Kâle fe-inneke mine-lmunzarîn(e)
(80-81) Allah, şöyle dedi: "Sen o bilinen vakte (kıyamet gününe) kadar mühlet verilenlerdensin."
Allah: "Haydi belirli bir vakte kadar mühlet verilenlerdensin" buyurdu.
Bu ayet, Allah'ın İblis'e kıyamet gününe kadar mühlet verdiğini ifade etmektedir. Ayetteki anahtar kavramlar, bu ertelemenin mahiyetini ve İblis'in durumunu dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine anlamamızı sağlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir şeyin ifade edilmesi, sözlü olarak dile getirilmesidir. Ayetteki 'قَالَ' ifadesi, Allah'ın kesin ve bağlayıcı bir hükmünü, İblis'e hitaben sarf ettiği ilahi kelamı belirtir. Bu, sadece bir konuşma değil, aynı zamanda bir irade beyanıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'kavl' kelimesi, genellikle Allah'ın emirleri, yasakları ve vaatleri gibi ilahi iradenin tezahürlerini ifade eder. Buradaki 'قَالَ', Allah'ın mutlak otoritesini ve İblis'e yönelik nihai kararını vurgular, bu da sözün sıradan bir konuşmadan öte, bir hüküm niteliği taşıdığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nazar (نظر) kelimesi, bakmak, beklemek ve mühlet vermek anlamlarına gelir. 'el-Munzarîn' (المنظرين) ise, kendilerine mühlet tanınan, cezaları veya akıbetleri ertelenen kimselerdir. Ayette İblis'in kıyamet gününe kadar cezalandırılmasının ertelendiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnzâr (إنظار), birine mühlet vermek, bekletmek demektir. 'el-Munzarîn' (المنظرين) ise, Allah tarafından kendilerine belli bir süre tanınan, hemen cezalandırılmayan varlıklardır. Bu bağlamda İblis'e, kıyamet gününe kadar yaşama ve faaliyet gösterme izni verildiğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Nazar kökünden türeyen 'munzarîn' kelimesi, Kur'an'da genellikle ilahi bir erteleme veya mühlet anlamında kullanılır. Bu, bir cezanın veya bir olayın belirli bir zamana kadar geciktirilmesini ifade eder. İblis'in durumunda, bu erteleme onun için bir imtihan süresi olarak da yorumlanabilir.
Sâd Sûresi
Allah Teâlâ İblîs’e istediğini verdi. Zira kim O’na “Rab” ismiyle dua ederse, Hakk o duayı mutlaka cevapsız bırakmaz. Nitekim Âdem (aleyhisselâm): “Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik.” (A‘râf, 7/23) dediğinde Allah duasını kabul etmiş, tövbesini kabul buyurmuştu. Aynı şekilde İblîs de “Rabbim!” diyerek niyazda bulundu, onun isteği de kabul edildi; fakat sonuçları farklı oldu. Âdem’e verilen cevap hidayet ve mağfiret oldu, İblîs’e verilen cevap ise şakâvetinin tamamlanmasına vesile kılındı. (Dâye, Te’vîlât, 5/198) Bu nedenle Cenâb-ı Hak ona şöyle buyurdu: “Sen mühlet verilenlerdensin; fakat bu mühlet vakt-i malûma, yani sûra ilk üfürülüş vaktine kadardır. Ondan öteye sana bir nefes dahi yoktur.” Allah, İblîs’in dileğini kabul etti, fakat bu kabul onun kurtuluşu için değil, azgınlığının ve şerrinin tamamlanması içindi.
Böylece İblîs insanların yaşamlarının sonuna kadar yer yüzünde onlarla beraber yaşayacak ve kıyametle birlikte ölecektir. Burada İblîs’ten kasıt, o ve onun neslidir. Âdem’den kasıt, Âdem ve onun da nesli olduğu gibi, yani tek bir İblîs kıyamete kadar yaşayacak demek değildir. Tek bir Âdem’in de kıyamete kadar yaşamasının mümkün olmadığı gibi.
Gerçekten de bu ifadelerden anlaşıldığı üzere İblîsin, Âdem ve nesli hakkında oldukça geniş bilgi sahibi olduğu anlaşılmaktadır.
Anlatılan bu sahneler her bir Âdem neslinin, bilse de bilmese de başından geçmektedir. Bilerek geçerse tedbirini alır, uyanık davranır, ezelî mücadeleyi kazanır. Bilmeden geçerse gaflette kalarak mücadeleyi kaybetmiş olur. (Terzi Baba Necdet Ardıç, 213-Gökyüzü İnsânları Araştırması, 1/241)