İçeriğe atla
Necm 31Cüz 27 · Sayfa 527

Necm Sûresi 31. Âyet

النجم

Sohbete sor

Veli(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi liyecziye-lleżîne esâû bimâ ‘amilû ve yecziye-lleżîne ahsenû bilhusnâ

Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. (Bu) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, iyilik edenleri de daha güzeliyle mükafatlandırması için (böyle)dir.

Necm (Yıldız) Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Allah içindir.” Burada Allahın birşeye ihtiyacı olması demek değildir. Allahın, lâtif olan varlığının, kesif olarak görünmesi için bir mahalde, kesif bir Vücûda ihtiyacı var. Allah zâtî itibariyle Vücûddan münezzehtir. Teşbih itibariyle, bu âlemler Allahın zuhuruna bir mahaldir. Bu İseviyet mertebesinin ilmidir. Hakkın varlığını insân varlığı üzerinde müşahâde etmektir. İsâ (a.s.) kadar bu sırrı bilen yoktu. Mûseviyet mertebesinde Tenzih vardı. İsâ (a.s.) ilk defa ancak misâllendirmek, benzerlik vermek sûretiyle anlattı. Çünkü anlatmak için elimizde olan bu âlemdir.

Nitekim,

(Bakara Sûresi 2/255 âyette)

مَوَاتِوَالْأَرْضَعهَ السُّدووَسِعَ كُرْسِيُّهُ

vesi’a kürsiyyühüssemâvati vel ­arda “Onu kürsisi bütün âlemleri vasidir, kaplamıştır,” Kürsi, oturma yeridir. Bütün âlemler lâtif olarak Allahın rûhani varlığı üzerindedir. Başka türlü olmaz. Kesif olarak Allahın görünmesi yine o varlıklardan olmaktadır. Burada iskemle, masa olmasa bunların varlığı nasıl bilinecek?... İşte bu hakikati yani bütün âlemlerin Allahın zuhuru için idrak eden,

(Bakara Sûresi 2/156 âyette)

لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَعقَالُواْ إِن

kalu inna lillâhi ve inna ileyhi raci’une “Biz Allah içiniz ve biz sonunda ona döneceğiz” derler.

Bu şekilde “innâ (kesin biz)” zât mertebesi için olduğunun idrakını ortaya koyuyor. Ve “innâ (kesin) ileyhi (ona değin) rucu eden (dönenleriz)yani ona dönüşeceğiz, ona kalbolacağız idrakını ortaya koyuyor.

Ancak özde olmasa da, sûrette fiziki bir perde vardır.

(Necm Sûresi 53/31 âyetteki)

“ve lillâhî ma fiyssemâvati ve ma flyl ardı”

“Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah içindir.” Bu hakikati tasdik eder. Hangi mertebede neyi görsek, neye baksak Cenâb-ı Hakk’ın o mertebe ile orada zuhurunu müşahâde etmeyi gerektirmektedir. Daha önce sohbeti olmuştur. Tekrar hatırlayalım;

Ehlullah rû’yeti beş şekilde ifade etmişler

1. “ma reeytü şeyen illâ rû’yetullahu ba’dehu!”

- “Akabinde Allah-ı görmediğim hiç bir şey yok”

2. “ma reeytü şe’yen illâ rû’yetullahi fiyhi!”

- “Bir şey görmem ki onda Allahı görmüş olmayayım”

3. “ma reeytü şe’yen illâ kablehu”

- “Her şeyden evvel onu görürüm”

4. “illâ Allah”

- “Ancak Allah”

5. “lâ yerallahu illâ Allah”

- “Allah-ı ancak Allah görür,” ifadesiyle târif etmişlerdir. Yani beşerin Allah’ı görmesi mümkün değildir. “Çık aradan kalsın yaradan,” dedikleridir.

(Necm Sûresi 53/32 âyet)

الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِعآل ٣٢

طعاَلْدَُوَالْفَوَاحِشَ إِلَّا

لَكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْعرَبِّعإِنْ

إِذْ أَنْشَأَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ

بِهَاتِكُمْعة في بُطُونِ أُمّعوَإِذْ أَنْتُمْ أَجِدٌ

قِىعوَأَنْفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّوفَلَا تَتْرُكْ

elleziyne yectenibune kebairel ismi vel fevahişe illellememe inne rabbeke vasiul mağfireti hüve âlemü biküm iz enşeeküm minel ardı ve iz entüm ecinnetün fiy bütuni ümme­hatiküm felâ tüzekku enfüseküm hüve a’lemü bimenitteka “Güzellikte bulunanlar O kimselerdir ki: Günâhın büyüklerinden ve edepsizliklerden kaçınırlar, küçük günâh müstesnâ. Şüphe yok ki, Rab'bin affı geniş olandır ve O sizi en iyi bilendir.

O vakit ki, sizi yerden yarattı ve o vakit ki, siz analarınızın karınlarında ceninler hâlinde idiniz. Artık kendinizi temize çıkarmayın. O, ittika sahiplerini, sakınanları en iyi bilendir.”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)