Ve lekad necceynâ benî isrâ-île mine-l'ażâbi-lmuhîn(i)
(30-31) Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.
Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azabdan kurtardık.
Duhân Suresi'nin 30. ayeti, İsrailoğulları'nın Firavun'un alçaltıcı azabından kurtarılmasını konu edinmektedir. Ayet, 'kurtarma', 'İsrailoğulları' ve 'alçaltıcı azap' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi müdahaleyi ve zulümden kurtuluşu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Necât (نجاة) kelimesi, bir şeyden kurtulmak, selamet bulmak anlamına gelir. Ayetteki 'neccâynâ' (نجّينا) fiili, Allah'ın İsrailoğullarını Firavun'un zulmünden ve azabından kurtararak onları güvenli bir yere ulaştırmasını ifade eder. Bu, ilahi bir lütuf ve müdahale ile gerçekleşen bir kurtuluştur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Necât, bir şeyden ayrılıp uzaklaşmak ve kurtulmaktır. Ayetteki kullanımı, İsrailoğulları'nın Firavun'un elinden, yani onun zulmünden ve köleliğinden kurtarılması anlamındadır. Bu, mecazi olarak bir 'çıkış' ve 'kurtuluş' olarak yorumlanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kurtuluş (necât) kavramı Kur'an'da genellikle ilahi bir eylemle, bir tehlikeden veya cezadan uzaklaşma anlamında kullanılır. Bu ayetteki 'neccâynâ' fiili, Allah'ın İsrailoğulları'nı Firavun'un 'azâb-ı mühîn'inden kurtararak onlara yeni bir başlangıç sunmasını ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir kurtuluş değil, aynı zamanda manevi bir özgürleşmedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsrail, Hz. Yakup'un lakabıdır ve 'Allah'ın kulu' veya 'Allah'a yürüyen' anlamına gelir. 'Benî İsrail' (İsrailoğulları) ise Hz. Yakup'un soyundan gelen tüm topluluğu ifade eder. Ayette, Firavun'un zulmüne maruz kalan ve Allah tarafından kurtarılan bu özel topluluğa işaret edilmektedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Benî İsrail, Hz. Yakup'un çocukları ve torunlarıdır. Kur'an'da sıkça zikredilen bu topluluk, Allah'ın kendilerine birçok nimet verdiği, ancak zaman zaman isyan ettikleri bir kavim olarak tasvir edilir. Bu ayette ise onların Firavun'un zulmünden kurtarılmaları, ilahi kudretin bir göstergesi olarak sunulur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Benî İsrail kavramı, Kur'an'da hem tarihsel bir topluluğu hem de ilahi mesajın muhatabı olan bir ümmeti ifade eder. Bu ayette, onların Firavun'un baskısı altındaki durumu ve Allah'ın onlara olan yardımı vurgulanarak, ilahi adaletin tecellisi örneklendirilmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Azap (عذاب), bir kişiye verilen ceza, işkence ve eziyettir. Ayetteki 'el-azâb' ifadesi, Firavun'un İsrailoğulları'na uyguladığı ağır ve sürekli zulmü, onları köleleştirmesini ve çocuklarını öldürmesini kapsar. Bu, sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik bir baskıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Azap, bir şeyi engellemek, alıkoymak ve acı çektirmek anlamlarına gelir. Firavun'un İsrailoğulları'na uyguladığı azap, onların özgürlüklerini kısıtlaması, ağır işlerde çalıştırması ve onlara her türlü eziyeti reva görmesi şeklinde tezahür etmiştir. Bu, ilahi kurtuluşu gerektiren bir durumdur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Azap kavramı Kur'an'da genellikle ilahi bir ceza veya dünyevi bir sıkıntı olarak karşımıza çıkar. Bu ayetteki 'azap', Firavun'un İsrailoğulları'na uyguladığı zalimane baskıyı ve işkenceyi ifade eder. Bu, Allah'ın müdahalesiyle sona eren bir zulüm döngüsüdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mühîn (مهين), 'hâna' (هان) fiilinden türemiş olup, bir şeyi hor görmek, aşağılamak, zillet ve hakirlik vermek anlamına gelir. 'el-azâbü'l-mühîn' ifadesi, Firavun'un azabının sadece fiziksel acı vermekle kalmayıp, aynı zamanda İsrailoğulları'nın onurunu zedeleyen, onları aşağılayan ve zelil duruma düşüren bir niteliğe sahip olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Mühîn, 'ihâne' (إهانة) kökünden gelir ve birini küçük düşürmek, hor görmek, zayıf ve değersiz kılmak demektir. Ayetteki 'el-mühîn' sıfatı, Firavun'un İsrailoğulları'na uyguladığı azabın, onların insanlık onurunu hedef aldığını, onları köleleştirerek ve aşağılayarak manevi olarak da ezdiğini belirtir.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Havn (هون) kelimesi, zillet, hakirlik ve kolaylık anlamlarına gelir. 'el-mühîn' ise, başkasına zillet veren, onu hor ve hakir kılan demektir. Firavun'un azabı, İsrailoğulları'nı toplum içinde değersizleştirerek, onlara zillet yaşatarak ve onları köle statüsüne indirgeyerek 'mühîn' bir nitelik kazanmıştır.
Duhân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
مِن فِرْعَوْنَ إِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِّنَ الْمُسْرِفِينَ {الدخان/31}