Ve âteynâhum mine-l-âyâti mâ fîhi belâun mubîn(un)
Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
Biz onlara içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
Duhân Suresi 33. ayet, Allah'ın İsrailoğullarına verdiği mucizelerin, onlar için açık bir imtihan niteliğinde olduğunu vurgular. Ayet, ilahi lütuf ve imtihan arasındaki ilişkiyi dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îtâ'' kelimesinin 'vermek, ihsan etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ءَاتَيْنَـٰهُم' ifadesi, Allah'ın İsrailoğullarına lütuf olarak mucizeler bahşetmesini, bu mucizelerin onların kendi çabalarıyla elde ettikleri bir şey olmadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'îtâ'' fiilinin genellikle bir karşılık beklenmeksizin yapılan bağışı ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın İsrailoğullarına verdiği mucizelerin, onların hak edişlerinden ziyade ilahi bir lütuf olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'âyet' kelimesinin 'alamet, nişan, delil' anlamlarına geldiğini ifade eder. Bu ayetteki 'el-âyât' kelimesi, İsrailoğullarına verilen ve Allah'ın kudretini açıkça gösteren olağanüstü olayları, yani mucizeleri kasteder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'âyât' kelimesinin 'deliller' ve 'ibretler' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'mâ fîhi belâün mübîn' ifadesiyle birlikte düşünüldüğünde, bu mucizelerin aynı zamanda birer ibret ve imtihan vesilesi olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'âyet' kavramının Kur'an'da sadece 'işaret' veya 'delil' olmanın ötesinde, ilahi bir mesajın taşıyıcısı ve Allah'ın kudretinin somut bir tezahürü olduğunu açıklar. Duhân 33'teki 'âyât', İsrailoğullarına verilen ve onların imanlarını sınayan somut ilahi müdahalelerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'belâ'' kelimesinin hem hayır hem de şer ile imtihan anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'belâün mübîn' ifadesi, İsrailoğullarına verilen mucizelerin, onların bu lütuflara karşı nasıl bir tutum sergileyeceklerini görmek için açık bir sınama olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'belâ'' kelimesinin 'denemek, sınamak' anlamında kullanıldığını ve bu denemenin sonucunda kişinin durumunun ortaya çıktığını ifade eder. Duhân 33'teki mucizeler, İsrailoğullarının imanlarını ve itaatlerini sınayan açık birer deneme aracıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'belâ'' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi bir hikmetle gerçekleşen, insanı olgunlaştıran veya onun gerçek karakterini ortaya çıkaran bir sınama olarak geçtiğini belirtir. Ayetteki 'belâün mübîn', mucizelerin İsrailoğulları için açıkça bir sınama ve sonuçları itibarıyla belirleyici olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mübîn' kelimesinin 'açıkça belli olan, açıklayan' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'belâün mübîn' terkibi, İsrailoğullarına verilen mucizelerin bir imtihan olduğunun herkes tarafından kolayca anlaşılabilecek kadar net ve belirgin olduğunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mübîn' kelimesinin hem 'açık olan' hem de 'açıklayan' anlamlarını taşıdığını vurgular. Bu bağlamda, mucizelerin kendilerinin bir imtihan olduğunu açıkça gösterdiğini ve bu imtihanın sonuçlarının da net bir şekilde ortaya konduğunu belirtir.
Duhân Sûresi
Bu dünyâya geliş ile sıradan ameller işleniyor ancak önemli olan kişinin gücünü sonuna kadar kullanarak en güzel ameli işlemesidir. Kişi gücünü sonuna kadar kullanırsa geçip geçmemesi artık onun sorumluluğundan çıkmaktadır. Kişiden gücünün üstünde bir şeyler beklemek ona haksızlık olur.
“ İz- - T-B- ” Mûsâ a.s. ve kavmine 9 mucize verilmiş ve gösterilmiştir. 9 sayısıda Museviyet mertebesini ifade etmektedir.
“ Dokuz mucize-Âyet- ile Fir’âvn'a ve kavmine –git” Âyetler ve işaretler ile kavmine git. Çünkü onlar bozulmuş kavimler idi. Esmâ-i İlâhiyye’lerini karmakarışık etmiş. C. Hakk’a istediği şekilde ki o Esmâ-i İlâhiyye’lerin sahibi C. Hakk’ın proğramladığı şeklinde kullanmayarak işi karıştırmaları yüzünden fâsık oldular, bozdular, bozgun-culuk yaptılar. Peki 9 Âyet, 9 mucize ne idi.
1-Asa:yukarıda bahs edildi.
2-Yedi Beyza: beyaz el, parlak el.
3-İman etmedikleri sürece kıtlık.
4-Tufan: çok büyük tufan oldu. Fir’âvn ve kavmi âsi geliyorlardı. Bu mucizelerden biri başlarına geliyordu. Bir müddet düzeliyorlardı. Sonra tekrar bozuluyorlardı. Sonra hemen bunlar kısa bir süre sonra olmuş değil. Mûsâ (a.s.) daha ateş hadisesinden sonra kavminin arasına gidecek 20 yıl daha orada kaldığı vaaz ettiği, Fir’âvn’a gidip mücadele ettiği, ondan sonra Mısırdan çıktıkları hadisesi vardır, 40 sene de sahrada dolaştılar. Ve 40 yaşında Mısırdan çıktı. o kibtiyi öldürünce 10 sene Şuayp (a.s.) ın yanında kaldı. geriye döndü. 20 kusür yıl risâletine devam etti. İşte kabul edenler etti. Bu 9 mucizesi bu Süreler içinde oldu. Müneccimlerle sihirbazlarla karşılaşması, o hadiseler o Süreler içinde oldu. Ondan sonra Mısırdan çıktı.
5-Çekirge: 1 sene bütün gıdalar çekirge istilâsına uğradı.
6-Kurbağa: O kadar çok çıktı ki kurbağadan basacak yer bulamadılar.
7-Bit çıktı:
8-Nil suyu onlar hakkında kana dönüştü. Nile gidiyorlardı sulamak için kan oluyordu. Beni İsrâîl’den birisi gidiyorsa su oluyordu. Uzun seneler Fir’âvn ve halkı bu mucizelerle boğuştu.
9-Denizin yarılması: Mısırdan çıkıyorken Kızıldenize 12 yerden asasını vurdu. Oradan geçtiler.[25] “ İz- -T-B- ”