İçeriğe atla
Nisâ 69Cüz 5 · Sayfa 89

Nisâ Sûresi 69. Âyet

النساء

Sohbete sor

Vemen yuti'i(A)llâhe ve-rrasûle feulâ-ike me'a-lleżîne en'ama(A)llâhu ‘aleyhim mine-nnebiyyîne ve-ssiddîkîne ve-şşuhedâ-i ve-ssâlihîn(e)(c) vehasune ulâ-ike rafîkâ(n)

Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddiklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.

Nisâ Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(69) (Ve men yutııllahe verRasûle feülâike maallezîne en'amAllahu aleyhim minen Nebiyyîne vasSıddıkîne veşŞühedâi vasSâlihîn* ve hasüne ülâike refîka;

“Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” Allah’a itaat etmek demek, eğer Rasûl olmaz ise Allah’ı anlamak mümkün olmazdı, işte burada bu ifadenin başa alınması şeriat mertebesi itibarıyla ulûhiyyet mertebesinin önde olup abdiyyet mertebesinin sonradan gelmesi dolayısıyladır. Oysa hakikat mertebesinden baktığımızda Allah’ı ancak tenzih yoluyla idrak etmek mümkündür yani Allah’a tenzih mertebesinden itaat edilebilir, peygambere itaat ise Allah’ı efal “teşbih” mertebesi ile anlayarak itaattir.

Rasûle itaat demek Allah’ın marifet bilgisini sana ulaştırması demektir, bu yüzden Rasûle itaat gereklidir. Rasûle itaat sadece bedeni görevleri yapmak değildir, onlarla ilgili hükümleri önceki peygamberlerde getirmişlerdi zaten, esas olan Rasûle itaat ile Allah’ı tanımaktır. Allah’a itaat ile tenzih mertebesinden Allah’ın varlığı kabullenmiş olunuyor, Rasûle itaat ile de tenzih mertebesindeki Allah teşbih mertebesine ve tevhid mertebesine indirilerek ulûhiyyet kendi gerçek değerleri üzerine bulunmuş oluyor ve neticesinde kişi bunları vahdet halinde kendisinde bulmuş oluyor.

Yukarıda bahsedilen dört mertebe “Ehli beyt” hazaratında bulunması gerekiyordu, işte “Ehli beyt” fertlerinin genelde “şehid” edilmesinin sırrı bir bakıma bu yet-i Kerîme de yatmaktadır. Onun için bu hususta fazla ileriye gitmemek lâzımdır. Hâşâ! Cenâb-ı Hakk acizmiydiki, onun haberi olmadan Habibinin ehli beytini “şehîd” ettiler. Aslında onlar zâten bâtınen (şehid-şâhit) idiler, ancak

bunun zâhirende olması gerekiyordu ve öyle oldu, bunların üzerinde fazla fikir yüretmek kişileri büyük yanılgılara götürebilir. O halde (Allah-u a’lem-Allah bilir) deyip meseleyi hali üzere bırakmak daha gerçekçi olacaktır. Herhalde onları Allah ve Peygamberi bizlerden daha çok seviyordu. Bu hususta söz çoktur yeri olmadığı için bu kadarla geçelim.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)