İçeriğe atla
Sâd 11Cüz 23 · Sayfa 453

Sâd Sûresi 11. Âyet

ص

Sohbete sor

Cundun mâ hunâlike mehzûmun mine-l-ahzâb(i)

Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş ve şuracıkta bozguna uğrayacak derme çatma bir ordudur.

Sâd Sûresi

Âyette “çeşitli gruplar”dan kasıt, peygamberleri yalanlamak için hizipler oluşturmuş, birleşmiş ama sonunda ilâhî kahr ile perişan edilmiş kavimlerin tamamıdır. Allah Teâlâ, Resûlullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) teselli vererek adeta şöyle buyurmaktadır: “Mekkeli müşriklerin onlardan farkı yoktur. Onlar da daha önce peygamberlerini yalanlayan ve helâk edilen topluluklar gibi, yenilmeye mahkûm bir güruhtur. Çok yakında dağılacak, kırılacak, hezimete uğrayacaklardır. Sen onların sözlerine aldırma, hezeyanlarına kulak verme!” Bu âyetler Mekke döneminde inmiş olsa da ileride vuku bulacak hadiseleri de haber vermektedir. Nitekim Bedir’de müşrik ordusunun ileri gelenlerinden yetmiş kişi öldürülmüş, ordu darmadağın olmuştu. Hendek’te ise farklı kabilelerden oluşan büyük topluluk, şiddetli soğuk ve fırtınayla dağılıp geri dönmek zorunda kalmıştı. Nihayetinde ise Mekke’nin fethinde tamamen bozguna uğrayarak tarihe karışacaklardı.

Enfüsî anlamda âyet yalnız müşrik toplulukları değil, aynı zamanda nefsin iç dünyasındaki dağınık kuvvelerine de işaret eder. Çünkü insanın bâtınında da birbirine muhalif çok sayıda “hizip” vardır:

Emmâre nefsin hevâsı; arzuları ve şehvetleri, Gazab kuvvesi; öfke ve saldırganlık yönü, Vehim ve hayal; hakikati perdeleyen kuruntular, Benlik gururu ve kibir; Hakk’a karşı direnen taraf.

Bunların hepsi, âdeta peygamberlerin çağrılarına ve getirdikleri hakikate karşı birleşen müşrik orduları gibidir. Lâkin hepsi geçici ve darmadağın olmaya mahkûmdur. Çünkü tevhîdin nuru kalpte zuhur ettiğinde, bu hizipler teker teker bozguna uğrar.

Nitekim Bedir’de müşriklerin hezimeti nefsin şehvet ve gazab ordularının kırılmasına, Hendek’teki rüzgâr ve fırtına, vehim ve kuruntuların dağıtılmasına işaret sayılabilir. En nihayetinde Mekke’nin fethi, kalbin fethiyle özdeşleşir: kalp, Allah’ın vahdâniyet nuru ile bütünüyle fethedilir; nefsin hizipleri yok olur, yalnız Hakk’ın hükmü sürer.

Böylece âyet, Resûlullah’a müşriklere karşı teselli verdiği gibi, sâlike de nefsine karşı teselli verir: “Korkma! Hepsi bir araya gelseler de bu derme çatma ordu yenilmeye mahkûmdur. Sen sebat et, sabret, onların hezeyanlarına kulak asma. Çünkü galip gelecek olan yalnız Hak’tır.”


Âyet 12-13

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْاَوْتَادِۙ وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الْاَحْزَابُ

(38/12-13) Kezzebet kablehum kavmu nûhin ve ’âdun ve fir’avnu zû-l-evtâd. Ve śemûdu ve kavmu lûtin ve ashâbu-l-eyketi ulâ-ike-l-ahzâb.

(38/12-13) Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi Firavun, Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eyke halkı da Peygamberleri yalanlamışlardı. İşte onlar da (böyle) gruplardı.