İçeriğe atla
Yâsîn 11Cüz 22 · Sayfa 440

Yâsîn Sûresi 11. Âyet

يس

Sohbete sor

İnnemâ tunżiru meni-ttebe'a-żżikra veḣaşiye-rrahmâne bilġayb(i)(s) febeşşirhu bimaġfiratin veecrin kerîm(in)

Sen ancak Zikr'e (Kur'an'a) uyanı ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükafatla müjdele.

Yâsîn Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Yukarıdaki Âyet-i Kerîme’lerde Cenâb-ı Hakk (c.c.) zâtıyla olan tek hitâp burada Allah (c.c.)’ın Hazreti Resûlullah’a verdiği bir görev ve Hazreti Resûlullah’ın bu görevi gerekli yerlere iletmesi ile üçlü bir hüküm olarak ortaya çıkmaktadır. İşte mânâların hangi kaynaktan geldiğini anlayabilmek açısından bunlar önemlidir yoksa

sadece sûri bir tertip içerisinde mânâsı, rûhu ve nûru olmadan anlamaya çalışmak büyük eksiklik olur. Hâdisler ve tevhîd ilmi ile ilgili bütün ilmi konular dahil hepsi bu hüküm içerisindedir.

Yakıyn ehli olanlara böyle bir ikâz geçerli değildir ancak beşeriyetleri ile Kûr’ân-ı Kerîm’e tabî olanlara ikâz yapılmaktadır ki bu ikâz ancak bunlara tesir eder çünkü cennet ve cehennem tasaları vardır. Beşeriyetini aşmış kimseler bu ikâzları aşmışlardır ancak daha önceki dönemlerinde bu ikâzlar alınmadan da oraya ulaşamazlar.

Zikr kelime mânâsı olarak hatırlamak demektir, işte târikat adablarından başlıcası olan zikr kelimesi asli olarak iki mânâda kullanılmaktadır:

Birincisi, esmâ-i hüsnâ’daki bâzı isimleri tekrar etmekten ibaret olan sistemdir. Efendimiz (s.a.v) “Cennet bahçelerini ziyaret ediniz” diye buyurduğunda sahabeyi kîram “Ya Resûlullah (s.a.v) dünyâda cennet bahçesi varmı ki ziyaret edelim” diye sordu, bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) “Zikr halkaları cennet bahçeleridir” demiştir. İşte bu esmâlar belirli sistemler içerisinde zikredilerek onların hakîkatlerinin ortaya çıkmasını sağlanmaktadır yoksa sadece sayısal bir oluşum ile tatbikatta bulunmak değildir. Örneğin Kahhar esmâsı çekildiğinde o kişideki nefsâniyeti kahretmesi gerekiyor. Bu şekilde uygun bir tesir sahası olmaz ise yapılan bu zikr kişiye zarar verir.

İkincisi, o esmâların mânâlarını hatırlamak yâni ilmi yönde düşünmek, tefekkür etmektir.

İşte sesli veya sessiz olarak bir zikr yapılıyorken bu iki mânânın da faaliyette olması gerekiyor ki beyinlerimize bir şey girsin ve ilmi idrâkimiz artsın. Zikri yapılan esmâ beynimizde bir takım açılımlar ve gönlümüzde muhabbet yapar. İşte zikrin hatırlama yönü budur ki tekrar sırasında mânâsının idrâk edilmesidir yoksa aşırı bir şekilde ve kişinin kendisini kaybederek yaptığı zikr bir fayda sağlamaz çünkü din akla gelmiştir ve aklın gittiği yerde din de biter, mükellefiyette biter ki, o kadar ciddi bir meseledir.

Cenâb-ı Hakk (c.c.) Âdem (a.s.)’a bütün isimleri talim ettirdi, işte esmâ-i ilâhîyye eğitimi, tevhîd eğitimi daha oradan başlıyor. Âdem (a.s.)’a öğretilen bu esmâ-i ilâhîyyenin zuhuruda Hazreti Resûlullah’da ortaya geldi. Bütün esmâ-i ilâhîyye Efendimiz (s.a.v.)’de faaliyet sahasına çıktı.

Kim ki bu zikrettiği şeyin yâni Kûr’ân-ı Kerîm’in hakîkatini idrâk etti, işte onlar Rahmân’ın haşyeti ile titrediler. Ve “Ya Rabbim zâtındaki hayretimi arttır” duasına yöneldiler, daha fazla hayrette kalmak için.

İnsân yalnız kaldığı zaman rahat hareket etmeye başlar, işte bunu bile bu Âyet-i Kerîme hükmüyle kişi yapmıyor ve gaybte dahi aynı haşyette oluyor.

Rabbül âlemînin huzurunda iken özel olarak namazda isek te namaz dışında da O’nun huzurundayız ki, zâten O’nun huzurundan başka huzur yeri yoktur. İşte bu nezâket halini idrâk etmemiz lâzımdır ki yaptığımız her eylemi bu nezâket ve titizlik içerisinde yapalım. Bu anlatımlar târikat mertebesi içinde geçerlidir.

Hakikat ve mârifet mertebesinde ise bilinir ki eylemlerin hepsi Hakk’tır ve O öyle dilemiştir.

“Ecrin kerîm” ifâdesi de, şeriat ve târikat mertebesi îtibariyla olan mükâfatı göstermektedir ki, cennettir. Ayrıca, hakikat ve marifet mertebesinde, “Ecrin kerîm” Cenâb-ı Hakk’ın kendi hakikatini bildirmesidir ki, buda “Zât-î ihsan”dır.

NOT= Zikr hakkında daha geniş bilgi, (Kûr’ân-ı Kerîm’de tesbih ve zikr) isimli kitabımızda mevcuttur dileyen oraya da bakabilir.)

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)