Fed'û(A)llâhe muḣlisîne lehu-ddîne velev kerihe-lkâfirûn(e)
O halde, kafirlerin hoşuna gitmese de, siz dini Allah'a has kılarak O'na ibadet edin.
O halde siz, dini Allah için halis kılarak hep O'na yalvarın. İsterse kâfirler hoşlanmasınlar.
Mü'min Suresi 14. ayet, müminlere Allah'a samimiyetle yönelmeyi ve dini yalnızca O'na tahsis etmeyi emrederken, inkarcıların bu durumdan hoşlanmamasını vurgulamaktadır. Ayet, tevhid inancının ve ihlasın önemini dilbilimsel olarak 'دعوا', 'مخلصين' ve 'الدين' kelimeleri üzerinden derinlemesine işlemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'دعوة' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi kendine doğru çekmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'فَٱدْعُوا۟ ٱللَّهَ' ifadesi, Allah'a yönelme, O'ndan yardım dileme ve O'na ibadet etme anlamında kullanılmıştır. Bu, kulun tüm benliğiyle Allah'a yönelmesini ve O'nu biricik merci olarak görmesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'دعاء' kelimesini 'ibadet' ve 'talep' anlamlarında açıklar. Ayetteki 'فَٱدْعُوا۟ ٱللَّهَ' ifadesi, Allah'a ibadet etmeyi ve O'ndan dilekte bulunmayı mecazi olarak ifade eder. Bu, Allah'a olan bağlılığın ve O'na yönelişin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'إخلاص' kelimesinin 'bir şeyi kirlerden arındırmak ve saf hale getirmek' anlamına geldiğini belirtir. 'مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ' ifadesi, dini tüm şirk unsurlarından, riyadan ve gösterişten arındırarak sadece Allah için yapmayı ifade eder. Bu, ibadetlerin ve inancın özünde samimiyetin bulunması gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ihlas' kavramını Kur'an'ın temel ahlaki ve dini değerlerinden biri olarak ele alır. Ona göre 'ihlas', kişinin tüm eylemlerini ve niyetlerini yalnızca Allah'a yöneltmesi, başka hiçbir şeye ortak koşmamasıdır. Ayetteki 'مُخْلِصِينَ' kelimesi, bu mutlak samimiyeti ve tevhidin pratik hayattaki yansımasını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'إخلاص'ı 'kalbin Allah'tan başkasına yönelmekten arınması' olarak tanımlar. Ayetteki 'مُخْلِصِينَ' ifadesi, müminlerin dini yaşantılarında ve Allah'a olan yönelişlerinde hiçbir dünyevi çıkar, gösteriş veya başka bir varlığa ortak koşma düşüncesi taşımamaları gerektiğini vurgular. Bu, ibadetin ve imanın özünü oluşturan saf niyeti belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'دين' kelimesinin 'itaat, ceza ve mükafat' anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'لَهُ ٱلدِّينَ' ifadesi, tüm ibadetlerin, itaatlerin ve yaşam biçiminin yalnızca Allah'a ait olduğunu, O'nun koyduğu kurallara göre yaşanması gerektiğini ifade eder. Bu, dinin sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir yaşam nizamı olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'din' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, hem 'yargı', 'hesap günü' hem de 'Allah'a itaat etme' ve 'yaşam biçimi' anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'لَهُ ٱلدِّينَ' ifadesi, dinin tüm yönleriyle Allah'a ait olduğunu ve O'nun hükümranlığı altında olduğunu vurgular. Bu, tevhidin dini yaşamdaki merkeziyetini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'دين' kelimesinin 'itaat' ve 'amel' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'لَهُ ٱلدِّينَ' ifadesi, Allah'a karşı gösterilen itaatin ve yapılan tüm amellerin sadece O'nun rızası için olması gerektiğini ifade eder. Bu, dinin sadece teorik bir inanç değil, aynı zamanda pratik bir yaşam biçimi olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'كراهة' kelimesinin 'nefret etme, hoşlanmama' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'وَلَوْ كَرِهَ ٱلْكَـٰفِرُونَ' ifadesi, inkarcıların Allah'a has kılınan dinden ve tevhid inancından hoşlanmamalarını, hatta nefret etmelerini ifade eder. Bu, müminlerin Allah'a yönelişlerinin inkarcıların tepkisine rağmen devam etmesi gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'كره' fiilini 'hoşlanmamak, razı olmamak' olarak açıklar. Ayetteki 'وَلَوْ كَرِهَ ٱلْكَـٰفِرُونَ' ifadesi, inkarcıların tevhid inancına ve Allah'a ihlasla yönelişe karşı duydukları olumsuz duyguyu, yani bu durumdan rahatsız olmalarını ve bunu kabul etmemelerini belirtir. Bu, müminlerin inançlarında kararlı olmaları gerektiğini gösterir.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
Halis sözlük anlamı, Hâlis olan. İhlâsı kazanmak için gayret gösteren, samimi ve itikadı doğru olan. Her hâli içten ve riyâsız olan. Katıksız.
Bilindiği gibi Kûr’ân-ı Kerimde 112. Sûre İhlas sûresidir. İhlâsı anlamak için;
(69) Namaz sûreleri (2) kitabında Oz… Sa… karrdeşimizin ilgili çalışmasını anlamak faydalı olacaktır.
Bismillahirrahmânirrahîm.
“Kul hüvallâhü ehad.”
“De ki: O Allah Ahad’tır.” Burda “O” üçüncü tekil şahıs ve İnsan-ı Kamil’in yerine kullanılmış.
“İnsan-ı Kamil olan Allah Ahad’tır.”
“Allâhüssamed.”
“İnsan-ı Kamil olan Allah Samed’tir.” İhlas Suresini incelediğimizde, “Ahad ve Samed”, ismi Allah’ın nokta zuhur mahalli olan İnsan-ı Kamil’i tarif ediyor, bundan dolayı öncelikle sıfat olarak görev yapar-ken aynı zamanda bir an sonra İnsan-ı Kamil’in diğer isimleri olarak sıfattan isme dönüşüyor.
“Lem yelid ve lem yûled.
” O doğurmadı ve doğrulmadı” İnsan-ı Kamili tanımlar-ken olumsuz anlamda kullanılan iki fiil ile ezelden ebede sabit olan varlığı ifade ediliyor. Bu ifadeden Evvel ve Ahir isimleri hayat buluyor.
İhlas Suresi ile İnsan-ı Kamil’in Zat’ı, sıfatları, isimleri ve sabit varlığını ifade eden iki olumsuz anlamlı fiil ile tanımlanması yapılıyor.
Allah’ (c.c.) ın halis kulları saf kulluğu ile abdiyyeti idrak ve anlayışı kendine hal edinmiş. Ve ubudiyeti ile birlikte olan ve bu suret üzere yaşayan Arifibillahlar olarak düşünülebilir. (Murat Derûni)
"Kâmil insan, Hakk'ın 'Muhlis' isminin tecellîgâhıdır. Onda ne şeytanın vesvesesi ne nefsin hevâsı eser bırakabilir."[23]