İçeriğe atla
Sâd 37Cüz 23 · Sayfa 455

Sâd Sûresi 37. Âyet

ص

Sohbete sor

Ve-şşeyâtîne kulle bennâ-in ve ġavvâs(in)

(37-38) Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine verdik.

Sâd Sûresi

Bu âyetlerde şeytanlardan her yapı ustası ve dalgıcın ve zincirlere vurulmuş başka sanatkarların, Hz. Süleyman'ın emrinde çalıştırıldığı ifade edilmektedir. Bunlar muhtemelen Hz. Süleyman'a hizmet eden cinlerle, ona esir düşüp zincirlere vurularak çalıştırılan milletler olmalıdır. Kudüs, Şam ve San’a gibi şehirlerde Hz. Süleyman’a dilediği biçimde kaleler, mâbedler, içinde havuz ve heykellerin bulunduğu saraylar inşa ederlerdi. (Sebe, 34/13). Aralarında onun için dalgıçlık yapan ve denizlerden kıymetli taşlar ve nadide ürünler çıkaranlar da vardı.

İnsan kemale erdiğinde, ilâhî feyzi doğrudan almaya kâbil hâle gelir. Allah da bu feyzin bir neticesi olarak ona semâvî varlıkları musahhar eder. Nitekim Hz. Âdem’e “Âdem’e secde edin” (Bakara, 2/34) buyruğuyla melekler secde ettirilmişti. Yeryüzündeki varlıklar da - cinler, insanlar, şeytanlar, hayvanlar ve kuşlar - Hz. Süleyman’a musahhar kılınmıştır. Bunlar bir anlamda insanın arzî ve nefsî kuvvelerini sembolize eder:

  • Cinler: Hayalin ve tahayyülün kuvvetleri olup yaratıcı tasavvur gücünü temsil ederler.
  • Şeytanlar: Vesvese ve fitnenin kaynağıdır, kendilerine uymayınca güçlerini kaybederler.
  • İnsanlar: Akıl ve idrakin, dolayısıyla toplum ve beşerî düzenin simgesidir.
  • Hayvanlar: Bedenî ve tabiat kuvveleri olup içgüdülerin ve duyuların alanıdır.
  • Kuşlar: Ruhânî latifelerin ve kalbin ulvî âlemlere yükseliş kabiliyetinin sembolüdür.

Hz. Süleyman’a bunların musahhar kılınması, insan-ı kâmilde bu kuvvelerin denge ve hâkimiyet altına alınışını ifade eder.

Şu hâlde göklerde ve yerde bulunan her şey, varlık mertebelerini kuşatan insan-ı kâmilin bir parçasıdır. Allah, ona feyzinden ihsan ettiğinde, bu parçalar manevî olarak onun emrine girer. Zâhirde ise bu, bazı peygamberlerde mûcize olarak ortaya çıkar. Nitekim Peygamber Efendimiz’in parmağının işaretiyle ayın yarılması da bunun bir örneğidir. Bu sebeple Allah Teâlâ: “İşte bu, bizim ihsanımızdır” (Sâd, 38/39) buyurmuştur. (Dâye, Te’vîlât, 5/191)


Âyet 39

هٰذَا عَطَٓاؤُ۬نَا فَامْنُنْ اَوْ اَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ

(38/39) Hâżâ ‘atâunâ femnun ev emsik biġayri hisâb.

(38/39) “İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de (istediğine) hesapsızca ver yahut verme” dedik.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)