Ve-şşeyâtîne kulle bennâ-in ve ġavvâs(in)
(37-38) Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine verdik.
Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da.
Bu ayet, Hz. Süleyman'a verilen olağanüstü güçleri ve onun emrine amade kılınan varlıkları tasvir etmektedir. Anahtar kavramlar, bu varlıkların türlerini ve işlevlerini dilbilimsel ve semantik derinliğiyle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şeytan kelimesi, 'şatane' kökünden gelir ve 'haktan uzaklaşmak, isyan etmek' anlamındadır. Kur'an'da hem cinlerden hem de insanlardan isyankar olanlar için kullanılır. Bu ayette ise, Hz. Süleyman'ın emrine verilen, insanüstü güçlere sahip, inşaat ve dalgıçlık gibi zor işleri yapan varlıkları ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Şeytanlar, burada 'cinler' anlamındadır ve Hz. Süleyman'a hizmet eden, onun için çalışan varlıkları belirtir. Mecazi olarak, insanlara zor gelen işleri kolayca yapan güçlü varlıklar olarak da anlaşılabilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, şeytan kavramının Kur'an'da genellikle 'Allah'a karşı gelen, insanı saptıran güç' olarak kullanıldığını belirtir. Ancak bu ayetteki bağlamda, 'şeytan' kelimesi, Hz. Süleyman'ın kontrolü altına alınmış, belirli görevleri yerine getiren, doğaüstü varlıkları ifade eder. Bu, şeytanın mutlak kötücül bir varlık olmaktan ziyade, ilahi irade altında bir işlev görebileceğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bennâ, 'benâ' fiilinden türemiş mübalağalı ism-i faildir ve 'çokça bina yapan, usta yapıcı' anlamına gelir. Bu ayette, Hz. Süleyman'ın emrindeki şeytanların, onun için büyük ve sağlam yapılar inşa etme yeteneğine sahip olduklarını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Bennâ kelimesi, 'bina etmek, inşa etmek' anlamındaki kökten gelir ve burada 'inşaatçı, yapıcı' manasındadır. Ayetteki kullanımı, bu şeytanların sadece basit yapılar değil, büyük ve karmaşık binalar yapabilen yetenekli ustalar olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Gavvâs, 'ğavasa' fiilinden türemiş mübalağalı ism-i faildir ve 'çokça dalan, usta dalgıç' anlamına gelir. Ayette, Hz. Süleyman'ın emrindeki şeytanların, denizlerin derinliklerinden inci, mercan gibi değerli madenleri çıkarma yeteneğine sahip olduklarını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Gavvâs, 'suya dalan' demektir. Bu ayette, şeytanların sadece karada değil, denizde de Hz. Süleyman'a hizmet ettiğini, deniz altındaki hazineleri onun için çıkardığını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, gavvâs kelimesinin Kur'an'da geçtiği bağlamlarda genellikle 'derinlere inme, sırları keşfetme' gibi anlamlar taşıdığını belirtir. Bu ayette ise, şeytanların fiziksel olarak denizlerin derinliklerine inerek değerli madenleri çıkarma yeteneğini vurgular, bu da onların insanüstü güçlerine işaret eder.
Sâd Sûresi
Bu âyetlerde şeytanlardan her yapı ustası ve dalgıcın ve zincirlere vurulmuş başka sanatkarların, Hz. Süleyman'ın emrinde çalıştırıldığı ifade edilmektedir. Bunlar muhtemelen Hz. Süleyman'a hizmet eden cinlerle, ona esir düşüp zincirlere vurularak çalıştırılan milletler olmalıdır. Kudüs, Şam ve San’a gibi şehirlerde Hz. Süleyman’a dilediği biçimde kaleler, mâbedler, içinde havuz ve heykellerin bulunduğu saraylar inşa ederlerdi. (Sebe, 34/13). Aralarında onun için dalgıçlık yapan ve denizlerden kıymetli taşlar ve nadide ürünler çıkaranlar da vardı.
İnsan kemale erdiğinde, ilâhî feyzi doğrudan almaya kâbil hâle gelir. Allah da bu feyzin bir neticesi olarak ona semâvî varlıkları musahhar eder. Nitekim Hz. Âdem’e “Âdem’e secde edin” (Bakara, 2/34) buyruğuyla melekler secde ettirilmişti. Yeryüzündeki varlıklar da - cinler, insanlar, şeytanlar, hayvanlar ve kuşlar - Hz. Süleyman’a musahhar kılınmıştır. Bunlar bir anlamda insanın arzî ve nefsî kuvvelerini sembolize eder:
- Cinler: Hayalin ve tahayyülün kuvvetleri olup yaratıcı tasavvur gücünü temsil ederler.
- Şeytanlar: Vesvese ve fitnenin kaynağıdır, kendilerine uymayınca güçlerini kaybederler.
- İnsanlar: Akıl ve idrakin, dolayısıyla toplum ve beşerî düzenin simgesidir.
- Hayvanlar: Bedenî ve tabiat kuvveleri olup içgüdülerin ve duyuların alanıdır.
- Kuşlar: Ruhânî latifelerin ve kalbin ulvî âlemlere yükseliş kabiliyetinin sembolüdür.
Hz. Süleyman’a bunların musahhar kılınması, insan-ı kâmilde bu kuvvelerin denge ve hâkimiyet altına alınışını ifade eder.
Şu hâlde göklerde ve yerde bulunan her şey, varlık mertebelerini kuşatan insan-ı kâmilin bir parçasıdır. Allah, ona feyzinden ihsan ettiğinde, bu parçalar manevî olarak onun emrine girer. Zâhirde ise bu, bazı peygamberlerde mûcize olarak ortaya çıkar. Nitekim Peygamber Efendimiz’in parmağının işaretiyle ayın yarılması da bunun bir örneğidir. Bu sebeple Allah Teâlâ: “İşte bu, bizim ihsanımızdır” (Sâd, 38/39) buyurmuştur. (Dâye, Te’vîlât, 5/191)
هٰذَا عَطَٓاؤُ۬نَا فَامْنُنْ اَوْ اَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ
(38/39) Hâżâ ‘atâunâ femnun ev emsik biġayri hisâb.
(38/39) “İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de (istediğine) hesapsızca ver yahut verme” dedik.