Velekad fetennâ suleymâne ve elkaynâ ‘alâ kursiyyihi ceseden śümme enâb(e)
Andolsun, biz Süleyman'ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık. Sonra tövbe edip bize yöneldi.
Andolsun ki Süleyman'ı imtihan da ettik ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra tekrar tevbe ile önceki haline döndü.
Bu ayet, Hz. Süleyman'ın yaşadığı bir imtihanı ve sonrasında Allah'a yönelişini anlatmaktadır. Anahtar kavramlar, imtihanın mahiyetini, bu imtihanın tezahürünü ve Süleyman'ın tepkisini dilbilimsel ve semantik derinliğiyle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fetn' kelimesinin aslının altını ateşe sokarak saflığını ortaya çıkarmak olduğunu belirtir. Ayetteki 'fetenna Süleyman' ifadesi, Süleyman'ın imanının ve sabrının sınanması, zorlu bir durumla karşı karşıya bırakılması anlamında kullanılmıştır. Bu, bir tür arındırma ve olgunlaştırma sürecidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'fitne' kelimesinin deneme, imtihan, musibet ve belaya düşürme gibi anlamlara geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanım, Allah'ın Süleyman'ı bir musibet veya zorlukla sınayarak onun teslimiyetini ve sabrını ölçtüğünü gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fitne' kavramının Kur'an'da genellikle bir deneme, sınama ve bazen de bu deneme sonucunda ortaya çıkan kargaşa veya sapma anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'fetenna', Süleyman'ın Allah'a olan bağlılığının ve hükümranlığının bir testten geçirildiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'elkaynâ' fiilinin bir şeyi bir yere bırakmak, atmak anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'elkaynâ alâ kürsiyyihî ceseden' ifadesi, Allah'ın kudretiyle bir 'cesed'i Süleyman'ın tahtına koyduğunu, bu durumun Süleyman için bir imtihan olduğunu açıklar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'elkaynâ' fiilinin mecazi olarak bir şeyi bir duruma sokmak veya bir şeyi birine musallat etmek anlamında da kullanılabileceğini ifade eder. Bu bağlamda, 'cesed'in Süleyman'ın kürsüsüne bırakılması, onun hükümranlığının geçici olarak zayıflatılması veya bir musibetle karşılaşması olarak yorumlanabilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'elkaynâ' fiilinin 'bırakmak, atmak' anlamının yanı sıra, bir şeyi bir yere yerleştirmek veya bir durumu meydana getirmek anlamında da kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'cesed'in kürsüye bırakılması, Süleyman'ın otoritesinin sarsıldığı veya bir vekilin geçici olarak onun yerine geçtiği bir durumu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kürsî' kelimesinin oturulan yer, taht anlamına geldiğini ve aynı zamanda ilim, kudret ve hükümranlığın sembolü olduğunu belirtir. Ayetteki 'kürsiyyihî', Süleyman'ın sadece fiziksel oturduğu yeri değil, aynı zamanda onun krallığını, otoritesini ve hükmetme gücünü temsil eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kürsî'nin hükümdarların oturduğu taht olduğunu ve bu tahtın, hükümranlığın ve gücün alameti olduğunu ifade eder. 'Cesed'in kürsüye bırakılması, Süleyman'ın hükümranlığının geçici olarak elinden alınması veya zayıflatılması anlamına gelir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kürsî' kelimesinin Kur'an'da hem somut bir oturma aracı hem de soyut olarak Allah'ın kudret ve hükümranlığının sembolü olarak kullanıldığını belirtir. Süleyman bağlamında ise, onun dünyevi krallığının ve otoritesinin merkezini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'cesed' kelimesinin ruhsuz beden anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ceseden' ifadesi, Süleyman'ın tahtına bırakılan şeyin cansız, ruhsuz bir varlık olduğunu, bu durumun onun hükümranlığının geçici olarak işlevsiz hale geldiğini veya bir vekilin ruhsuz bir şekilde tahta oturduğunu ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cesed'in ruhsuz beden olduğunu ve Kur'an'da genellikle bu anlamda kullanıldığını ifade eder. Süleyman kıssasındaki 'cesed', onun hükümranlığının geçici olarak zayıflaması, otoritesinin sarsılması veya bir vekilin cansız bir şekilde tahta oturması gibi farklı yorumlara açıktır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cesed'in Kur'an'da genellikle ruhsuz, cansız bir varlığı ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'cesed', Süleyman'ın hükümranlığının geçici olarak ruhsuz, etkisiz veya zayıf bir duruma düştüğünü sembolize eder, bu da onun yaşadığı imtihanın bir parçasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'inâbe' kelimesinin bir şeye tekrar tekrar yönelmek, dönmek anlamına geldiğini ve Allah'a yönelişin en üst derecesi olduğunu belirtir. Ayetteki 'enâbe', Süleyman'ın yaşadığı imtihan sonrası tüm benliğiyle Allah'a yöneldiğini, O'na sığındığını ve tövbe ettiğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'inâbe'nin Allah'a yönelmek, O'na dönmek ve O'ndan yardım dilemek olduğunu açıklar. Süleyman'ın 'enâbe' etmesi, yaşadığı zorluk karşısında Allah'a olan bağlılığını yenilemesi ve O'na tam bir teslimiyetle yönelmesi anlamına gelir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'inâbe'nin Kur'an'da genellikle tövbe, Allah'a yöneliş ve O'nun rızasını arama anlamında kullanıldığını belirtir. Süleyman'ın 'enâbe' etmesi, onun imtihan sonrası manevi bir yükseliş yaşadığını ve Allah ile olan bağını güçlendirdiğini gösterir.
Sâd Sûresi
Hz. Süleyman’ın imtihan edilmesi ve tahtı üzerine bir ceset bırakılması konusunda farklı rivayetler nakledilmiştir. Bunlardan özellikle iki rivayet öne çıkmaktadır:
Birinci rivayete göre Hz. Süleyman, yeni doğan çocuğunu kötü güçlerden korumak için birtakım tedbirler düşünmüş, fakat Allah’a tevekkülü ihmal ettiği için korktuğu başına gelmiş ve evladı ölmüştür. Çocuğun cesedini tahtında görünce hatasını anlayıp Allah’tan af dilemiştir.
İkinci rivayete göre ise Hz. Süleyman, hanımlarının her birinden oğul sahibi olmayı, bu çocukların da Allah yolunda cihad etmelerini arzulamış; ancak “inşâallah” demeyi unuttuğu için sadece bir hanımından sakat bir çocuk dünyaya gelmiş ve onunla imtihan edilmiştir. (Buhârî, Enbiyâ, 40). Bunun üzerine Hz. Süleyman Allah’tan bağışlanma dilemiş ve kendisine mülk ihsan etmesini niyaz etmiştir.
Müfessirlerin bir kısmına göre bu rivayetler asılsız olup âyette zikredilen “ceset”, mecazî olarak Hz. Süleyman’ın bir dönem fiziki gücünü yahut siyasî otoritesini kaybetmesini sembolize etmektedir.
Haddizatında buradan çıkarılan mesaj şudur: Hz. Süleyman gibi yüce bir peygamber ve güçlü bir hükümdar bile imtihanlardan geçmiştir. O hâlde Allah katındaki manevî mertebesi yahut dünyevî kudreti ne olursa olsun her insan, Allah’ın yardımına, himayesine, affına ve keremine muhtaçtır. Hiç kimse, sahip olduğu maddî güç veya mânevî makam sebebiyle kendisini Allah’tan bağımsız göremez; böyle bir tutum içine girmemelidir. (Kurân Yolu, 5/582) Tasavvufî açıdan ise “tahtı üzerine ceset bırakılması”, hakikatten yoksun sûretin remzi olarak yorumlanabilir. Bu husus Allah Teâlâ’nın Hz. Süleyman’a mülk ve saltanatın hakikat itibariyle kula ait bir öz mal olmadığını, yalnızca emanet ve gölge hükmünde bulunduğunu hatırlatmasıdır. Ceset, ruhsuz ve cansız bir varlıktır; işaret ettiği mânâ, ruhsuz saltanatın da bir ceset gibi değersiz oluşudur.
Sâlik için bu imtihan, nefiste beliren kudret ve iktidar hayallerinin Hak’tan kopuk olduğunda boş bir sûretten ibaret kaldığını göstermektedir. Hz. Süleyman’ın yaşadığı bu durum, Hak Teâlâ’nın gayret tecellîsi ile ilgilidir. Zira Allah, kulunun kalbinde kendisinden başkasının yer etmesine razı olmaz. Bir anlık gafletle kalbe sızan dünyevî arzu veya beşerî sevgi, Hak tarafından derhal perdeye çevrilir; kul da bu ağırlığı hissederek yeniden O’na yönelir. Bu bağlamda “ceset”, Hz. Süleyman’ın kalbinde beliren dünyevî yönelişin mecazî karşılığı ifade eder.
قَالَ رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَهَبْ ل۪ي مُلْكًا لَا يَنْبَغ۪ي لِاَحَدٍ مِنْ بَعْد۪يۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ
(38/35) Kâle rabbi-ġfir lî veheb lî mulken lâ yenbeġî li-ehadin min ba’dî inneke ente-lvehhâb.
(38/35) Süleyman, “Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye lâyık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!” dedi.