Lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(s) vehuve-l'aliyyu-l'azîm(u)
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O, yücedir, büyüktür.
Şûrâ Sûresi
“Lehu” “Hu” içindir. O’nun içindir. “Şey” eşya, nesneler fî-ssemâvâti “sema” gök içindekiler, fî-l-ard yer içindekiler “hu” içindir. Aynı zamanda “hu” bunların içindedir ve hüviyet yönüdür onun isimlerinin zuhurudur. “Hüve” mutlak hüviyetin âlemler ve kabe yönü vardır.
Bizlerin de gönül göğünde ne varsa “hu” nundur. “Hu” nun ilminden kaynaklanmaktadır. Beden arzımız olan “yer”imizde onun içindir. İlm-i ledün bilgileri bu bedenin faaliyetleri ile kazanılmaktadır.
“Hüve” mutlak hüviyet her şeyden münezzeh olan hüviyet-i mutlaka yücedir ve büyüktür. İsm-i azam olan “hüve” ye hu olan gönül göğü ve beden arzını ayna yapmış olan irfan ehli hüvesi hüvesine muhayyed olarak kayda girmiş yönünü yansıtır. (Murat Derûni)
"Ârif, göklerde ve yerde tecellî eden isimleri müşahede eder."
"Kul, 'hiçbir şey benim değil' idrakine ererse, 'her şey O'nun' sırrını görür."[14]