinlenmiş' gibi ithamları reddetmekte, onun akıl sağlığının yerinde olduğunu vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cünûn (جنون), aklın örtülmesi ve bozulmasıdır. Ayetteki 'جِنَّةٍ' kelimesi, Peygamber'in akli dengesinde bir sorun olmadığını, aksine onun Allah'tan gelen bir uyarıcı olduğunu belirtmek için kullanılmıştır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cünûn (جنون), aklın bozulmasıdır. Ayetteki 'مِّن جِنَّةٍ' ifadesi, Peygamber'in delilikle itham edilmesinin asılsız olduğunu, onun sözlerinin ve davranışlarının akıllıca ve hikmetli olduğunu göstermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnzâr (إنذار), korkutarak bir şeyden sakındırmaktır. Nezîr (نذير), uyarıcı ve korkutucu demektir. Ayetteki 'نَذِيرٌ' ifadesi, Peygamber'in görevinin insanları çetin bir azaptan önce uyarmak olduğunu, onların iyiliği için bu uyarıyı yaptığını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Nezîr (نذير), bir şeyin kötü sonucunu haber veren ve ondan sakındıran kişidir. Ayetteki 'نَذِيرٌ لَّكُم بَيْنَ يَدَىْ عَذَابٍ شَدِيدٍ' ifadesi, Peygamber'in sadece bir haberci değil, aynı zamanda insanları bekleyen büyük bir tehlikeye karşı önceden uyaran bir elçi olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'nezîr' kavramı, genellikle peygamberlerin temel görevlerinden biri olarak geçer. Onlar, insanları Allah'ın azabına karşı uyaran, doğru yolu gösteren ve sorumluluklarını hatırlatan kişilerdir. Bu ayette de Peygamber'in bu uyarıcı rolü açıkça ifade edilmektedir.
Sebe' Sûresi
Uluhiyyet mertebesi risalet mertebesini konuştuşturmakta ve Ey Muhammed sav onlara de ki! Size sadece bir öğüt/nasihat veriyorum. “Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri irsal ediyorum. Allah tarafından gelen vahyile sizin bilemeyeceklerinizi biliyorum.” Size nasihat ediyorum” demek, size olgunluk ve kemâl yolunu gösteriyorum, iyiliğinizi ve hayrınızı arzu ediyorum, samimiyetle kurtuluşunuzu istiyorum demektir. Mev’iza kelimesi, “Nasihat, öğüt, vaaz” anlamına gelir.
Risalet mertebesi uluhiyyet ile abdiyyet mertebelerini buluşturma ve birleştirme görevini ifa eder. Bu yüzden Hz Rasulullah ve onun kâmilleri Muhammed-ül emin’lik vasıfları ile insanlık için en büyük öğüt ve nasihat verenlerdir. Kâmil bir insan’ın elinden bir kişiye ulaşabilecek en büyük öğüt/nasihat, kendini ve rabbini bildirmesi ve tanıtmasıdır. Bazı ayeti kerimelerde bu husus şöyle belirtilmektedir.
8/68 “Ubelligukum rÎsâlâti rabbî ve ene lekum nâsıhun emîn.” Âraf/68 "Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."
8/62 “Ubelligukum rÎsâlâti rabbî ve ensahu lekum ve a’lemu minallahi mâ lâ ta’lemûn.” Âraf/62 "Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum."
“Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkıp düşünmenizi öğütlüyorum” Allah için demek kişnin kendisindeki uluhiyyet mertebesi hakkı ve ona zuhur mahalli olmak için, ister ikilik tenzih anlayışı üzere ister vahdet birlik anlayışı üzere olduğunuzda şuur idrak ve tefekkürünüzle kıyam ederek yeniden eski anlayış ve dininizden uzak kalarak akledip düşünmenizi nasihat ediyorum. Hz Rasulullah’ın o dönemde Mekke ve Medine halkına yaptığı bu öğüt ve nasihatlar halen günümüzde de onun kamilleri tarafından öğüt olarak verilmeye devam edilmektedir.
“Arkadaşınız Muhammed'de cinnetten eser yoktur” Hadî isminin mazharı olduğu için Mudil isminden bir zuhur onda olmaz çünkü o hidayet için gönderilmiştir. Tüm esma-i ilahiyye kendisinde mevcuttur mudil dahi vardır ancak o bunu gerektiğinde karşı tarafı dalalete uğratmak için kullanır.
“O, şiddetli bir azaptan önce sizin için ancak bir uyarıcıdır." O Beşir ( müjdeci) olduğu gibi aynı zamanda şefkatli bir uyarıcı ve ikaz edicidir. ÇHU
~~34.47~
قُلْ مَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْ اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ شَهٖيدٌ
34.47 - Kul mâ seeltukum min ecrin fehuve lekum, in ecriye illâ alallâh, ve huve alâ kulli şey'in şehîd.
Diyanet Meali:
34/47 De ki: "Sizden herhangi bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Benim ücretim ancak Allah'a aittir. O, her şeye hakkıyla şahittir." Elmalılı Hamdi Yazır:
34/47 De ki: ben sizden ücrete dâir bir şey istersem o sırf sizin kendiniz içindir, benim ecrim ancak Allaha aiddir ve Allah her şey'e şâhiddir