İçeriğe atla
Kamer 1Cüz 27 · Sayfa 528

Kamer Sûresi 1. Âyet

القمر

Sohbete sor

İkterabeti-ssâ'atu venşakka-lkamer(u)

Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.

Kamer Sûresi

KÛR’ÂN-ı KERÎM’de YOLCULUK

İz-Terzi Baba Necdet Ardıç İşârî Te’vîl ve Tefekkürü (54-KAMER SÛRESİ) ve Kamer-Ay Tefekkürü Yazan ve Düzenleyen MURAT DERÛNİ

İRFAN SOFRASI

NECDET ARDIÇ

TASAVVUF SERİSİ (261-54-44) NECDET ARDIÇ

TERZİ BABA

“İz- -T-B- “Es Selâm En Necat” Adres Büro: Ertuğrul Mahallesi Hüseyin Pehlivan Caddesi No: 31/3

Servet Apt. 59 100

Tekirdağ

Ev: 100 yıl Mahallesi Uğur Mumcu Caddesi Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3, D. 13.

Tekirdağ (0533) 7743937

www.terzibaba13.com

[email protected]

SAYFA NO

İÇİNDEKİLER …………………………………………………………………… (4)

ÖNSÖZ ……………………………………………………………………………… (5)

BAŞLARKEN ……………………………………………………………………… (7)

AY ve GÜNEŞ TUTULMASI ……………………………………………… (9)

KAMER ……………………………………………………………………………. (12)

HİLAL ……………………………………………………………………………… (14)

Hilâl ve Necm İle Seyri Sülûk ve Yol Tasviri ………………….. (15)

Kûr’ân-ı Kerim de Kamer ile ilgili Âyetler …………………..... (20)

Hicret, Hicret’in hakikati.............................................(45)

KAMER SÛRESİ GİRİŞ …………………………………………………… (68)

1, 2, 3, 4, 5. ÂYETLER ……………………………….... (76)

6, 7, 8, 9, 10. ÂYETLER ……………………………….. (105)

11, 12, 13, 14, 15. ÂYETLER ……………………………….. (113)

16, 17, 18, 19, 20. ÂYETLER ……………………………….. (126)

21, 22, 23, 24, 25. ÂYETLER ……………………………….. (135)

26, 27, 28, 29, 30. ÂYETLER ………………………………. (138)

31, 32, 33, 34, 35. ÂYETLER ……………………………….. (142)

36, 37, 38, 39, 40. ÂYETLER ……………………………….. (152)

41, 42, 43, 44, 45. ÂYETLER ……………………………….. (156)

46, 47, 48, 49, 50. ÂYETLER ……………………………….. (170)

51, 52, 53, 54. ÂYETLER ………………………………. (195)

TERZİ BABA KİTABLARI LİSTESİ …………………………………. (230)

ÖN SÖZ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

BİSMİLLÂHİR RAHMÂNİR RAHÎM

Muhterem okuyucularım; her ne vesile ile elinize geçmiş olan bu kitabımızdan, İnşeallah Cenâb-ı Hakk’ın idrak vermesi ile en geniş şekilde faydalanmanızı temen-ni ederim.

Bu vesile ile evvelâ bütün okuyuculara bir ömür boyu sağlık, sıhhat ve gönül muhabbetleri ve gerçek ma’nâ da tasavvufî idrakler niyaz ederim. Bu dünya da en büyük kazanç burasını, bu âlemi şehâdet-i, gerçekten müşahede ederek yaşayıp geçirmek ve kendini tanımayı bilmek olacaktır. Kûr’ân-ı Kerîm’de (yolculuk) adlı İz-Terzi Baba sohbetleri ve kitaplarının bu hususta faydalı olabileceğini düşünüyorum, Bunlardan biri de konumuz olan “KAMER” Sûresidir. İçinde bir hayli mevzular olan bu Sûre-i şerifin zâhir, bâtın nûrundan bu dünyada iken yararlanmaya gayret edelim. Cenâb-ı Hakk’tan bu hususta her kez için başarılar niyaz ederim.

Kûr’ân-ı Kerîm Allah-ın kelâmıdır ve zâhiri, beşerî Arap kavminin lisânı, bâtını ve hakikat-i ise, İlâh-î Arapça lisânı’dır. Ve bunu idrak etmek için de ayrıca İrfan ehli yanın da ayrı bir eğitim almak gerekmektedir. İşte böylece Kelâm-ı İlâhî yi hakikat-i itibari ile anlamak biraz daha mümkün olacaktır. Her bir Âyet-i Kerîmenin biçok mertebelerden anlatım ve izâhları vardır, Cenâb-ı Hakk İlâh-î kitabımızdan en geniş şekilde yararlanmamızı nasib eder İnşeallah.

İz-Efendi Babam tarafından sırada Kamer sûresi çalışmasının olduğu bildiriliyordu. Ayrıca bu yolculukta yapmış olduğum Kûr’ân-ı Kerim sûrelerinin 31. çalışmasına İz-Efendi Babamın himmeti, Cenâb-ı Hak’ın lütfu ile gelmiş bulunuyorum. Şükründen aciziz. Çalışma hayatında son 31 yılımı geçirdiğin birimde Kamer-Ay tam karşı tepeden doğardı. Ve akşam-gece vardiya-nöbetlerinde bu doğuşa ve yükselişe şahit olurdum. İz-Efendi Babam ile tanıştıktan ve el altıktan sonra zahiri çalışma hayatının son 12-13 yılında Kamer’in gönül göğünde doğup yükseldiğinin ve yarıldığını idrak etmeye çalıştım. Ayrıca yolun geçtiği aşamada Necm-Kamer Ay-Yıldız bağlantısından ötürü bu çalışmanın tarafımıza verilmesinden dolayı İz-Efendi Babama müteşşekirim.

“Memur mâzûrdur” düstûruyla üstlendiğim bu vazîfeyi, Terzi Baba’nın feyiz pınarından gönlüme akan ilhâmlarla yerine getirmeye çalıştım. Bu süreçte, âyetlerin hem zâhirî hem de bâtınî ma’nâlarını bir bütün olarak ele almaya özen gösterdim. Bununla birlikte, zâhirî tefsirler hâli hazırda çokça mevcût olduğundan, çalışmamın odak noktasını âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâları oluşturdu.

Ana metinlerin altına, numaralandırılarak dipnotlar şeklinde, konu, kelime sözlük açıklamaları ve kaynaklar gerektiği yerlerde müracaat ve bilgi için belirtilmiştir.

İrfâniyet yolunda desteğini esirgemeyen İz-Efendi Babam, Nüket Annem ve Eşim Serpil hanımlara teşekkür ederim. Cenâb-ı Hak razı olduklarından eylesin, inşallah.

Sevgili okuyucum, bu kitabın yazılışında, düzenlenişinde, basılışında, bastırılışında, tüm oluşumunda emeği ve hizmeti geçenleri saygı ile yadet, geçmişlerine de hayır dua et, ALLAH (c.c.) gönlünde feyz kapıları açsın. Yarabbi; bu kitaptan meydana gelecek manevi hasılayı, evvelâ acizane, efendimiz Muhammed Mustafa, (s.a.v.) in ve Ehl-i Beyt Hazaratı’nın ruhlarına, Nusret babamın ve Rahmiye annemin de ruhlarına, Nüket annemin ve İz-Efendi babamın ruhaniyetlerine, ceddinin, ceddimin ve eşimin ceddinin ruhlarına hediye eyledim kabul eyle, haberdar eyle, ya Rabbi.

Muhterem okuyucularım; yine bu kitabı da okumaya başlarken, nefs’in hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamanızı tavsiye edeceğim; çünkü kafamız ve gönlümüz, vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek ma’nâ da bu ve benzeri kitaplardan yararlanmamız mümkün olamayacaktır.

Gayret bizden yardım ve muvaffakiyet Allahtandır.

“Murat DERÛNİ EN-NÛR”ÜSKÜDAR/İSTANBUL31-10-2025

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.

Başlarken.

Kamer sûresine başlarken sadece âyetleri üzerinde mi? Çalışma yapmalıyım? Yoksa “sûre” surettir. Ve Ay-Kamer seyri süluk yolunda önemli bir yere sahiptir. Bunun için genel bir çalışma yapmalıyım? Diye tefekkür ederken, ilaçlarımın günü gelmesi üzerine Aile hekimi İlknur hamıma gittim. Ve görevli bekleme yerinde oturmamı söyledi. İçeri anne ve babası ile 4-5 yaşlarında bir erkek çocuğu girdi. Ve hemşire bu çocuğu güler yüzle karşıladı. Daha sonra oturduğum yere yönelerek duvara asılı olan sert plastikten levha olarak yapılmış olan çiçek resimlerini gösterdi. Ve hemşire yanımdaki duvarda asılı olan resimlerin sonuncusunu göstererek bak orada “AY” var dedi. Çocuk ama “Ay” kırmızı dedi. Hemşire “Ay” kırmızı olmaz mı? Dedi. Çocuk ise Hayır dedi. Peki ne ne renk olur? Diye sorulduğunda “Ay” beyaz olur diye cevap verdi. Adeta çocuktan al haberi der gibiydi. (M.D.) Ay’ın kırmızı olduğu durum var mı? Diye sorulacak olursa bunun cevabını internetten aldığımız bilgi ile verelim.

Ay, kendi yörüngesinde dolanırken, kimi zaman Dünya'nın gölgesine girer. Buna Ay tutulması denir. Ay tutulması, dolunay zamanında ve Ay'ın düğüm noktalarına yakın olması durumunda meydana gelir. Ay'ın, Dünya'nın gölgesine girmesi ile Güneş'ten aldığı parlaklığı kaybetmesi sonucunda görülür. Güneş, karşı düğüm noktasında veya ona yakın olmalıdır. Bu şartlar altında Dünya'nın gölgesi Ay'a düşer. Bu 42.000.000.000 km uzanan gölge konisi Ay'ın uzaklığından yaklaşık 8800 km geniştir. Ay, saatte 3456 km hareket ettiği için ortalama Ay tutulmasının zamanı yaklaşık 50 dakika ile bir saat arasında değişir. Ay tutulması, yeryüzünün Ay'ın ufuk çizgisinin üzerinde olduğu herhangi bir bölgesinden gözlenebilir. Ay'a karşı olan Dünya yüzeyine çarpan Güneş ışınları Dünya'nın atmosferi tarafından kırıldığı için, Ay tutulmasında Ay, tamamen kaybolmaz. Dünya etrafında kırılan ışıklarda mavi renk yutulduğu ve kırmızı renk yansıtıldığı için, Dünya'nın gölgesi kırmızı renkte görülür. Bu güçsüz ışık kalıntıları görünürlüğü mahallî atmosferik şartlara bağlı olarak Ay'ı tuhaf bir bakır renginde ortaya çıkarır. Bunun sonucunda Ay tutulması olur.

Dünya, Ay ve Güneş'in bazı değişik durumları kısmi Ay tutulmasını sağlar. Bu durumlarda Ay'ın üzerine Dünya'nın tam gölgesi değil, kısmi gölgesi düşer.[1]

Ne hikmetse bugün dünya semasında ay tutulması var.

Süper Ay yani Kunduz Dolunayı tutulması için geri sayım başladı. Yılın en görkemli dolunayı olarak tanımlanan Süper Ay, gök olaylarını yakından takip etmek isteyenlere görsel bir şölen sunacak. Tutulma Türkiye'de erken saatlerde başlayacağı için havanın daha açık ve şehir ışıklarından uzak yerlerinde bulunanlar tutulmayı daha rahat bir şekilde gözlemleyebilecek.

C:\Users\user\OneDrive\Masaüstü\Yeni klasör\thumbs_b_c_7ed5e82f39f6accac3991-996488.jpg

NEDEN SÜPER AY DENİYOR?

Ay, Dünya etrafında eliptik bir yörüngede döner. Bu yörüngede Ay bazen Dünya’ya yaklaşır (yerberi), bazen uzaklaşır (yeröte).

Eğer dolunay, Ay’ın Dünya’ya en yakın olduğu anda gerçekleşirse buna “Süper Ay” denir.

Bu durumda Ay, normal bir dolunaya göre yaklaşık %15 daha büyük ve %30’a kadar daha parlak görünür.

Bu yılki Kunduz Dolunayı da bu nedenle “Süper Ay” olarak adlandırılıyor.[2]


Peki bu tutulmanın bizi ilgilendiren durumu nedir. Anlamaya çalışırsak, Dünya kişinin hayali ve vehimi varlığıdır. Ay-Kamer ise ışığını, ışkını alması geren Nûr-u Muhammedi Kameridir.

İşte bu dünya, hayali ve vehimi varlığı araya girdiğinden Ay-Kamer beyaz değil hayal-i olarak kırmızı görünür. Ve bu hayali kamerden aldığı hayali yansıma ile hayal vadisinin çıkmaz sokaklarında ve “hayalî Kamer’in hayal vâdîsi”nde dolaşır durur.[3] “ İz- -T-B- ” Bu oluşan dünya zuhuratındaki uyarıdan hissemizi alıp yolumuza devam etmeye çalışalım…

-Ay ve Güneş Tutulması Soru: Ayın güneşin önüne, yani dünya ile güneşin arasına girmesini perdeleme olarak değil de peygamberimiz kanalıyla bize yansıma olarak düşünebilir miyiz?

Şimdi şöyle orası, orada çok iyi bir yere temas ettin, çok ince bir nokta var orada ama bu da bir gerçek gökyüzünde oluşuyor. Güneşin önüne ay giriyor, güneşin parlamasına, ışığına mani oluyor, karartıyor. Bu ne demek? İşte bu şu demek ki, Hakikati Muhammediyye’yi hakkıyla anlayama-dığımız zaman biz onu perde yaparak Hakk’ın güneşinin bize ulaşmasına mani oluyoruz. Hazreti Muhammed (s.a.v.) efendimizi gerçeğiyle anlayamadığımızdan, İslam dinini hakikatiyle anlayamadığımızdan iyi yapıyoruz diye ilahiyat güneşine mani oluyoruz. O’ndanmış gibi, efendimiz bu ayeti söylemiş, bu hadisi söylemiş onu yanlış anlamakla, onu bize ulaşmasına mani bir perde yapmış oluyoruz. Biz kendimiz yapıyoruz, anlayamadığımızdan ve onu kullanarak yani onu iyi anlayamadığımızdan bir karanlık hükmüne sokuyoruz. Onu da Hakk’ın önüne perde yapıyoruz, Hakk’a ulaşmamıza çünkü o anlayışımız mani oluyor ve işte bir bakıma, bu güneş tutulması demektir.

Soru: Dünya ile güneşin arasına ay girdiği zaman, güneşin ziyasını hafifletmek, peygamberimizin bizleri düşünerek ayetleri hafifletmesi veya bize örnek olarak düşünebilir miyiz?

Yok, yok. O manâda düşünemeyiz onu çünkü orada karanlık var, karartma var. Onu öyle düşünmemiz açık olması yani kameri gökyüzünde görmemiz, güneşten alıp bize yansıtıyor. Dediğiniz hadise bu ama güneş tutulması, dünya araya girdiği zaman başka bir ifadesi var, ay girdiği zaman başka ifadesi var. Dünya araya girdiği zaman nefsimiz güneşle ruhumuz arasına girmiş oluyor. Nefsimiz mani olmuş oluyor ama ay güneşin önüne geldiği zaman dünya ile güneşin arasına girdiği zaman ay Hakikat-i Muhammediyye’yi belirtiyor gerçekte ama biz o Hakikat-i Muhammediyye’yi anlayamadığımız için suret ve şekil olarak kullandığımız için ilahi hakikatlere perde olmuş, biz onu perde etmiş oluyoruz.

Perde olarak kullanmış oluyoruz, anlayamadığımız için, onun gerçek değerini veremediğimiz için hakikati ilahiyyeye ulaşamıyoruz. Dolayısıyla o önümüzde, onun görmesine mani oluyor, işte şeriat, zahiri şeriat, şartlanmış şeriat ehlinin hali budur. Saç, sakal, potur, bilmem şeydi tamam işte Hakikat-i Muhammediyye’yi biz lafta yaptık. Bunların ne diye yapıyoruz? Sünnet olarak yapıyoruz, Hazreti Peygamberinmiş gibi yapıyoruz ona hamlederek yapıyoruz ve onu kalkan yapıyoruz önümüze ve o güneşin arasına, önüne girdiği zaman koyulaştığından nefsileştiğinden yani o latif olan şey ve bize güneşin ışıklarını yani ilahi nurun gelmesine mani oluyor. Hakk’ı işte bu şekilde… Bulmamız mümkün değildir.

Soru: Çok iyi niyetle Hakk’a ulaşmak için yapıyoruz, samimiyeti çok ama perde koyuyorum onu nasıl düşünebiliriz? Burada ki iyi niyete iyi niyet denmez kusura bakmayalım ahmaklık denir. İyi niyet araştırmacılıkla birlikte elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra Hakk’a teslim etmek.

Oturduğumuz yerden iyi niyet geçerli değil o ahmaklık ve belki kolaycılık olur. Yapılacak olan iyi niyet şu, elinden gelen bütün araştırmaları yaparsın, fiziki gücünü ve akli gücünü sonuna kadar kullanırsın, ondan sonra Hakk’a teslim edersin iyi niyetinle olursa olur, olmazsa olmaz. İyi niyet orada işte, o zaman geçerlidir. Hiçbir çalışma yapma işte falan şöyle filan böyle dedi, bende onun arkasından gidiyorum, araştırmadan soruşturmadan falanın filanın dediğiyle onların aklıyla o iyi niyet olmaz.

Acziyet ve teslimiyetini ondan sonra yapacak, o iyi niyet işte, hüsnü zan başka ismi de, iyi düşünce, iyi zanda bulunmak. Şartlanmış belirli şeyleri tekrar ederek tekrarını devam etmek değil, her yaptığın, her gün biraz daha ondan bir ilim ondan bir güzellik almak suretiyle devam etmek çünkü burası seyir yeri, oturma yeri değil. Dünya makam değil. Ademiyet makamı, Nuhiyet makamı, İbrahimiyet makamı, beşeriyet makamı değil, seyir yeri makam var ancak Hakikat-i Muhammediyye de var, tahiyyatta var makam, ondan evvel makam yok ondan evvel mertebeler var, meratib var. Mertebeler aşılan yerler, makam oturulan yer manasındadır.

Soru: İlahi sistemin bölümleri?

Ulaşırken mertebeleri, bölüm de değil mertebeleri. Şimdi bölüm dediğiniz zaman düzey bir yer olur onun bölümleri yani bir katın bölümleri ama mertebe olursa üste doğru olur. Şöyle diyebiliriz her mertebenin kendi içindeki bölümleri, o zaman bölüm olur. Buna Nusret Babam (r.h.) öyle derdi “zaman zaman dervişin kalbine nefsaniyet sari olur, bulutlar girer, işte husuf kusuf olur” bu fiziki olarakta yaşanır yolda, sadece gökyüzünde güneşin ayın kararması değil. Bir müddet, birkaç gün yahut öyle sıkıntılı bir devre geçirir insan soğukluk olur, soğukluk derken biraz ilgi zayıf olur, muhabbet zayıf olur sonradan bir muhabbet gelir o bulutları rüzgarlar açar, gene husuf kusuf yani güneş ay tutulması ortadan kalkar. Zaten zahirde de öyledir, yani belirli bir süredir, o yaşanan bir mertebe değil husuf kusuf hadisesi, geçici bir mertebe zahirde de öyle olur ama olduğu zamanda tesiri oluyor. Bunlar hep gökyüzünde Hakk’ın işaretleri, ayetleri hep ve oradan nispetle varlığımızda ki ayetleridir. Hepimiz bu işi yaşamışızdır şöyle veya böyle, birkaç gün bakarsınız ki bir hoşluk gelmiş, her taraf nur gibi pırıl pırıl, ay bir tarafta güneş yıldızlar bir tarafta pırıl pırıl, zuhuratlarınız da pırıl pırıl ama bir zaman gelmiştir bir yokuş aşağı veya sırtımıza hamelna büyük bir dağ yüklenmiştir.

Zor gitmeye başlarız başımızı gökyüzüne dahi çeviremeyiz, başımızı kaldıracak halimiz olmaz. Bakmışın hemen bir bulut gelmiş ortaya, gelir tabiidir bunlar, hep öyle nurlu, nurlu nerdeymiş öyle güzel şey. Ama işte arada o dalgalanmalar olmazsa gerçeği anlamaz kişi hep öyleymiş zanneder. Bu tatbikatı yaptığı zaman, bu tecrübeye de ulaştığı zaman bir daha düşmemeye yani o bulutların o dünyanın, ayın araya girmemesine o yörüngedeki dönüşü kontrol etmeye başlar, hakim olmaya başlar.[4] “ İz- -T-B- ”


“Her ne varsa âlemde, O var Âdem de” denildiği gibi, gönül göğünde Yıldız, Ay ve Güneş vardır. Ve seyr-i sülukta önemli yerleri vardır.

“Yıldız, Benlik[5]” “Ay, Hakikat-i Muhammediye – Nûr-u Muhammediye” ve “Güneş ise Hakikat-i İlahiyye remizleridir ve temsil etmektedir. (M. D.) Ay’ın 4 ana ve 4 ara evresi olmak üzere toplam 8 evresi vardır: yeni ay, hilal, ilk dördün, ilk dördün sonrası, dolunay, son dördün, son dördün sonrası ve eski hilal dir.

-Kamer Muhammediyet hakikati üzere kamerin bir kendi menzili yani kendi seyri var, tabii ki Hakikati ilahiyye olarakta şemsin kendine ait bir mecraı var yani akış yeri var, ikisi bunlar birbirlerine müdahale etmez yani biri birinin hukukuna duhul etmek, diğeri diğerinin hukukuna duhul etmek, bunlara yaraşmaz, yakışmaz diyorum. İşte bu bizim Tevhid kitabında da belirttiğimiz fikrimizi tamamen desteklemiş oluyor bu ayeti kerime. Ne yönden? Cenab-ı Hakk’ın Hazreti Rasulullaha Medine-i Münevvere’yi Hakikati kamerin, Hakikati Muhammediyye’nin müdahale edilemez sahası olarak vermesi, sancağı olarak vermesi, işte bu ayetler burada ispatlamış oluyor. Cenab-ı Hakk nuru ilahi güneşi olarak, zati tecelli olarak, güneş olarak bayrağını Mekke’ye dikiyor ki o güneşe kamerin önüne geçmek yaraşmaz diyor, yani Medine’ye müdahale etmek ona yaraşmaz, Hakikat-ı Muhammediyye’yi ikinci plana almak ona yaraşmaz diyor. Onun için kamer’e de kendine ait bir menzil vermiştir demek suretiyle Medine-i Münevvere’nin tasdikini yapmış oluyor yani Hakikat-ı Muhammediyye’nin kendine ait bir varlığı olduğunu, (36/40) “vel kamera velel leylü sabukun nehar” gece de gündüzü geçmez, yani gündünüz bir vaktinde gece gelipte onun ortasına girmez. Gecenin bir vaktinde gündüz gelipte bir iki saat gece olup sonra oradan çıkmaz. Yani böyle bir müdahalesi olmaz, onlara da yakışmaz. “ve küllün fi felekün yesbehûn” işte onlar kendilerine ait bir felekte yüzerler, yani kendilerine ait bir mertebede yüzerler.

Yani Hakikat-ı İlahiyye ile Hakikat-ı Muhammediyye birbirlerine müdahale etmezler, işlerini bozmazlar, hepsi kendi sahasında faaliyet gösterirler diyor. Ama ne şekilde, iki ayrı şekilde mi? Bir bütünün değişik çalışmaları, değişik sistemi içerisinde, ikilik sistemi ile değil…

Soru: Kendisi bize anlatıyor, bazı ayetler peygamberimiz kanalıyla bizlere iletiyor Başka peygamberlerin lisanından da söylüyor…

Soru: peki bu atmosfer olayında Allah’ın düzenindeki ay tutulması, güneş tutulması olayında, ay ile dünyanın arasına güneş girdiği zaman Allah kendi ayetlerini bizzat kendi ağzından bize, dünyaya yansıtması olarak.

Tabii hepsi ayet bunlar işte, bunlar sessiz sözsüz yaşanan ayetler, fiili ayetler…

Soru: Ay, dünya ile güneşin arasına girdiği zaman o da peygamberimiz kanalıyla âyetlerin bize yansıtılması olarak düşünebilir miyiz?

Yansıtılması olarak düşünebiliriz tabii. Eğer o, onun arasına girdiği zaman bizim onu görmemiz daha kolaylaşıyor. Yoksa açık gözle güneşe bakmamız mümkün olmuyor tabii, kamere bakmamız daha kolay oluyor. Yalnız orada sorduğunuz sualde bir incelik var, yani şu şekilde; şimdi kamer ilahi hakikatin yansıyarak insanlara daha rahat kolay ulaşmasıdır, ama güneşin arasına ay girdiği zaman, ay bu sefer güneşe perde olmuş oluyor. Yani Hakikati Muhammediyye Hakikati ilahiyye’ye perde olmuş oluyor. Kamerin güneşin önüne geçipte güneşe mani olması ne demek? Böyle bir şey tasavvur edilemez.[6] “ İz- -T-B- ” HİLAL (الهلال) Sözlükte “yüksek sesle haykırmak; ortaya çıkmak, parlamak; sevinmek” anlamlarına gelen hell kökünden türeyen hilâl (çoğulu ehille), ayın kavuşum öncesi ve sonrasında yeryüzünden uçları sivri ince bir yay gibi görünen şeklinin adıdır. Kelime Kur’ân-ı Kerîm’de bir yerde çoğul şekliyle geçer (el-Bakara 2/189). Sözlük anlamına bağlı olarak özellikle kavuşum durumundan sonra ayı ilk defa görenlerin onu haber vermek için sevinçle haykırmaları sebebiyle ayın ilk görülen şekline hilâl denildiği kaydedilmektedir. Nitekim yüksek sesle telbiyede bulunmaya ve hilâl ilk görüldüğünde tekbir almaya ihlâl, yine yüksek sesle kelime-i tevhidi söylemeye tehlîl, yeni doğan çocuğun hayat belirtisi olarak çığlık atmasına istihlâl denir. Her kamerî ayın başında kavuşum durumunun ardından incecik bir kavis şeklinde ilk defa görülen yeni aya bir-üç gecelik iken hilâl denildiği gibi her ayın sonunda kavuşum durumundan önceki son iki gecedeki aya da bu ad verilir. Bunların dışında kalan diğer gecelerde aya kamer, kavuşum esnasında yeryüzünden görülemeyen durumuna da muhak denilir.

Ayın aydınlanmış olan yüzeyinin yeryüzünden görülen kısmı periyodik olarak değişir. Kavuşum ayı denilen yaklaşık 29,53 günlük süre içinde önce ince bir kavis şeklinde görülen parlaklık (ilk hilâl), yavaş yavaş büyüyerek yarım daire (ilk dördün) ve tam daire (dolunay) biçimini aldıktan sonra tekrar küçülüp incelmeye başlar ve nihayet bir iki gün hiç görünmez olur. Ardından parlaklığının tekrar görülmesiyle yeni bir ay başlar. Ayın ilk hilâl, ilk dördün, dolunay, son dördün ve son hilâl gibi değişik şekillerinden her birine “ayın evreleri” denir.[7]


Bilindiği gibi Kûr’an-ı Kerimde sûre adedi 114 olduğu halde 113 tanesi besmele-i şerif ile başlamaktadır. Kamer sûresi 54 sıra sayılı sûre olmakla beraber 53. Besmele-i şerif ile başlayan sûredir. Besmele olan insan, Allah’ın (c.c) anahtarıdır.[8] Yani hakikatte bu anahtar veya şifreye insan-ı kamil – kamil insan vakıftır. 53 kısaca “Ahmed” isminin sayısal değeri ve 53 Necm sıra sayılı sûresdir. Kamer sûresi içinde Ay-Yıldız hakikatini barındırmakta olduğu düşünülebilir. Buna binaen “Bendeki Terzi Babam” kitabı içindeki çalışma faydalı olur diye buraya alıyoruz. (M.D.) Hilâl ve Necm İle Seyri Sülûk ve Yol Tasviri

C:\Users\user\Downloads\4AFA3476-6895-4D1E-B24D-F2B37A110E12.png

Yukarıda görülen ilk soldaki şekilde oluşum, Akl-ı Küll ve Nefs-i Küll yönlerinin Cem yani Tevhid edilmesidir. Hz. Âdem ve Hz. Havva ile başlayan bu oluşum, dünyâ hayatı denilen esfeli sâfiline, irfân ehlinin tâbiri ile Hazret-i Şehâdete, zâhiri baba ve zâhiri anne tarafından nikâh kıymak sonucu, zâhiri doğum ile bu âleme istisnâsız her birerlerimiz geldik. Zâten ilm-i İlâhide böyle bir programı- mız yapılmış olmazsa, “Sen olmasaydın” hitâbını da işitmezdik. İşte bu cem’den önce ki fark denilen yaşantı hâlidir. Bizler kendi yolumuzda “Cem” hâline Necdet Babam-ız ve Nüket Annemiz ile Nefs-i Küll ve Akl-ı küllümüzün üçüncü yönüne ulaşıp, Necdet Babamızın gönlüne doğumumuzu gerçekleştirerek. Bu bâtini doğum ile “Veled-i Kâlblerimizi” Cem’ül Cem’ül Cem ile Ef’’al, Esmâ, Sıfât mertebelerini Cem edip, yani merâtibi İlâhiye ve merâtibi Hakîkat-i Muhammediye seyirleri ve seferlerini yaparak. Akl-ı küll ve Nefs-i Küll hakîkatlerine ulaştıktan sonra, Rahmân’ın Rahmî olan bu gönülden bir doğum daha gerçekleştirip, Hakk’tan, (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) “Bismillahir rahmânir rahîm” olarak dönülmesi lâzımdır. Zor bir iştir, ama olmayacak bir işte değildir. Cenâb-ı Hakk (c.c.) tâliblilerine kolaylıklar versin.

Sağda ikinci şekilde ki oluşum yine yol hâlini anlatmakta ve Efendi Babam’ın yol ile ilk şekilde ki Akl-ı Küll ve Nefs-i Küll bağlantıları verilmiştir. Merkezde bulu- nan Kûr’ân ve İnsân ile hem silsile deki büyüklerimiz bulunmakta, hem de kaynak olan Hazreti Muhammed (s.a.v.) ile “Zât-i Ahadiyyet” bağlantısı vardır. Sekizgen yıldızlar ile yolumuzun şifresi, “8 cennet” ve 53 şifresi remz edilmiştir.

Sekizgen yıldız ve “3 hilâl” ile (83) sene ile 1000 aydan hayırlı olan (لَيْلَةِ الْقَدْرِ) Kadir gecesi remzi de mevcuttur. Kûr’ân ve İnsân’ın buluşarak, Bu üç hilâl seyri ile “Hayvan-ı nâtıka”, “Nefsi nâtıka”, “İnsân-ı nâtık” ile bu buluşma ile “Kûr’ân-ı nâtık “birleşmiş, âlemler bayrağı ve “Gönül Kâ’besi” devrini yapmaktadır.

[9]

Bu şekilde oluşan müşâhade ve araştırmalar sonucu derslerin seyri ve aynı zamanda “Mi’rac seyri”dir. Her bir seyir de “Hakîkat-i ilâhi” ve “Hakîkat-i Muhammedinin” nûrunun, “Necdet Hilâl’ine” ve “Necdet Yıldız’ına” yansıma- sı sonucu oluşan nûr ile sâlik hangi seyir ve hangi derste ise yansımasını oradan almaktadır. Asıl olan bu üç seyri tamamlayarak, merkez noktasında olan “İlâhiyat Necm- inin” merkezine girip “13” şifresi ile Rabb-i Hass’a ulaşabilmektir. Burada bulunan (يا سلام) “YA SELÂM” esmâsı bilindiği gibi Efendi Babam-ıza aittir. Burada başka oluşumlar da vardır.[10] Bu kadar ile yetinerek, okuyanların idrâk, anlayışlarına ölçüsünde araştırmacılara da bir saha bırakmış olalım.[11] “ İz- -T-B- ”

(Necm Suresi 53/1)

“vennecmi iza heva” (01)

(01) “İnmekte olan yıldıza and olsun ki”

“necm” yıldız demektir.

“iza heva” yukarıda belirtilen mana da “inmekte olan yıldıza and olsun” şeklindedir.

Buradaki “heva” kelimesine alimler bir çok değişik manalar ver­mişlerdir ve pek çok izahlarda bulunmuşlardır.

Biz bu “heva” kelimesini bir satır aşağıda geçen (Necm Suresi 53/3) ve ma yentı­ku anil heva (03)

(03) - O hevadan arzularına göre konuşmaz.

Yani “o kendi nefsi “heva”sından konuşmaz” şeklinde ifadesini bulduğu şekliyle düşünmek istiyoruz.

Bu ayette “heva” kelimesi Hz. Peygamberin kendi varlığından, nefs-i hevasından konuşmadığı şeklinde ifadesini bulduğundan, havaiyat olarak da düşünmeyi uygun görüyoruz.

Her merte­bede değişik ma’nâlar ifade eden Kur’an ayetlerinin sadece bir ma’­nâ ile ifadelendirirsek çok büyük haksızlık etmiş oluruz hadis-i şe­riflerde Kur’an ayetlerinin birçok ma’nâları olduğu açık olarak ifa­de edilmiştir.

Şimdi biz burada Hak yolunun yolcuları, salikler yönünden baktığımızda, verilmesi gereken ma’nâ şöyle oluşmaktadır.

(Necm Suresi 53/1)

“vennecmi iza heva” (01)

(01) “yıldızın heva olduğu zamana and olsun ki” Kur’an ayetlerini mutlak surette iki yönlü, yani afa­ki ve enfüsî olarak biri genel manada, diğeri de kendi içimizdeki yaşam şekliyle anlamak zorundayız. Çünkü Kur’an-ı Keriym’in bütün insanlara genel hitabı olduğu gibi;

Bir de tek, tek, birey birey her birerlerimize “nüzulü” inişi vardır.

Oyüce kitaptan ne kadar ayet-i kerimeyi idrak etmişsek bizim özel Kur’an’ımız o kadar oluş­muş olur.

İşte bu dünyadaki en büyük kazancımız kendi Kur’an’ımızı mümkün olduğu kadar geniş manalı oluşturmak olacaktır.

“Necm” yıldıza afakî manada, batmakta veya doğmakta olan yıldıza diye ifade edilmişse de;

Biz burada enfüsî manası itibariy­le şahsımızda yaşanması gerektiği şekliyle baktığımızdan, bu yıl­dızın her birerlerimizde mevcud olan ve baş tacı etrneye çalıştığımız nefs yıldızı olduğunu idrak etmemiz zor olmayacaktır.

Meseleye bu yönüyle baktığımızda meydana gelen ifade “batmakta olan nefsi heva yıldızına and olsun ki” şeklinde oluşmakladır.

Burada dışarıdaki yıldızları araştırmak yerine hemen yakınımızdaki kendi nefs yıldızını tanımaya çalışmak daha gerçekçi olacaktır.

Böyle değerlendirdiğimiz zaman, bizde varlığını var “zanettiğimiz”, aslında “heva” olan yani “bizim hevamızdan kaynaklanan o benlik yıldızının söndüğü zamana and olsun ki” diye bu­yuruyor, Cenab-ı Hakk..

Bizim beşeriyetimizden kaynaklanan “hevayı hevesimiz” nedeniyle kendimizi bir yıldız gibi gördüğümüzden bunun sönüşüne de ayette “inmekte olun, yok olan yıldıza yemin olsun,” şeklinde ifade edilmiş bulunuyor...

Böylece Cenab-ı Hak bizlere o kadar güzel bir misal getiriyor ki bahs edilen mana oluşmazsa “Kuds-ü şerif”ten gökyüzüne uruc, “Ahadiyet” mertebesine yükselme mümkün olamıyor.

Senin benlik “nefs” yıldızın sende olduğu sürece gökyüzüne uruc etmen ne yazık ki mümkün olamayakcaktır.

Bu hakikati iyi anlamaya çalışalım.

Senin benliğin sende oldukça, ibadet bile etsen Gönül Ka’ben meyhaneye döner” diyen zat ne güzel söylemiştir.

Senin heva yıldızın sende yandığı, parladığı, seni o aydınlattığı sürece Hakikat-ı İlahiyyeye ve Hakkani nurlanmaya yolun yoktur.

O hal­de seni aydınlattığını zannettiğin küçücük heva yıldızını söndürüp, terk edip, Hakikat-i Muhammed-i kameri ve ilahiyat güneşi ile ay­dınlanmaya çalışmak lehine olur.[12] “ İz- -T-B- ” Kûr’ân-ı Kerimde geçen Kamer – Ay ile ilgili âyetler ile Kamer-Ay hakkında detaylı bilgiye sahip olabilmek için yolumuza devam edelim…

Kamer sûresi içinde 1 adet ve diğer sûrelerin içinde 22 adet olmak üzere 23 adet Kamer-Ay ile alakalı âyet bulunmaktadır.

Niyâzi Hazretlerinin bir sözü de (bugünkü cennet-i irfâna dâhil olmazsa uşşâk, yarınki vaad olan huri veya gılmânı neylerler) dir. Sen eğer bilirsen her dem ALLAH'ın huzurundasın, kendini nerede zannediyorsun? Sûret ehli ALLAH'ın huzurunu günde beş vasit ya bulur, ya gaflettedir bulamaz; ya Hakkın divanından beş defâ bill ayrılmayan insanlar da varsa...

Çünkü sen sûret ve beden îtibariyle hiçsin, topraksın; fakat gönül îtibariyle bir hepsin ki vücûdun kâinatın özetidir. Güneş, kamer, utarit, zühre... gibi yıldızlar da sendedir. Sen bir dünyâ gibisin de, nehirler, denizler, dağlar .. da sendedir.

Eğer kısmet olsa da gönlünü bir temizleyebilsen ve girsen bütün peygamberlerin ve pîran hazarâtının ruhları da sendedir. (Nusret Tura R.A.) Kûr’ân-ı Kerim de Kamer ile ilgili âyetler ile yolumuza devam edelim.


فَالِقُ الإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ {الأنعام/96}

(6/96) “Fâliku-l-isbâhi vece’ale-lleyle sekenen ve-şşemse velkamera husbânâ(en) zâlike takdîru-l’azîzi-l’alîm(i)”

(6/96) O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir (ölçüp biçmesidir).


Karanlığın yarılması nefsi emmare karanlığın yarılması ve eşyanın hakikati olan Nûr’un bu âlemi hakikati ile aydınlatmasıdır. Gece ile Fenâfillah mertebesi ifade edilmiştir. Sekine yani sükkun halinde olanında faaliyeti olmadığından Hakk kulun âleti olmakta ve kul dinlenme halinde, Hakkk ise faaliyette olmaktadır.

eşşemsü vel kamerü bihusbanin “şems/güneş ve kamer/ay (hareketleri) hesab ile/a göredir.

“Güneş ve uyın hareketleri bir hesaba göredir.” Vahdet yaşantısında “Güneş” “Hakikat-i İlahiyeyi”, “Ay” “Hakikat-i Muhammediyye”yi, “yıldızlar” ise, “Hakikat-i Beşeriyyeti” ifade etmektedir.

Bunların her birerlerimizde faaliyete geçmeleri, gönül fezamızın irfaniyet yönünden faaliyete geçmesi demektir.

İşte “Nefes-i Rahmani” bütün fezayı doldurup da âlemler meydana geldikten sonra, ayet-i kerimelerdeki ifadeler, mana âleminden madde âlemine inmiş ve madde âlemindeki oluşumlardan bahsetmeye başlamış olmaktadır.

“Güneş ve ay hesaplıdır.” Onların dönüşleri, hareketleri, var oluşları kaç milyar sene sürmüştür?

Hepsinin bulunduğu şekliyle, bulunduğu yörüngeye yerleştirilmesi hep hesap iledir.

O ilk “sehab-ı muzî” (parlak bulut) yavaş yavaş kesafetleşmiş, parçalara bölünmüş ve nihayet dönüşümler fezada ulvî rakslar şeklinde ebedi olarak başlamıştır.

Böylece dünya

- evvela “hava”,

- sonra “ateş”,

- sonra “su” ve

- sonra da “toprak” devresinde zuhura gelmiştir.

Gerçek gibi görünen “yoklar”; hayali “var” gibi görünmeye başlamıştır.

“Musavvir” esmâsının zuhuru ile ayrı ayrı varlıklar meydana gelmiştir.[13] “ İz- -T-B- ”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)