İçeriğe atla
Zuhruf 31Cüz 25 · Sayfa 491

Zuhruf Sûresi 31. Âyet

الزخرف

Sohbete sor

Ve kâlû levlâ nuzzile hâżâ-lkur-ânu ‘alâ raculin mine-lkaryeteyni ‘azîm(un)

"Bu Kur'an, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilseydi ya!" dediler.

Zuhruf Sûresi

KARYETEYN, Mekke ile Taif. Demek ki Kur'ân'ın güzelliğini hissediyorlar da onu Peygamber'e yakıştıramıyorlar, zavallılar büyüklüğü dünya malı, dünya makamı ile sanıyorlar. Mekke'de Velid b. Muğire, Taifte Urve b. Mes'ud es-Sakafî gibi, dünyaca zengin gördükleri kimseleri Peygamber'den büyük sayıyorlar da Kur'ân'ı da onlara layık görüyorlar.[33]

Kûr’ân-ı Kerim ma’nâları hafifleyerek bu dünya hayatında Ma’nâda “Hu” dan zâhirde İnsan-ı Kamil olan Hz. Muhammed (s.a.v.) gönlüne inmiştir.

Zahirde bu şehirler “Mekke ve Taif”tir. Ve aralarında 93 km lik bir mesafe vardır. Mekke zât tecellisinin olduğu yerdir. Burada beden mekleetinde gönül kabesi bulunmaktadır. Bu gönül kabesi müşriklerin elinde ve putlar dolu idi ve Allah’ı ortak koşuyorlardı Efendimiz (s.a.v.) Taife tebliğe gittiği zaman mübarek vücudu şehirden çıkana kadar taşlanmış ve ayaklarına kadar kan olduğu halde;

Allâh’ım! Kuvvetimin zaafa uğradığını, çâresizliğimi, halk nazarında hor ve hakîr görülmemi Sana arz ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Eğer bana karşı ga­zaplı değilsen, çektiğim mihnet ve belâlara aldırmam! İlâhî! Sen kavmime hidâyet ver; on­lar bilmiyorlar. İlâhî! Sen râzı oluncaya kadar işte affını diliyorum... diye niyazda bu­lundu.[34]

Ve Taif haklı Efendimiz (s.a.v.) in mübarek vücutlarını taşlayıp yaraladıklarından ve kalpleri taşlaştıklarında dolayı beden şehrinin taşlaşmış, katı, sert celali halini temsil eden yerin halkıdır.

Onun için gönülde ortak koşanların müşriklerden ve kalbi taşlaşmış olanlardan birine hayali ve vehimi kurgularına uydukları için kûr’ân ona nüzül edilmesini istiyorlardı.

Âyet üzerine çalışıp tefekkür ettiğim Cum’â günü Cuma namazı için Camiye gitmiştim. Ve hutbede imam şu hadisi şerifi okudu.

Nitekim Sevgili Peygamberimizin bir hadisinde, “Kul bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Bundan vazgeçip tevbeve istiğfar ettiği zaman kalbi parlatılır. Günaha devam ederse siyah nokta artırılır ve sonunda tüm kalbini kaplar. Allah"ın, (Kitabı"nda) "Hayır hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları, kalplerini paslandırmıştır."[35] Diye anlattığı "pas" işte budur.” buyrulmaktadır.[36]

İmam efendi okuduğu hutbede “kulakları iştmezse-duymazsa” diye okuyacığına dil sürçmesi ile “kalbleri işitmezse-duymazsa” diye okudu ve okuduğunu düzeltme ihtiyacı duydu. Aslında bu kısmı bize-bizim için okuduğu bu âyet üzerinde çalışırken anladım. Kulağın işittiğini, kalb kulağına intikal etmzezse o kalb varlık günağı ile siyahlaşır ve tüm kalb sonunda simsiyah ve kas katı kesilir. (Murat Derûni) Bakara sûresi 74. Âyette kalb katılığından bahseder;

Sizlerin kalpleriniz katılaştı, Hakk yolunda giden bir kimse belirli aşamalara geldikten sonra o mevzular üzerinde rahatlar ve nefsi emmâreyi, nefsi levvâmeyi aştım diyerek rehavete kapılıp çalışmalarını sürdürmezse, daha ileriye gitme çabalarında bulunmazsa bu Âyeti Kerîm’e onun üzerinde faaliyete geçer.

Onların kalpleri taşlar gibi oldu, hatta taştan daha katı oldu, Bir kimse belirli bir tarikat ahkâmını yaşadıktan sonra çeşitli sebeplerle orada kaldıysa işte onun kalbi katılaştı ve taşlar gibi oldu, hatta taştanda daha katı oldu, Maide 5/115KalAllahu inniy münezzilüha aleyküm* femen yekfür ba'dü minküm feinniy üazzibühu azaben lâ üazzibühu ehaden minel âlemiyn;
Allah buyurdu ki: "Kesinlikle Ben, onu sizin üzerinize indireceğim, fakat ondan sonra sizden kim inkâr ederse, ona öyle azap edeceğim ki, âlemlerden hiçbirine böyle azap vermedim” Sûresinde dediği gibi, kişi bu halde olacağına sadece şeriat ehli olarak kalması daha iyidir, bu kişi gönül âleminde ki yolculuğa hiç çıkmasın, yolculuğa çıkarsa da bunu götürmeye gayret etsin, götüremiyorsa hiç olmazsa bulunduğu yerdeki yumuşaklığını muhafaza etsin.

Yolumuza faydalı olur düşüncesi ile Mesnevi-i Şerif beyitleri ile devam edelim.[37] “ İz- -T-B- ” Kıyamet gününde sırrın izhârı bu olur; sakın, sakın eşek gibi olan teninden kaç!

“Allah Allah” ta'bîrinde iki vecih vardır. “Birisi, Allah için, Allah için!” demektir. Diğeri de tahzîr ma'nâsında “sakın, sakın!” demektir. Burada ikisi de muvâfıktır. Ya’ni (Târık, 86/9) ya’ni “O günde sırlar zâhir olur" âyet-i kerîmesinin ma‘nâ-yı münîfi bu olur; ve herkesin nefsinde hangi hayvanın sıfatı gâlib olmuş ise, yevm-i kıyâmette o hayvanın sûretinde haşr olur. Meselâ şehvet gâlib ise eşek ve puştluk gâlib ise domuz ve halka zulüm ile me’lûf ise yılan ve akrep sûretlerinde haşr olur.

Halık, kâfirleri ateşten korkuttu. Kâfirler, "Ateş ârdan evlâdır!" dediler.

Hak Teâlâ kâfirleri Kur’ân-ı Kerîm’de cehennem ateşi ile korkuttû. Kâfirler ise kendi cinslerinden gelen “Bir peygambere tâbi’ olmaktan ise müeccel olan ateşe tahammül etmek ve yok olmak evlâdır!” dediler. Zîrâ bu tâbiiyet kibir ve enâniyetlerine dokundu ve arlandılar. Nitekim sûre-i Zuhruf ta beyân buyrulduğu üzere (Zuhruf, 43/31) "Kâfirler, ne olaydı; bu Kur’ân Mekke ve Tâif şehirlerinden olan mal ve câh sâhibi büyük kimselere nüzûl ede idi! dediler.” Dedi: "Hayır, o ateş ârların aslıdır; bu bir ateş gibi ki, bu kadını eksiltti." Hak Teâlâ hazretleri ise: “Hayır, bu azâb, ateşin yakıp varlığı mahvettiği azâb değildir; belki azâb-ı hızydir ve rezâlet ve fezâhat azâbıdır ve o ateş ârların ve utanmaların aslıdır,” buyurdu. Ve Hak Teâlâ’nın buyurduğu bu ateş eşeğin âteş-i şehveti altında, kadının insanlığını eksilten ve rezâletini teşhîr eden bir ateş gibidir. Zîrâ dünyâya insan sûretinde gelip müşteheyât-ı nefsâniyyesine mağlûb olarak insanlığı gâib ettikten sonra âlem-i berzaha intikâl etmek ve oraya insan sûretinde intikal eden enbiyâ ve evliyâ ve mü’minlerin muvâcehesinde rezîl ve hakîr olmak, yakıp yok edici ateşten daha şedîd bir ateştir.[38]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)