İçeriğe atla
Sâd 79Cüz 23 · Sayfa 457

Sâd Sûresi 79. Âyet

ص

Sohbete sor

Kâle rabbi feenzirnî ilâ yevmi yub'aśûn(e)

İblis, "Ey Rabbim! Öyle ise bana insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver" dedi.

Sâd Sûresi

İblîs, Allah’ın rahmetinden ümidini kesip ilâhî nefesten bütünüyle mahrum kaldığında, ümitsizliğe düşerek şöyle niyazda bulundu: “Ey Rabbim! Sen ki beni aslında itaat ve inkıyad fıtratı üzere terbiye etmiştin; fakat ben nefsimin ucbu (kendini beğenmesi) ve gururu yüzünden emrine isyan ettim. Artık senin yakınlığından uzaklaştırıldım, lütuf ve ikram mahallinden tard edildim. Ne olur bana mühlet ver, bana ecelim gelinceye kadar zaman tanı; tâ ki insanların diriltileceği güne dek yaşayayım.” (Nahcuvânî, Fevâtihu’l-İlâhiyye, 238) Allah Teâlâ, İblîs’in dileğini kabul etti; böylece o, bedenlerin yeniden diriltileceği güne kadar yaşatılmak suretiyle bir tür ölümsüzlüğe erişmiş oldu. Zira o gün geldiğinde artık kendisine ölüm olmayacak, ebedî azap ile mühürlenecektir. Bu imkânı elde eden İblîs, daha da azgınlaşıp bütün Âdemoğullarını kandırmaya ve yoldan çıkarmaya yemin etti.

İblîs bu fırsatı elde edince daha da azgınlaştı ve bütün Âdemoğullarını saptırmaya yemin etti. Burada işaret edilen hakikat şudur: Hak, kimi gazabıyla huzurundan tard ederse, onun hâllerini tersine çevirir. Böylece kişi kendi eliyle şakâvetin sebeplerini hazırlar. Nitekim İblîs de Rabbine yönelerek mühlet istedi; fakat bu talebi hidayetine değil, şekâvetinin artmasına sebep oldu. Onun “mühlet duası” aslında azabını büyüten bir niyazdı. Çünkü bu mühlet sayesinde kıyamete kadar insanları saptırma fırsatına kavuştu ve böylece kendi bedbahtlığını daha da artırmış oldu. (Dâye, Te’vîlât, 5/197-198) Baklî’ye göre İblis’in mühlet istemesinde ince bir sır vardır. Şöyle ki; İblîs ezelde lütuf âleminde bir nebze yakınlık ve huzur tatmıştı; fakat kahır âleminden hiçbir pay almamıştı. Ne zaman ki Cebbâr’ın kahrı ona erişti, işte o zaman “mühlet” talep etti. Çünkü daha önce lütuf denizlerinde yüzdüğü gibi, şimdi de kahır denizlerine dalmak, böylece rubûbiyetin her iki yönünü de — hem latîf hem kahhar tecellîlerini — kendi üzerinde tam olarak yaşamak istedi.

Ancak büyük bir yanılgıya düştü: Eğer ilâhî emre teslim olsaydı, sıfatların ve zâtın, lütufların ve kahırların bütün mânâlarını bir vuslat ve huzur halinde tadabilirdi; tıpkı peygamberler, velîler ve mukarreb meleklerin tattığı gibi. Ne var ki, emre muhalefet edince bu imkândan mahrum kaldı; lütuf, onun için kahra; huzur ise ebedî bir uzaklığa dönüştü. (Baklî, Arâisü’l-Beyân, 3/201) Burada ayrıca şu hakikati görmek gerekir: Dua, kulun hâline göre rahmete de gazaba da vesile olabilir. Zira dua yal nızca sözden ibaret değildir; duanın ruhu, niyet ve yöneliştir. Allah’a yönelişi hakikî olan kulun duası rahmet kapılarını açar; niyeti fesat ve isyanla kirlenmiş olanın duası ise kendi azabını artırır. İblîs’in duası bu ikinci türdendir. O, Rabbine yönelmiş gibi görünmüş, fakat aslında küfrünü ve hilesini sürdürmek için mühlet istemiştir. Bu sebeple duası, rahmet değil gazap getirmiştir. Buna mukabil, bağışlanmaya yönelik dualar içinde mahviyet, pişmanlık ve teslimiyet taşıdığı için mağfirete vesile olur.

Bu talep birçok düşünceyi de beraberinde getirmektedir. Demek ki; İblîs insanı ve geçireceği evrelerini biliyor idi. Henüz ilk def’a sahneye çıkan bir varlığın akıbetinin bilinmesi için, ya onun hayat seyrinin ilmi yönden bir kaynaktan okunarak bilinmesi veya daha evvelden sahnelenen o oyununun seyredilerek bilinmesi lâzım gelmektedir. İblisin konuşmalarından Âdem’in ve Âdemliğin bütün seyrini bildiği anlaşılmaktadır. Melekler de bu hususta fikir yürütmüşlerdi; fakat Âdemliğin hayatından, sadece bozgunculuk ve kan dökücülük bölümünü söylemişler, daha fazla konuşmadan acziyetlerini ifade ederek neticede secde ederek sahneden çekilmişlerdir.


Terzi Baba’ya göre âyetteki (enzır) kelimesi “nazar et” (enzırni) “bana nazar et-bak” mânâsınadır, gerçi tefsirlerde genel olarak “mühlet ver” hükmünde ifade edilir; ancak “mühlet ver” ile “bana bak” arasında epey fark vardır.

Bir kimseye istediği mühlet verilir ve kendi haline bırakılır, mühlet sonunda anlaşmaya göre hareket edilir. Fakat “Bana bak.” hükmünün ifadesinde ise: “Mühlet sonuna kadar beni kontrol et.” hükmü vardır. Ne zamana kadar? “Dirilecekleri güne kadar” bana “mühlet ver” veya “beni gözetle-nazar et” diyerek insânların yeniden dirilecekleri mahşer gününe kadar süre isteyerek, güya bu talebiyle, gizlice ölümsüzlüğü istemiştir.

Bu talebinden de, iblisin Âdemoğulları’nın dünyada çoğalıp epey bir zaman yaşadıktan sonra, ölüp tekrar dirileceklerini, mahşer ve hesap kitap gününün geleceğini biliyordu ki; yeniden “Dirilecekleri güne kadar” izin! Yani ölümsüzlük istedi.

Bunda dahi gizli hilesi vardı. Bunun üzerine cevaben, Cenâb’ı Hakk, bu isteğini reddetmeyerek:


Âyet 80-81

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)