Yesme'u âyâti(A)llâhi tutlâ ‘aleyhi śümme yusirru mustekbiran ke-en lem yesma'hâ(s) fe-beşşirhu bi'ażâbin elîm(in)
Kendisine Allah'ın ayetlerinin okunduğunu işitir de, sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi direnir. İşte onu elem dolu bir azap ile müjdele!
O kimse Allah'ın kendisine okunan âyetlerini işitir de, sonra sanki kibrinden hiç işitmemiş gibi ısrar eder. İşte sen onu, can yakıcı bir azabla müjdele!
Câsiye Suresi'nin 8. ayeti, Allah'ın ayetlerini işitip de kibirle yüz çevirenlerin durumunu tasvir etmektedir. Ayet, 'işitme', 'ayetler', 'direnme', 'büyüklük taslama' ve 'azap' gibi temel kavramlar üzerinden, ilahi mesaj karşısındaki inkarcı tutumu ve bunun kaçınılmaz sonucunu vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'sem'' kökünü 'sesi idrak etmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'yesmeu' kelimesi, sadece fiziksel işitmeyi değil, aynı zamanda işitilen şeyi idrak etme ve anlama boyutunu da içerir. Ancak burada, işitilenin gereğini yapmama, hatta yok sayma anlamında kullanılmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'sem'' fiilinin çoğu zaman sadece 'duymak' değil, aynı zamanda 'kulak vermek', 'itaat etmek' ve 'anlamak' anlamlarını da taşıdığını belirtir. Bu ayette ise, işitme eyleminin gerçekleşmesine rağmen, ardından gelen 'yusırru mustekbiran' ifadesiyle bu işitmenin amacına ulaşmadığı, yani itaate dönüşmediği vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'âyet' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını belirtir; bazen 'alamet', bazen 'ibret', bazen de 'Kur'an'ın bir bölümü' anlamına gelir. Bu ayetteki 'âyâtillah' ifadesi, hem Kur'an'ın vahyedilen ayetlerini hem de Allah'ın kainattaki kudret delillerini kapsayan geniş bir anlam taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'âyet' kelimesini 'açık alamet, delil' olarak açıklar ve Allah'ın ayetlerinin, O'nun varlığına ve birliğine işaret eden her şey olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, bu ayetler, insanlara doğru yolu gösteren ve onları uyaran ilahi mesajlardır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ayet' kavramının Kur'an'da hem kozmik delilleri (âyât-ı tekvîniyye) hem de vahyedilen metinleri (âyât-ı tenzîliyye) ifade ettiğini vurgular. Bu ayette, 'tütlâ aleyhi' (kendine okunan) ifadesiyle özellikle Kur'an ayetlerine atıf yapıldığı açıktır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ısrar' kelimesinin 'bir şey üzerinde sebat etmek, ondan vazgeçmemek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yusırru' ifadesi, kişinin Allah'ın ayetlerini işittikten sonra bile yanlış tutumunda, yani kibir ve inkarda inatla devam etmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ısrar'ı 'bir şeye sıkıca sarılmak ve ondan ayrılmamak' olarak tanımlar. Bu ayette, kişinin günah ve inkarda ısrar etmesi, yani doğru yolu görmezden gelerek kendi sapkınlığında direnişi vurgulanır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ısrar'ın 'bir fiili tekrar tekrar yapmak ve ondan dönmemek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'yusırru' kelimesi, kişinin Allah'ın ayetlerine karşı takındığı olumsuz tavrı sürekli hale getirmesini, yani inadını sürdürmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'kibr' kelimesini 'kişinin kendini başkalarından üstün görmesi' olarak açıklar. 'Müstekbir' ise bu sıfatı taşıyan, büyüklük taslayan kişidir. Ayette, Allah'ın ayetlerini işiten kişinin, bu ayetleri kabul etmeyişinin ardındaki temel motivasyonun kibir olduğu belirtilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'istekbâr' fiilinin 'kibirli davranmak, kendini büyük görmek' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'müstekbiran' kelimesi, kişinin Allah'ın ayetlerine karşı takındığı tavrın, kendini ilahi mesaja karşı üstün görme ve onu küçümseme olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'kibr'in, Allah'ın mutlak otoritesini ve insanın acizliğini reddeden bir tutum olduğunu belirtir. 'Müstekbir' olan kişi, Allah'ın ayetlerini işittiğinde bile, kendi nefsini ve düşüncelerini ilahi hakikatin üzerinde görerek onu kabul etmez.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'azab' kelimesini 'insanı bir şeyden alıkoyan, engelleyen ve ona elem veren şey' olarak tanımlar. Ayetteki 'azab' ifadesi, Allah'ın ayetlerine karşı kibirle direnenlerin ahirette karşılaşacakları, elem verici ve kaçınılmaz cezayı ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'azab'ın 'şiddetli ceza' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'azab' kelimesi, Allah'ın ayetlerini işitip de kibirle yüz çevirenlerin hak ettiği, hem dünyevi hem de uhrevi olabilecek şiddetli bir karşılığı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'elem' kelimesini 'bedene veya ruha isabet eden acı' olarak açıklar. 'Elîm' ise bu acıyı veren veya bu acıyla nitelenen şeydir. Ayetteki 'azâbin elîm' ifadesi, verilecek olan azabın sadece bir ceza olmakla kalmayıp, aynı zamanda çok şiddetli ve dayanılmaz bir acı vereceğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'elem'in 'acı hissetmek' olduğunu belirtir. 'Elîm' sıfatı, 'azab' kelimesini niteleyerek, bu azabın sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir acı da içereceğini, yani kapsamlı bir ıstırap olacağını ifade eder.
Duhân Sûresi
Âyet-i kerime Tevhid-i Ef’âl âyetlerindendir.
Duhân sûresi ilk 8 âyetin Berat gecesi bağlantısından dolayı, yolumuza Berat kandili ile devam edelim.
BERAT KANDİLİ
euzü billahi minneştanirracim bismillahihirrahmanirrahim elhamdü lillahi rabbül âlemin vessalatu vesselamı ala rasulüna muhammedin ve ala alihi ve eshabihi ecmain:
Muhterem gönül dostları:
Bu akşamki sohhetimizi gecenin özelliği dolayısıyla Berat kandili hakkında oluşturmaya çalışacağız. Cenabı Hak cümlemize bu gecenin hakikatlerim anlayacak uyanık bir kalp ve açık bir zeka nasip etsin.
Arabi aylardan Şaban ayının 14. gününü 15. gününe bağlayan gece Berat gecesidir. Evvela berat kelimesine bir göz atalım.
Berat gecesinin özellikleri şunlardır :
1- Kur’anı Keriym bu gecede “levh-i mahfuz”dan dünya semasına indirilmiştir.
(Duhan Suresi 44/1-8 ayetleri)
“ha mim” (1)
“vel kitabil mübiyni” (2)
“inna enzelnahü fiy leyletin mübareketin inna künna münzirıyne” (3)
“fiyha yüfreku küllü emrin hakiymin” (4)
“emren min ındina inna künna mürsiliyne” (5)
“rahmeten min rabbike innehü hüvessemiyul aliymü” (6)
“rabbissemavati vel ardı ve ma beynehüma in küntüm mukıniyne” (7)
“lâ ilahe illa hüve yuhyiy ve yümiytü rabbüküm ve rabbü abaikümü’l evveliyne” (8)
“Ha mim. Apaçık olan Kitaba and olsun ki. Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu biz, insanları uyarmaktayız. Katımızdan bir buyrukla her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir. O’ndan başka ilah yoktur, diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki babalarınızın da Rabbidir.”
2 - Kıblenin yönü bu gecenin ertesi günü Kudüs’ten Mekke’ye (Kabe’ye) döndürülmüştür.
3 - Mahlukatın bir yıl içindeki rızıklarına, alacaklarına ve ömürlerine dair Cenab’ı Hak bu gecede takdirde bulunmuştur. Oyılın programı bu gece içinde yürürlüğe girmektedir.
Peygamberimiz (S.A.V.) bu geceyi Hz. Aişe (R.A) validemize anlatırken şöyle buyurmuşlardır:
“Bu gece Şabanın onbeşinci gecesidir. Allahu Teala bu gecede Beni Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri kadar insanı cehennemden azad eder. Fakat bu gecede; kendisine eş ve ortak koşanların, müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenlerin, akrabaları ilemünasebeti kesenlerin, hayat ve ihtişamlarına mağrur olanların ve ana babasına isyan edenlerin yüzüne bakmaz.”
(Hadis Ramuz 1236)
“Allah: Şaban ayının ortasındaki Berat gecesinde dünya semasına tecelli edip müşrik ve haksız yere (başkalarına öfkelenip) düşmanlık yapan kimseden başka tüm insanları bağışlar”
(Hadis Ramuz 1289) Şabanın yarısında (Berat gecesinde) Allah kullarına muttali olur: Mü’minleri bağışlar, kafirlere mühlet verir. Kin ehlini ise, kinlerini bırakıncaya kadar affetmeden kendi hallerine bırakır.
Muhterem canlar:
Berat gecesinin ne olduğunu daha iyi anlıyabilmeniz için evvela Berat sözcüğünün neyi ifade ettiğini anlamamız gerekmekledir.
Berat; bilindiği gibi bir yükümlülükleri kurtulmak, her hangi bir şekilde suçlanıp, o suçtan Beraat edip temize çıkmak, borcun ödendikten sonra aldığı ibra ve nihayet bulunduğu zor halden kurtuluştur, diye ifade edilebilir.
Bu mevzu ile ilgili kitaplarda Berat kandili uzun uzadıya anlatılmıştır. Bizim bunlara ekleyecek pek bir şeyimiz yoktur. Biz daha ziyade gönlümüze geldiği, aklımızın erdiği kadarıyla bu gecenin bizlerdeki karşılık ifadesinin ne olduğunu söze getirmeye çalışacağız.
Berat: Beraat etme Berr’: “Ebrar” zümresi, yani iyiler toplumu:
Birinci manada berat;
Kişinin, Hakkın emir ve yasaklarına uyup bedensel boyutta yaşamını, bu kurallar üzerine bina edip is¬yan etmeden, günaha girmeden, her varlığa iyi bir muamele ile sürdürmesidir. Bunun karşılığında kazanacağı Rabbinin hoşnutluğu, onun berat’ı olacaktır. Bu genel hükümdür.
Ey Hak talibi olan canlar, Daha evvelce işaret edilen Regaib ve Mevlût yaşantılarıyla belirli bir idrak seviyesine yükselen salik berat mevzuu ile de gerçek beratın ne olduğunu anlamaya çalışmalıdır.
Birinci berat günahtan, isyandan kurtulmaktır.
İkinci berat ise kendinde var zannettiği benliğinden kurtulmaktır.
Birinci beratı gerçekleştiren kişi iyi bir insan olur!..
İkinci beratı gerçekleştiren kişi ise “kendini bulan bir insan” olur.
(Al-i İmran Sure 3/92 ayette) len tenalul birre hatta tünfiku mimma tühibbune ve ma tünfiku min şeyin feinnallahe bihî alıymün “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda intak etmedikçe birra iyiliğe eremezsiniz, muhakkak ki Allah onu bilir.”
(Bakara Sure 2/177 ayette) leysel birre en tüvellü vucuheküm kıblel meşrıkı vel mağribi ve lakinnel birre amene billahi vel yevmil ahıri vel melaiketi vel kitabi vennebiyyiyne ve atel male ala hubbihî zevil kurba vel yetama vel mesakiyne vebnes-sebiyli vessailiyne ve fiyrrikaabi ve ekamesselate ve atezzekate vel mufune biahdihim iza ahedü vessabi-riyne fiyl be’sai veddarrai ve hıynel be’si ulaikelleziyne sadaku ve ulaike hümül müttekune “Yüzleriniz! Doğuya ve batıya çevirmeniz Berr (iyilik) değildir. Ancak berr, Allaha, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere iman etmek, sevdiği mallarından yakın akrabalarına, yetimlere, fakirlere, yolculara, dilencilere ve kölelere dağıtmak, namaz kılmak, zekat vermek, söz verdiği zaman sözünde durmak, sıkıntılı zamanda zorlukta ve sıkıntıda sabretmektir. İşte bunlar doğru kimselerdir ve bu kimseler muttakilerdir.”
Yukarıda bahs edilen iki ayet ve benzeri daha birçok ayet zahiri manası itibari ile birinci beratın hakikatini çok açık bir şekilde anlatmakladır, ayrıca batını manası itibariyle de ikinci ber’ata atıf vardır, yeri geldikçe değinmeye çalışacağız.
Muhterem Hak yolcusu;
Ber’at gecesi sadece senede bir defa gelen bir gece değil, ayrıca hayatında gerçek bir yaşam olan “kendine ulaşma” yolunda büyük bir aşamadır.
Kişi kendine ulaşamazsa Hak’ka da ulaşmasına yol yoktur.
Birimsel varlığın Hak yolunda en büyük engeli kendine ulaşamamasıdır.
İşte bu nedenle burası bir yol ayrımıdır.
Burada ya benliği ile hayatını sonuna kadar sürdürür, Hak’tan ayrı düşersin veyahut kendini aradan kaldırır, gerçek batını “berr”e ulaşır beratını alırsın:
İşte o zaman kıblen değişir, gerçek kıblene dönersin. Özel hitapların gelmeye başladığı yer burasıdır.
Onun için Kuran-ı Keriym bu gecede dünya semasına inmeye başlamıştır, bir başka ifade ile senin gönül semana ilahi hakikatler inmeye başlar. Çok yüce ve ulvi hallerin başladığı bu hali Cenabı Hak cümlemize nasib etsin.
(Fecir Suresi 89/27-28 ayette ) ya eyyetühe’n nefsül mutmeinnetü irci’ıy ila rabbiki radıyeten merdıyyeten ya eyyetühe/o nefsül mutmeinne/mutmain nefis radıyeten merdıyye olarak senin rabbine değin/üzre rücu et/dön “Ey tatmin olmuş, huzur bulmuş nefs! Sen ondan razı o da senden razı olmuş olarak Rabbine dön” ve benzeri hitabların kaynağı bu haldedir.
K I B L E N İ N D E Ğ İ Ş M E S İ
Kıblenin değişmesi:
Şaban ayının on beşinci (15.) günü olan Berat gecesinin ertesi günü vuku bulmuştur.
Ey salik: Çok dikkat etl ve iyi anlamaya çalış bu hal hayalında gerçekten pek mühim dönemeçlerden bir tanesidir.
Mekkede bulunduğu sırada Peygamberimizin önceleri Ka’be’ye, sonra da Beyt’ül Makdis’e yani Kudüse doğru namaz kılması emredilmişti.
Peygamberimizin Medineye hicretinden önce Ensarında namazlarını iki yıl kadar Beyl’ül Makdis’e yönelerek kıldıkları rivayet edilir.
Peygamberimiz Mekke’de bulunduğu sırada namaz kılarken Beyt’ül Makdise doğru yönelir, Ka’be de kendisinin önünde bulunurdu. Halbuki kendileri Ka’be tarafına yönelerek namaz kılmayı arzular dururdu.
Peygamberimizin Medine’ye hicretinin on sekizinci (18.) ayına rastlayan Şaban ayının ortasındaki bir Pazartesi günü zaman zaman; gittikleri “Ben-i Selime” mescidinde kıldıkları bir öğle namazının ikinci rek’atinde;
(Bakara Suresi 2/144 ayeti) fevelli vecheke şatrel mescidil haram “Yüzünüzü Mescid-il Haram tarafına döndur” Ayet-i kerimesi nazil olunca hep birlikte yüzlerini Kudüs’ten Mekke’ye döndürmüşler, namazlarını böylece tamamlamışlardır.
Bu mescidin ismi de “Kıbleteyn” “iki kıbleli mescid” olmuştur. Ziyaret edenler bilirler.
Bu hususta daha başka rivayetler varsa da yeri olmadığı için almıyoruz.
Burada mühim olan, mutlak bir dönüşümün olduğunu düşünmektir.
(Bakara Suresi 2/144 ayeti) kad nera tekallübe vechike fiyssemai felenüvel-liyenneke kıbleten terdaha fevelli vecheke şatrel mescidil harami ve haysü ma küntüm fevellu vücuheküm şatrehü.
“Ey habibim yüzünü gökyüzüne döndürdüğünü görüyoruz, elbette seni razı olduğun tarafa döndüreceğiz, o halde yüzünü Mescid-il Haram tarafına döndür ve nerede olursanız olun yüzünüzü mescidil haram tarafına döndürünüz.” Burada hem Rasulullah’a ve hem de ümmetine hitap vardır, bir dönüşüm gereği var. O zaman olan bu hadiseler, her zaman devamlı oluyor.
Hz. Rasulullah din-i mübin-i islamı yirmi üç (23) sene¬de yerine oturtmuş, biz ise “eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden rasulüllah” dediğimiz zaman hemen gerçek müslüman olduğumuzıı zannediyoruz, neden?...
Çünkü sistem ortada var, bir tek şahadet kelimesini söylemekle bu sistemin tamamını kabullenmiş oluyoruz. Fakat bu kabullenmek yaşamak demek değildir.
Bu sistemi yaşamak: din-i mübin-i islam hangi seyr üzere devam etmiş ise bizim de o seyri sürdürüp yaşamamız gerekmektedir.
Yukarıda gördüğümüz Ayet-i kerime bize Hakk’a uzanan yolda çok büyük bir kılavuz oluyor.
Zahiri manasıyla kişinin kıldığı namazın istikametinin değişikliğidir.
Fakat batında ise sonsuz manalar ve yaşam olgusunu meydana getirmektedir.
Bu Ayet-i keri¬menin ışık tuttuğu hususları mümkün olduğu kadar anlamaya çalışalım.
Kıble değişmesinin bir Berat gecesinin hemen ertesi günü olması acaba bir tesadüf müdür?...
Yoksa bir gerçeği mi ifade etmektedir? ...
Kudüs’te Beyt’ül Makdise dönmek ne demektir?...
Mekke’ye, Kabe’ye dönmek ne demektir?...
Her ne kadar kişi, suret olarak Kabe’ye dönüyor ise de acaba, batınen iç ve gerçek haliyle nereye dönmektedir?..
İnsanın varlığında bulunan hayal, vehim ve izafi benlik, onu pek çok şeyi sathi olarak yaptırmakta ve yanlış değerlendirmekledir.
Bu yanlışlardan ve eksikliklerden kurtulması için kişi nefsini iyi tanımalıdır.
Cenab-ı Hak c.c isteseydi müslümanları doğrudan doğruya Kabe’ye yöneltirdi.
Bir müddet Kudüs’e “Mescid’il Aksa”ya döndürulmesinde elbette büyük sırlar olacaktır.
Yüce dinimiz sadece sathi değil, derinliği ve yüceliği olan bir dindir. Bizlere düşen idrakımızı sonuna kadar geliştirmeye zorlamak ve bunun için çalışmaktır.
Gerçek ilahi kimliğini bulamamış bir kimse hayal âleminde yaşamaktadır. Bu hayal âleminden çıkması ve gerçek âleme ulaşması kendisine sonsuz lütüflar kazandıracaktır.
Ey Hak yolcusu:
Regaib ve Mevlûd yaşantılarını geçerek Be¬rat yaşantısına doğru yoluna devam edersen, sana daha bazı gerçeklerin açıldığını müşahede etmeye başlarsın.
1 - İbrahim (as) kendi kurduğu Kabe’sine dönerek ibadet ediyordu, “Tevhid-i Efal”.
2 - Daha sonra Musa (as). “Kuds”e yani kendi mabedine doğru ibadet etti, bu da tenzih, “Tevhidi Esma”dır.
3 - Daha sonra İsa (as) da “Kuds”e döndü bu da teşbih “Tevhid-i Sıfat”tır.
4 - En sonunda Hz. Muhammed’de kısa bir müddet “Kuds”e, daha sonra da “Kabe”ye döndürüldü, bu da “Tevhid-i Zat”tır.
“Mekke”deki Kabe Allah’ın evi “beytullah”tır. “Kudüs”teki bina ise “beytül Makdis” (mukaddes ev)dir.
İşte Hak yokuşu evvela zahiren tevhid-i ef’al’de “Kabe”ye dönerek ibadet eder.
Daha sonraki ibadetlerinde her ne kadar zahiren Kabe’ye doğru dönüyor ise de, batınen farkında olmadan düşünce yapısı itibari ile “beytül Makdis” (mukaddes ev)e yönelmek-tedir, çünkü itikadı “tenzih” Allahı ötelerde aramaktadır.
Câsiye Sûresi
95) Terzi Baba (8) (19/53)
96) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (41) Fussilet Sûresi
103) Terzi Baba Yüksek Lisans Tezi
118) (52) Tûr Sûresi ve M. Nusret Tura Hz.
129) Terzi Baba Divanı (Tüm Şiirlerim)
177) Necdet Ardıç'ın Tasavvuf Anlayışında Seyr ü Süluk Mertebeleri (İlâhiyat Tezi)
213) 1-Gökyüzü İnsanları araştırması.
214) 2-Gökyüzü İnsanları araştırması.
(H) Yayınları tarafından basılan kitaplarımız:
6) Mübarek Geceler ve Bayramlar
14) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri ve Şerhi
15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem (a.s.)
88) Nusret Tura Divanı - Erler Demine
Terzi Baba kitapları sıra listesi
KAYNAKÇA
1. KUR'ÂN VE HADîS
2. VEHB : Hakk'ın hibe yoluyla verdiği ilim.
3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.
4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi'i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu'l Hikem ve sohbetlemizden müşâhede ile toplanan ilim.
(Gönülden Esintiler)
1) Necdet Divanı
2) Hacc Divanı
3) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri
4) "Lübb-ül Lü'b ve Sırr-üs Sırrı" (Osmanlıca'dan Çeviri)
5) Salât ve Ezân-ı Muhammedi'de Bazı Hakîkatler
6) Mübarek Geceler ve Bayramlar
7) İslâm, Îmân, İhsân, Îkân
8) Tuhfetü'l Uşşâki (Osmanlıca'dan Çeviri)
9) Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet
10) Kelime-i Tevhid
11) Vâhy ve Cebrâil
12) Terzi Baba (1): Necdet Ardıç ve Necm (Yıldız) Sûresi
13) (13) On Üç ve Hakîkat-i İlâhiyye
14) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri ve Şerhi
15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)
16) Divan (3)
17) Kevkeb: Kayan "Yıldız"lar
18) Hz. Peygamberimiz Efendimizi Rû'ya-da Görmek
19) Sûre-i Feth ve Fethin Hakîkati
20) Terzi Baba Umre Dosyası (2009)
21) (6) Peygamber (2): Hz. Nûh Neciyyullah (a.s.)