İçeriğe atla
Sâd 34Cüz 23 · Sayfa 455

Sâd Sûresi 34. Âyet

ص

Sohbete sor

Velekad fetennâ suleymâne ve elkaynâ ‘alâ kursiyyihi ceseden śümme enâb(e)

Andolsun, biz Süleyman'ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık. Sonra tövbe edip bize yöneldi.

Sâd Sûresi

Hz. Süleyman’ın imtihan edilmesi ve tahtı üzerine bir ceset bırakılması konusunda farklı rivayetler nakledilmiştir. Bunlardan özellikle iki rivayet öne çıkmaktadır:

Birinci rivayete göre Hz. Süleyman, yeni doğan çocuğunu kötü güçlerden korumak için birtakım tedbirler düşünmüş, fakat Allah’a tevekkülü ihmal ettiği için korktuğu başına gelmiş ve evladı ölmüştür. Çocuğun cesedini tahtında görünce hatasını anlayıp Allah’tan af dilemiştir.

İkinci rivayete göre ise Hz. Süleyman, hanımlarının her birinden oğul sahibi olmayı, bu çocukların da Allah yolunda cihad etmelerini arzulamış; ancak “inşâallah” demeyi unuttuğu için sadece bir hanımından sakat bir çocuk dünyaya gelmiş ve onunla imtihan edilmiştir. (Buhârî, Enbiyâ, 40). Bunun üzerine Hz. Süleyman Allah’tan bağışlanma dilemiş ve kendisine mülk ihsan etmesini niyaz etmiştir.

Müfessirlerin bir kısmına göre bu rivayetler asılsız olup âyette zikredilen “ceset”, mecazî olarak Hz. Süleyman’ın bir dönem fiziki gücünü yahut siyasî otoritesini kaybetmesini sembolize etmektedir.

Haddizatında buradan çıkarılan mesaj şudur: Hz. Süleyman gibi yüce bir peygamber ve güçlü bir hükümdar bile imtihanlardan geçmiştir. O hâlde Allah katındaki manevî mertebesi yahut dünyevî kudreti ne olursa olsun her insan, Allah’ın yardımına, himayesine, affına ve keremine muhtaçtır. Hiç kimse, sahip olduğu maddî güç veya mânevî makam sebebiyle kendisini Allah’tan bağımsız göremez; böyle bir tutum içine girmemelidir. (Kurân Yolu, 5/582) Tasavvufî açıdan ise “tahtı üzerine ceset bırakılması”, hakikatten yoksun sûretin remzi olarak yorumlanabilir. Bu husus Allah Teâlâ’nın Hz. Süleyman’a mülk ve saltanatın hakikat itibariyle kula ait bir öz mal olmadığını, yalnızca emanet ve gölge hükmünde bulunduğunu hatırlatmasıdır. Ceset, ruhsuz ve cansız bir varlıktır; işaret ettiği mânâ, ruhsuz saltanatın da bir ceset gibi değersiz oluşudur.

Sâlik için bu imtihan, nefiste beliren kudret ve iktidar hayallerinin Hak’tan kopuk olduğunda boş bir sûretten ibaret kaldığını göstermektedir. Hz. Süleyman’ın yaşadığı bu durum, Hak Teâlâ’nın gayret tecellîsi ile ilgilidir. Zira Allah, kulunun kalbinde kendisinden başkasının yer etmesine razı olmaz. Bir anlık gafletle kalbe sızan dünyevî arzu veya beşerî sevgi, Hak tarafından derhal perdeye çevrilir; kul da bu ağırlığı hissederek yeniden O’na yönelir. Bu bağlamda “ceset”, Hz. Süleyman’ın kalbinde beliren dünyevî yönelişin mecazî karşılığı ifade eder.


Âyet 35

قَالَ رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَهَبْ ل۪ي مُلْكًا لَا يَنْبَغ۪ي لِاَحَدٍ مِنْ بَعْد۪يۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ

(38/35) Kâle rabbi-ġfir lî veheb lî mulken lâ yenbeġî li-ehadin min ba’dî inneke ente-lvehhâb.

(38/35) Süleyman, “Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye lâyık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!” dedi.