Cenâb-ı Hakk (c.c.) tekrar muhatab alarak ve tasdik ederek “İnneke” hitâbıyla evvelâ Efendimiz (s.a.v)’in şahsında sonra bütün peygamber hazerâtının ve evliya hazerâtının şahıslarında olmak üzere bütün insânlar için kim okursa okusun muhakkak irsâl edecek bir şey vardır, hitâbını yapıyor.
Kişi bütün Kûr’ân-ı Kerîm’i bilmese dahi içinden neyi biliyorsa onu mutlaka ulaştırması lâzımdır. En küçüğünden en büyüğüne kadar “İnneke” hitâbına muhataptır. “Sen” okuyan kişi, bilebildiğin kadar başkalarına ulaştırmaya görevlisin, demektir.
Ancak şunu da belirtmek lazımdır ki bu tebliği âmirâne olarak değil nezâketle yapmak lâzımdır ki tepki alınmasın ve İslâmiyet küçük düşürülmesin. En çok şâhit olduğumuz olaylardan biridir, çünkü kişi saf ve temiz haliyle namaz kılmaya ve İslâmiyeti incelemeye başlar, üç ay beş ay sonra çevresine “hadi siz de namaza başlayın” vb. gibi telkinlerde bulunmaya başlar, işte bu şekilde değil de bu âyetin hükmü altında nezâketle bu işlerin yapılması gerekmektedir.
İrsâl olunma Allah’ın zâtından ef’âline irsâl olunmadır yâni mânâ âleminden, bâtın âlemden zâhir âleme madde âlemine gönderilmedir. İşte bu sahada kimin ne kadar oluşumu var ise o kadar bu gönderilmişlikten sorumludur.
Efendimiz (s.a.v) ‘in mübârek şahsında bu sistem zuhura çıkmaktadır ve ondan sonra gelenler ondan nûrunu, rûhunu ve hakîkatlerini alarak onun görevinin elçileri olmaktadırlar. Ayrıca bu elçilik Muhammedîyyet mertebesinin elçiliğidir.
عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
(Alâ sırâtın mustekîm.)