İçeriğe atla
Mâide 36Cüz 6 · Sayfa 113

Mâide Sûresi 36. Âyet

المائدة

Sohbete sor

İnne-lleżîne keferû lev enne lehum mâ fî-l-ardi cemî'an vemiślehu me'ahu liyeftedû bihi min ‘ażâbi yevmi-lkiyâmeti mâ tukubbile minhum(s) velehum ‘ażâbun elîm(un)

Şüphesiz yeryüzünde olanların hepsi ve yanında bir o kadarı daha kendilerinin (kafirlerin) olsa da onu kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar, onlardan yine kabul edilmez. Onlara elem dolu bir azap vardır.

Mâide Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(36) (İnnellezîne keferu lev enne lehüm ma fîl Ardı cemî’an ve mislehu meahu liyeftedu Bihi min azâbi yevmil kıyameti ma tukubbile minhüm* ve lehüm azâbün elîm;) Bütün yeryüzündekiler ve bir o kadarı daha inkâr

edenlerin olsa, bunlar kıyamet gününün azâbından kurtulmak için hepsini fidye olarak verseler yine onlardan kabul edilmez. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.” Şu kimseler ki küfrettiler yâni hakîkati ilâhîyyeyi örttüler. Kıyamet gününde şartlar ve değer yargıları o kadar değişiyor ki burada olan şeyler orada hiç birşeye yaramıyor. Akıllı insân eğer biraz şuurlu davranıyorsa bugünden o aklının bir kısmını âhiret kazancı içinde kullanması lâzımdır. Eğer biz Âhireti düşünerek fiillerimizi ortaya koyuyorsak bunlardan bu dünya için kazandıklarımız dâhi o kazanca dâhil ediliyor, çünkü niyet önemlidir.

İmân ehlinin yaptıkları şeyleri eleştirenler sâdece kendi yapamadıkları şeyler için bahane aramaktadırlar yâni bir başka deyişle kendi kendilerini kandırmaktadırlar.

Bâtıni yönden bakarsak, yeryüzü yâni şu beden ve onların bir misli onların olsaydı ve onları verselerdi onlardan bu kabûl edilmez. Çünkü bu işlemin dünya da yapılması gerekmektedir.

Kıyamet demek zâtın zuhûr edip sıfât saltanatının sönmesidir. Buna göre kişinin mârifetullah ve tevhid hakîkati ile ortaya çıktığı gün onun kıyametidir. İşte bu günde beşeri nefsin hiçbir değeri kalmadığından o gün verilse de bir kıymeti yoktur, dolayısıyla bunu bugünden ver ki daha bugünden mârifetullah ve sırâtullaha geç.

Hele dünyada bu işler ile biraz meşgûl olunup daha sonra gaflete düşülmüş ise oradaki pişmanlık azâbının şiddeti düşünülemez bile.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)