Fescudû li(A)llâhi va'budû
Haydi Allah'a secde edin ve O'na kulluk edin.
Haydi Allah için secdeye kapanın ve O'na kulluk edin.
Necm Suresi'nin bu ayeti, tevhidin ve Allah'a yönelişin temel iki eylemini, secde ve ibadeti emretmektedir. Dilbilimsel olarak bu iki fiil, insanın Allah karşısındaki mutlak teslimiyetini ve kulluk bilincini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Secde, alnı yere koymak suretiyle yapılan özel bir eğilmedir. Ayetteki 'fescudû' emri, Allah'a karşı tam bir tevazu ve teslimiyetle boyun eğmeyi, O'nun azameti karşısında küçüklüğünü idrak etmeyi ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir eylem değil, aynı zamanda kalbî bir teslimiyettir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Secde, mecazen itaat ve boyun eğme anlamında kullanılır. Ayetteki 'fescudû', Allah'ın birliğine ve kudretine tam bir teslimiyetle boyun eğmeyi, O'nun emirlerine itaat etmeyi ve O'na tazim göstermeyi emreder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Secde kavramı, Kur'an'da Allah'a karşı mutlak bir teslimiyet ve boyun eğme eylemini ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, insanın yaratıcısı karşısındaki acizliğini ve O'na olan bağımlılığını kabul etmesini, O'na tam bir itaatle yönelmesini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İbadet, nihai derecede boyun eğme ve tevazu göstermektir. Ayetteki 'va'budû' emri, Allah'a karşı tam bir kulluk bilinciyle hareket etmeyi, O'nun emir ve yasaklarına riayet etmeyi, O'na layık olduğu şekilde tazim ve taat göstermeyi ifade eder. Bu, sadece belirli ritüellerle sınırlı olmayıp, hayatın her alanını kapsayan bir teslimiyettir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Abd (kul) kelimesinden türeyen ibadet, Allah'a karşı tam bir alçakgönüllülük ve boyun eğme halidir. Bu ayetteki 'va'budû', Allah'ın birliğini kabul edip O'na yönelmek, O'nun rızasını kazanmak için tüm hayatı O'nun yolunda geçirmek anlamını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İbadet (ubudiyyet), Kur'an'da insanın Allah'a karşı olan temel konumunu, yani 'kul' olma halini ifade eder. Bu ayetteki 'va'budû' emri, insanın varoluşsal olarak Allah'a bağımlı olduğunu kabul etmesini ve bu bağımlılığın gereği olarak O'na tam bir teslimiyetle hizmet etmesini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İbadet, Allah'a karşı duyulan sevgi, saygı ve korkunun birleşimiyle ortaya çıkan, O'nun emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmak suretiyle gerçekleşen bir eylemdir. Ayetteki 'va'budû', secde ile birlikte, Allah'a karşı hem fiziksel hem de manevi bir teslimiyetin ve kulluğun ifadesidir.
Necm (Yıldız) Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
fescüdu lillâhi vabüdu “Artık, hemen Allah için secde ediniz ve ibadette bulununuz.” (Sadekallahül azîm) Secde ediniz ama Allah için secde ediniz yani secde ediliyorsa Allah için (Allah secdesi) olsun. Dikkat edilirse burada Rahmân için, Rabb için denmiyor Allah için denerek, Allahlık işaret ediliyor. Yani secdeyi öyle edin ki, Allaha yakışır, ulûhiyet mertebesi içerisin-de olsun.
“vabüdu” ve ibadetinizin de bu şekilde olmasını ikaz ediyor.Burada kişi abid ise, ibadet için yapılan bireysel secdedir. Ama kendi nefsani varlığını aşmış, kendinde birşey kalmadı ise, ora-da yapılan secde ubudet secdesi olmaktadır. Yani burada Hakk, kendinden kendine secde etmektedir.
Böyle şey olur mu?...
yani insân kendinden kendine secde eder mi?.. diye sorulursa,
- Tabii ki olur.
Çünkü insân kendisinde bulunan bütün mertebelerin hakikatine varmış ise, o zaman kendindeki abdiyeti yine kendindeki ubudiyetine secde eder.
“abdehu ve rasûlühu” yani abdiyeti de risâleti de “hu”ya tabidir; kendi hakikatine, kendi özünedir.
Bu âyet secde âyeti olduğundan ve bunu okuduğumuza göre müsait olduğumuz vakitte secde etmemiz gerekir. Secde duası “Tuhfetü’l Uşşaki”de geçiyor.
Secde hem fiili yapılım olmakla beraber aslında ilmidir. Hakiki secde birşeyi tasdik hükmündedir. Mamafih göstermelik, taklidi, korkudan yapılan secdeler de vardır. Ancak secdenin hakikati ilmi olmasıdır, yanı secde etmenin ne olduğunu bilerek, irfani olması gerekir.
Burada Necm Sûresini şimdilik sonlandırıyoruz.
bismillâhir rahmânir rahiym,
Bu anlatacak olduğum şeyler benlik olarak kabul edilmemeli, “işaret-i ilâhi olarak, belirli bir sistemin içinde ortaya çıkan özelliklerdir,” diyelim.
Kûr’ân Kerîm âlemlere rahmettir, âlemler Kûr’ân’da kendisinin kemâlini, hakikatini bulur.
Hiç kimse de ne onu, ne de herhangi bir sûresini ve âyetini sahiplenemez. Ama insân hem âlemler câmisi ve hem de kendi bir âlemdir. Âlemler gibi o da kendisininin hakikatini, Kûr’ânda bulur.
Birgün Nûsret Babamla beraberken bendeki zuhuratları kendisinin izni ile kendisine okurken, zuhurat içinde Kûr’ândan okuduğum bir sûrede “Necdet’in...” diye bir isim geçiyordu.
Nûsret Babam, “Oğlum şimdiye kadar getirdiğin zuhuratların en iyisi budur,” buyurdu. Yani bu ismin Kûr’ân-ı Keriym içinde geçmesini işaret etti.
Sonra biz bunu araştırdık. Hem kendimizden ve hem
de kardeşlerden gelen manevi beyanlarla, bunun Kûr’ândaki “Necat” olduğunu tespit ettik.
Daha da ileri araştırmamızı devam ettiğimizde karşımıza 53. sûre “Necm Sûresi” çıktı.
Böylece Kûr’ânı Keriym’deki izafi işaretlerimiz:
Harfimiz: (cim) ; (cim) in yazılışı → okunuşu (cim) Harf değerleri :
(cim) 3
(ye) 10
(mim) 40 = 53
Kelimemiz : (Necat) Harf değerleri :
(nun) 50
(cim) 3 = 53
(elif) 1
/ (te) 400 = (50 +3 +1 + 400)= 454 (4+ 5+ 4) = 13
Ayetimiz : Mümin Sûresi 40/41. Âyet
جُوَّةعوَيَا قَوْمِ مَا لِي أَدْعُوكُمْ إِلَى اللَّهِ
طَارعوَتَدْعُونَنِي إِلَى النّ
“ve ya kavmi maleyi ed’uküm ilennecati ve ted‘uneniy ilennar”
“Ey kavmim! Başıma gelen nedir? Ben sizi Necat (13) (kurtuluş) a (cennete, zat cennetine, Hakikat-i Muhammediyye’ye) davet ediyorum, siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz.” Mü’min Sûresi 40/41. âyet’te (40 + 41) = 81 (8 +1) = 9
Yani “Hakikat-i Museviye”den → “Hakikat-i Muhammediyye”ye daveti vardır.
Bu mertebede 13 ün, bu mertebesi itibariyle 9 da yani “Mertebe-i Museviyyet”teki zuhurudur.
Sûremiz de, Necm “53” olduğu böylece belirlenmiş oldu.
İsm-i “Necdet” arapça harfleri olarak aşağıda görüldüğü üzere olup, ebced sistemine göre şöyledir:
“Necdet”
(nun) 50
(cim) 3 = 53
(dal) 4
/ (te) 400 = 457 olarak yazılır.
İçindeki 53 hemen başta görülüyor.
Tamamı toplandığında, 457 olarak çıkıyor.
Bu bir neş’edir, kimsenin kabul etmesi de gerekmiyor.
Bu sûre-i Şerif ile ilgili olduğundan bahsetmeyi uygun gördük.
53 ü kendi içinde toplarsak (5 + 3) = 8 sayısını verir.
Bu cennetleri ifade eder.
(8) 2 ye bölersek, (8/2) = 4 sayısını verir.
Yani 2 adet 4 olur.
2 adet 4 olması zahir ve bâtın’dan oluşunu ifade ediyor.
4 bilindiği gibi İslâmın rumûz sayısıdır, yani
- “Şeriat, Tarîkat, Hakikat, Mârifet” makamları
- “Ef’âl, Esmâ, Sıfat, Zât” âlemleri
- Kâ’be-i Şerifin 4 Köşesi 4 Rüknü “İbrahimiyyet, Mûseviyyet, İseviyyet, Muhammediyyet”
- Yukardan aşağıya “Tevhid → Teşbih → Tenzih → Vahdet”
- Aşağıdan yukarıya “Vahdet → Tenzih → Teşbih → Tevhid”
- ve yine Kâ’be-i Şerifin 4 duvarı “Hannan, Mennan, Deyyan, Sübhan”
4 den 1 çıkartıp geriye kalan 3’ün başına konursa;
yani (4 – 1) = 3 ve çıkartılan 1, kalan 3’ün başına konursa 13 eder, ki 4’ün içinde 13 var olduğu gibi; 13 içinde de 4 vardır.
457 İslâmın bütün hakikatleri bu sayının içinde toplanmıştır.
- 4 İslâmın Hakikat-i
- 5 “Hazeret-i Hamse” (5 Hazret Makamı)
- 7 “etturu seb’a” (7 nefis mertebeleri)
“Hakikat-i Muhammediye” üzerine şifre sayımız 53 dür. Daha sonra gördüğümüz bir zuhuratta Cenâb-ı Hakk Kâ’be’nin içerisinde bize kapımızı gösterdi, ki bu kapı da 53 üncü kapı olup ismi, “el bab-ı kehribariyyeyi şamî”dir. Şam köşesinde elektrikli kapı, dışarıdan merdivenlerle yukarıya çıkan kapıdır.
Son gittiğimizde de Mescid-i Nebevi’de yani Hz. Rasûlüllah (a.s.) Efendimizin kabr-i şeriflerinde muhtemel yeri aradım ve buldum, kalbim de mutmain oldu. Orada da 53. direk.
Efendimizin kendi iştirakiyle yapılan ilk Mescid-i Nebevi’de 33 direk varmış.
Bu direklerin 13 tanesi ön bölümde, 20 tanesi de arka bölümde imiş. Biliyorsunuz 13 Efendimiz (s.a.v.) in şifre sayısıdır.
İkinci yapılışında yani Efendimizin sağlığında Mescid-i Nebevi’nin genişletilmesi vardır.
İki sıralı direklerle ( L ) şeklinde genişletiliyor.
Onların renkleri de kırmızı, sarı renkleri arasında bir renkte yapılmışlar.
Onlar da 21 adet olarak ilâve ediliyor.
20. direk minber ile mihrab arasındaki öncekiler ile toplarsak;
(20 + 13 + 20) = 53. direğimiz...
Bu direk tabii ki bizim şahsımızın malı değildir, mânâsı ve mertebesi olarak oradaki yerimizi işaret etmektedir.
1 - Mescid-i Nebevi’deki minber ile mihrab arasındaki direk;
53. direk
2 - Silsile-i şerifedeki sıramız; 53
3 - Kûr’ânı Keriym’deki sûre sırası; Necm Sûresi 53. sûre
4 - Kâ’be’deki kapımız; “el bab-ı kehribariyyeyi şamî”
53. kapıdır.
5 – Kâ’benin içindeki yerimiz : Tavafın başladığı siyah çizgi ve yeşil ışığı başlangıç noktası olarak ele aldığımızda, oradaki direkten (1) diye başlayarak, tavaf istikametinde sola doğru saydığımızda tam “Rükn-ü Şami” köşesi karşısında duran 53. direktir.
6 – Esmâ’ül Hüsnadaki 53. sıradaki isim “Veli” dir veya sıradan okunduğunda 53. sıradaki isim, “Vekiyl” dir.
Esmâ’ül Hüsnada “Allah” ve “Rahmân” isimleri sıraya girmez çünkü onlar kaynak isimlerdir.
Nasıl ki “Hz. Allah”ı, “Hz. Cebrâil”i ve “Hz. Muhammed”i (1) diye işaretlemeyiz, ondan sonraki diğerlerinden meselâ Hz. Ali veya Hz. Ebubekr’i (1) diye işaretleriz. Çünkü onlar kaynaktır.
Bu duruma göre “Allah” ve “Rahmân”dan sonra “Rahiym”den (1) diye başlayarak devam edersek 53. isim, “Veli” ismidir.
Diğer taraftan, Allah isminden (1) diye başlayarak devam edersek 53. isim “Vekil” ismidir.
Bu durumda “Veli” ve “Vekil” isimlerinin ikisi de 53 ü göstermekte ve aynı mânayı ifade etmektedirler.
(Ahad) ise (elif) 1
(ha) 8
(dal) 4 = 13 eder.
(Ahad) a bir (mim) ilâvesi ile (Ahmed) oluştuğunu görüyoruz. Yani Ahad → Ahmed de zuhur etti.
(Ahad) a (13) e bir (mim) ilâvesi (40) ile (Ahmed) 53 ortaya çıkmaktadır.
Kelime-i Risâlette, (Muhammeden resulullah)
و
67 + 297 + 139 = 503
“Muhammeden” kelimesi, ebced hesabıyle...
(mim) 40 4
(vav) 6 6
(ha) 8 8
(mim) 40 4
(mim) 40 4
(dal) 4 4
(elif) 1 1
139 (1 + 3 + 9) =13 31 (Tersi 13) (3 + 1) = 4
“Resûl” kelimesi, ebced hesabıyle...
(rı) 200