Rabbenâ-kşif ‘annâ-l'ażâbe innâ mu/minûn(e)
İnsanlar, "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler.
O gün insanlar: "Ey Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Artık biz inanıyoruz" derler.
Duhân Suresi'nin 12. ayeti, kıyamet alametlerinden biri olan dumanın insanları kuşatması sonrası onların Allah'a yönelişini ve azabın kaldırılması talebini ifade eder. Ayet, 'azabın kaldırılması' ve 'iman etme' kavramları etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'keşf' kelimesinin bir şeyin üzerindeki örtüyü kaldırmak, gizli olanı açığa çıkarmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ikşif' emri, üzerlerindeki azap örtüsünün kaldırılması, yani azabın giderilmesi ve ortadan kaldırılması talebini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'keşf' kelimesinin mecazi olarak bir sıkıntıyı gidermek, bir belayı def etmek anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, 'azabı bizden kaldır' ifadesi, Allah'tan üzerlerindeki musibeti ve sıkıntıyı gidermesini istemek demektir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'keşf' kökünün temel anlamının 'örtüyü kaldırmak, açığa çıkarmak' olduğunu ve Kur'an'da bu anlamın sıkıntıların giderilmesi, belaların açılması gibi mecazi kullanımlara evrildiğini belirtir. Bu ayette, azabın üzerlerinden kaldırılması, yani sıkıntının giderilmesi anlamında kullanılmıştır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'azab' kelimesinin 'tatlı sudan mahrum kalmak' anlamındaki 'azb' kökünden geldiğini ve bu nedenle 'acı veren şey' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-azâb', insanlara isabet eden ve onlara acı veren ilahi cezayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'azab'ın, bir şeyi engellemek ve onu tatlı sudan mahrum bırakmak anlamına geldiğini, bu nedenle de 'acı veren ceza' olarak kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'el-azâb', Allah'ın kendilerine gönderdiği ve onları sıkıntıya sokan cezayı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'azab' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın inkarcılara veya günahkarlara uyguladığı ilahi cezayı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, insanlar üzerlerine gelen felaketi bir azap olarak görmekte ve bunun kaldırılmasını talep etmektedirler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'îmân' kelimesinin 'emn' (güven, emniyet) kökünden geldiğini ve kalben tasdik edip güvenmek anlamına geldiğini belirtir. 'Mü'minûn' ise, Allah'a ve O'nun elçisine güvenen, kalben tasdik eden kimselerdir. Ayette, azap karşısında pişmanlık duyarak iman ettiklerini ifade etmektedirler.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'îmân'ın lügatte tasdik ve güven vermek olduğunu, şer'an ise Allah'tan gelen her şeyi kalben tasdik edip dil ile ikrar etmek olduğunu açıklar. 'Mü'minûn' ifadesi, bu tanıma uygun olarak, azap karşısında Allah'a teslimiyetlerini ve inançlarını beyan edenlerdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece bir inanç beyanı olmaktan öte, Allah'a tam bir güven ve teslimiyet anlamına geldiğini vurgular. Bu ayetteki 'mü'minûn' ifadesi, insanların yaşadıkları zorluk karşısında Allah'a yönelişlerini ve O'na olan güvenlerini yeniden tesis etme çabalarını gösterir.
Duhân Sûresi
Âyeti kerime Rububiyet mertebesi âyelerindendir.
Bu acı veren bir azab! Diyorlardı. Ebu Süfyan bir kaç kişi ile Peygamber'e geldi. Allah Teâlâ'ya ve rahime (kan akrabalığına) and verdiler. Eğer dua eder de bu hali üzerlerinden savarsa iman edeceklerine söz verdiler. Ya Rabbi bizden azabı gider, biz müminiz yani bu azabı giderirsen iman edeceğiz demeleri de budur. İkinci tefsirde ise Hz. Ali'den şöyle nakledilmiştir: Kıyametten önce gökten gelecek bir dumandır. Kâfirlerin kulaklarına girecek ta ki her birinin başı püryan olmuş (sarhoş olmuş) başı dönecek, mümine de ondan zükam (nezle) gibi bir hal gelecek ve bütün yeryüzü içinde ocak yakılmış fakat deliği yok bir eve dönecek. Huzeyfe İbnü'l-Yeman'dan rivayet olunduğuna göre Resulullah buyurmuştur ki: "Alametlerin ilki Duhan ve Meryem oğlu İsâ'nın inmesi, Aden'in derinliklerinden çıkacak olan bir ateştir ki insanları mahşere sevk edecektir. Huzeyfe: Ya Resulullah o duhan nedir demiş, Resulullah, "O semanın açık bir duman ile geleceği günü ki insanları saracaktır." (Duhan,44/10,11) diye okuyup buyurmuştur ki, doğu ile batı arasını dolduracak, kırk gün kırk gece duracak, mümin zükam (nezle) gibi olacak, kâfire sarhoş gibi burnundan kulağından girip aşağısından çıkacak.[15]
Fusûs’ül Hikem de “Rabbi Hass” konusunda her bir kişinin özel rabbi olduğu bildirilmektedir. Âyet-i kerimede “Rabbena” bizim rabbimiz ifadesi ile celal üzere nefsi emmare yaşantısında olanlar “mudill” olan Aziz, Cabbar, Mütekebbir esmâlarından yardım istemektedirler. Ne kadar biz inanmaktayız deselerde bu esmâları nefsi emmare üzerine kullandıklarından inandıkları kendi varlıklarında olan hayali rablerinden başkası değildir. (M.D.)