Cundun mâ hunâlike mehzûmun mine-l-ahzâb(i)
Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş ve şuracıkta bozguna uğrayacak derme çatma bir ordudur.
Onlar burada çeşitli partilerden (gruplardan) bozguna uğramış bir ordudur.
Bu ayet, geçmiş ümmetlerin akıbetini ve Allah'a karşı gelenlerin zayıflığını tasvir etmektedir. 'Cünd', 'mehzûm' ve 'ahzâb' kavramları, bu zayıflığı ve yenilgiyi vurgulayarak ilahi kudretin üstünlüğünü ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cünd' kelimesini 'topluluk, ordu' olarak tanımlar ve Kur'an'da genellikle Allah'ın orduları veya O'na karşı gelenlerin orduları için kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise Allah'a karşı birleşen, ancak zayıf ve yenilgiye uğrayacak olan topluluğu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'cünd' kelimesinin mecazi olarak 'bir araya gelmiş topluluk' anlamında kullanıldığını ifade eder. Burada, Allah'a karşı birleşen, ancak zayıf ve yenilgiye mahkum olan 'ahzâb'ın bir parçası olarak mecazi bir orduyu temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cünd' kavramının Kur'an'da genellikle 'Allah'ın orduları' veya 'şeytanın orduları' gibi belirli bir amaca hizmet eden organize gruplar için kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, ilahi iradeye karşı çıkan ve sonuçta yenilgiye uğrayan bir 'karşıt ordu' anlamını taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hezm' kökünden türeyen 'mehzûm' kelimesini 'yenilgiye uğramış, mağlup edilmiş' olarak açıklar. Ayette, Allah'a karşı gelen 'ahzâb'ın kaçınılmaz akıbetini, yani bozguna uğramış ve perişan olmuş hallerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hezm' kelimesinin 'bir şeyi kırmak, dağıtmak' anlamlarına geldiğini ve 'mehzûm'un da 'yenilgiye uğratılmış, gücü kırılmış' demek olduğunu belirtir. Ayette, 'cünd'ün zayıflığını ve ilahi kudret karşısındaki acizliğini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hezm'in 'bir şeyi parçalamak, dağıtmak' ve 'düşmanı yenmek' anlamlarını taşıdığını ifade eder. 'Mehzûm' ise, bu ayette, Allah'ın iradesi karşısında direnemeyen ve dağılıp giden topluluğun durumunu betimler.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hizb' kelimesinin 'topluluk, grup' anlamına geldiğini ve 'ahzâb'ın da 'farklı gruplardan oluşan topluluklar' olduğunu belirtir. Kur'an'da genellikle Allah'a karşı birleşen düşman grupları için kullanılır ve bu ayette de aynı anlamı taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hizb'in 'bir iş üzerinde birleşen topluluk' olduğunu ve 'ahzâb'ın da 'birbirine destek olan, bir araya gelmiş gruplar' anlamına geldiğini ifade eder. Bu ayette, Allah'a karşı birleşen ve sonuçta yenilgiye uğrayan düşman topluluklarını simgeler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hizb' ve 'ahzâb' kavramlarının Kur'an'da genellikle 'bir ideoloji veya amaç etrafında toplanmış gruplar' için kullanıldığını vurgular. Bu ayette, ilahi mesaja karşı çıkan ve birleşen, ancak zayıf düşen grupları ifade eder.
Sâd Sûresi
Âyette “çeşitli gruplar”dan kasıt, peygamberleri yalanlamak için hizipler oluşturmuş, birleşmiş ama sonunda ilâhî kahr ile perişan edilmiş kavimlerin tamamıdır. Allah Teâlâ, Resûlullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) teselli vererek adeta şöyle buyurmaktadır: “Mekkeli müşriklerin onlardan farkı yoktur. Onlar da daha önce peygamberlerini yalanlayan ve helâk edilen topluluklar gibi, yenilmeye mahkûm bir güruhtur. Çok yakında dağılacak, kırılacak, hezimete uğrayacaklardır. Sen onların sözlerine aldırma, hezeyanlarına kulak verme!” Bu âyetler Mekke döneminde inmiş olsa da ileride vuku bulacak hadiseleri de haber vermektedir. Nitekim Bedir’de müşrik ordusunun ileri gelenlerinden yetmiş kişi öldürülmüş, ordu darmadağın olmuştu. Hendek’te ise farklı kabilelerden oluşan büyük topluluk, şiddetli soğuk ve fırtınayla dağılıp geri dönmek zorunda kalmıştı. Nihayetinde ise Mekke’nin fethinde tamamen bozguna uğrayarak tarihe karışacaklardı.
Enfüsî anlamda âyet yalnız müşrik toplulukları değil, aynı zamanda nefsin iç dünyasındaki dağınık kuvvelerine de işaret eder. Çünkü insanın bâtınında da birbirine muhalif çok sayıda “hizip” vardır:
Emmâre nefsin hevâsı; arzuları ve şehvetleri, Gazab kuvvesi; öfke ve saldırganlık yönü, Vehim ve hayal; hakikati perdeleyen kuruntular, Benlik gururu ve kibir; Hakk’a karşı direnen taraf.
Bunların hepsi, âdeta peygamberlerin çağrılarına ve getirdikleri hakikate karşı birleşen müşrik orduları gibidir. Lâkin hepsi geçici ve darmadağın olmaya mahkûmdur. Çünkü tevhîdin nuru kalpte zuhur ettiğinde, bu hizipler teker teker bozguna uğrar.
Nitekim Bedir’de müşriklerin hezimeti nefsin şehvet ve gazab ordularının kırılmasına, Hendek’teki rüzgâr ve fırtına, vehim ve kuruntuların dağıtılmasına işaret sayılabilir. En nihayetinde Mekke’nin fethi, kalbin fethiyle özdeşleşir: kalp, Allah’ın vahdâniyet nuru ile bütünüyle fethedilir; nefsin hizipleri yok olur, yalnız Hakk’ın hükmü sürer.
Böylece âyet, Resûlullah’a müşriklere karşı teselli verdiği gibi, sâlike de nefsine karşı teselli verir: “Korkma! Hepsi bir araya gelseler de bu derme çatma ordu yenilmeye mahkûmdur. Sen sebat et, sabret, onların hezeyanlarına kulak asma. Çünkü galip gelecek olan yalnız Hak’tır.”
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْاَوْتَادِۙ وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الْاَحْزَابُ
(38/12-13) Kezzebet kablehum kavmu nûhin ve ’âdun ve fir’avnu zû-l-evtâd. Ve śemûdu ve kavmu lûtin ve ashâbu-l-eyketi ulâ-ike-l-ahzâb.
(38/12-13) Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi Firavun, Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eyke halkı da Peygamberleri yalanlamışlardı. İşte onlar da (böyle) gruplardı.