İçeriğe atla
Kamer 13Cüz 27 · Sayfa 529

Kamer Sûresi 13. Âyet

القمر

Sohbete sor

Ve hamelnâhu ‘alâ żâti elvâhin ve dusur(in)

Biz Nuh'u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.

Kamer Sûresi

Âyet-i kerime zât mertebesi âyetlerdendir.


“hamelnâhu” biz yükledik diyerek Allah (c.c.) zâtı ile bu işin içinde olduğunu ifade ediyor. Âyet sayısal değeri (54+13= 67) dir. 67 de kısaca “Allah” esmâsının sayısal değerini vermektedir. (M.D.) Abdül Kerîm cîlî, (İnsân-ı Kâmil) isimli kitabının başında bu Âyet-i Kerîmeyi, (Onu levhalarla çivilerle yapılmışa yükledik) şekliyle ifade etmektedir.

Gerçekten bu Âyet-i Kerîme de bizlere verilen çok ilginç ifâdeler vardır. Her ne kadar burada (Nûh’un) gemisi kastediliyor ise de, ancak gemi ismi geçmiyor. Yâni zâhiren gemiye atıf var ise de bâtınen belirtilmek istenen ise başka bir şeydir. Bu da “beden” gemisidir. Levhalar derilerimiz, çivi veya kenetleri ise kemik ve oynak yerlerimizdir. İşte manâyı “Nûh”u bu beden gemisine yüklemiştir ki, onu Hakk “iki eliyle” yapmıştır. Sâret-i Nûh’u ise kendi gözetiminde “Nûh” un yaptığı gemiye yüklemiştir. Yükledik, ifadesi de zâtîdir, bu yükleme işini de Cenâb-ı Hakk vasıtasız kendi yaptığını açık olarak ifade etmektedir. Manâyı (Nûh) beden gemisine (beden) gemisi de Nûh’un gemisine yüklenmiştir ki çok manîdardır.

Beden gemisine yükleme (venefahtü) ile başlamakta ve vakti gelince her bir Peygamberin mertebesi itibari ile yükleme Hakikat-i Muhammediyye ye kadar sürmektedir. İşte gerçek bir seyrü sülûk bu yüklemeleri oluşturmaktır. Bu manâ ve hakikatler kişinin beden gemisine yâni gönlüne yüklenmez ise dışarıdan sadece okumakla bunlar yaşanamaz ancak kişinin dışında kalan zâhiri bilgiler olarak kalır.[96] “ İz- -T-B- ” Nûhiyyet mertebesi, Hazret-i Ahadiyyet’in “yeryüzü” Hazret-i Şehadet’te nokta zuhuru “Hazret-i Nûh neciyyullah” ismiyle Nûhiyyet mertebesinden görünmeye başlamasıdır, diyebiliriz.

Ebced hesabıyla “Nûh” kelimesinin sayısal değerine bir göz atalım.

(نوح) “Nûh” (Nun) 50 (vav) 6-13 (ha) 8 dir.

(50+6+8=64) (6+4=12) (6+8=14) (5+6=11) (5+8=13) “vav” büyük ebced hesabına göre (13) tür.

Böylece Nûh kelimesinin bünyesinde “11” “12” “13” ve “14” olarak 4 ana sayısal değer olduğunu görmekteyiz. Bilindiği gibi “11” hazret-i Muhammed, “12” Hakikat-i Muhammed-î, “13” hakikatü-l Ahmediy’ yetü-l Ahadiyye, “14” Nûr-u muhammed-î mertebeleri nin sayısal değerleridir. Daha o günden (Nûhiyyet) mertebesinin de bağlı olduğu yerin burası olduğu bildiril miştir.

Nûh mertebesinin bir ifadesi de, “necat” (نجات) necâtiyyet’tir. (Kurtuluş-kurtulma) anlamındadır. Bu kelimenin Ebced sayı değeri ise şöyledir.

(Nun) 50 (cim) 3 (elif) 1-13 (te) 400 dür, toplarsak. (40+3+1+400=454) (4+5+4=13) netice açık olarak (13) tür. Ayrıca içinde bulunan (elif) te, diğer yönüyle aynı zamanda (13) tür, böylece (necât) kelimesinde de iki adet (13) bulunmaktadır ki; nasıl bir uyum içinde olduğu açık olarak görülmekte’dir. (necât) ın dahi zâhir bâtın (13) ten gelmekte ve kaynağının orası olduğu gözlerimizin önüne serilmektedir.

Diğer ifade ile (نوح) “Nûh” kelimesinde ki, (nun) harfi, “nûr-u İlâhi” “nur-u Muhammed-î” olduğu gibi, (nâsut” yani “âlemi nâsut” yani insâlık âlemini de ifade etmektedir. Çünkü kendisine ikinci (Âdem) de denmektedir. Arada ki; (vav) ise (atıf) bağlamadır, (ha) ise zaten hayat olduğundan, nûr-u İlâhi ile hakikat-i Muhammed-î hayatının (Nûh) mertebesi vasıtasıyla, (necât) kurtuluşun, tekrar dünya da (nâs) âleminde devam edeceğini bildirmesidir.

Ayrıca (Nûh) kelimesinde ki iki aslî harf (nun) ve (ha) da (5+8=13) eder, bir yönüyle de (vav) da (13) tür, böylece sıfırı çıktıktan sonra (5) olan (nun) “nûr-u İlâhi” (8) olan İlâhî hayata (13) olan (vav) ile aracılık yapmakta, nûr-u Nûhiyyet hayatına bağlamaktadır diyebiliriz.

İbrânî lisanına göre (Nûh) rahat olsun. Manâsına geliyor imiş.

Süryânice de ise (sâkin) manâsına geliyor imiş. Biz yine yolumuza devam edelim.[97] “ İz- -T-B- ” Anlatılan mânalar arasında öyleleri vardır ki: Ancak kapalı bir ifade, ya da geniş manalı bir İşaretle anlatılabilir…

Böyle anlatılması gereken bir şey: Eğer açık bir şekilde anlatılacak olursa… zihin kayar… Esas mahallinden ayrılır; başka bîr yöne gider.

Bu ise… beklenen hâsılatı getirmez… Öyle ki: Arananın bulunması imkânsız hale gelir…

Bu durum: İnce bir iştir… Çoğu kez, vuku bulur…

Bu manayı, —Nuh'un gemisi anlatılırken geçen— şu âyet-i kerime ile, daha iyi anlatabiliriz:

— «Onu, levhalar ve çivilerle yapılmışa yükledik…»(54/13) Görülüyor ki: Burada, gemiden söz edilmiyor... Ve o, Nuh'u yüklenen, aslında: Levhalarla, çivilerle yapılan değildir... O halde neyle?... düşün...

Böyle olsaydı:

— Levhalarla, çivilerle yapılan gemiye yükledik…

Şeklinde bir ifade tarzı tercih edilirdi….


Anlatılan manalar arasında öyleleri vardır ki: Ancak kapalı bir ifade, ya da geniş manalı bir İşaretle anlatılabilir.

Böyle anlatılması gereken bir şey: Eğer açık bir şekilde anlatılacak olursa… zihin kayar… Esas mahallinden ayrılır; başka bîr yöne gider.

O insanın 20,30,50... yaşına kadar kendisinde meydana gelen bir kanaatler silsilesi var her şey hakkında, işte peygamber, din, âlem... vs. nedir? işte budur gibi kendisinde bir oluşum meydana gelir. İşte bunu çok açık sert bir şekilde söylersen bu çok büyük zelzeleye sebep olur. Yani binayı yıkarken de yavaş yavaş yıkacaksın bir bakıma da.

zihin kayar… Esas mahallinden ayrılır; başka bîr yöne gider.

Onun kanaatinin dışında bir şey söylersin hem de sert olarak bu budur diye. Onun düşüncesi kayar şüpheye düşer. Acaba öyle mi, böyle mi diye şüpheye, tereddüte, vesveseye düşer. Sonra kendi eski bulunduğu yerden de olur.

Bu ise… beklenen hâsılatı getirmez… Öyle ki: Arananın bulunması imkânsız hale gelir.

Yani artık Allah'ı bulması da mümkün olmaz diyor.

Bu durum: İnce bir iştir… Çoğu kez, vuku bulur.

Bu manayı, -Nuh'un gemisi anlatılırken geçen- şu âyet-i kerime ile, daha iyi anlatabiliriz:

- «Onu, levhalar ve çivilerle yapılmışa yükledik…»(54/13) Nuh'un gemisi hakkında yani Nuh (a.s.) gemisinden bahsederken bir çok yerde "Biz onları yükledik" (umemin mimmen meak) yani bütün ümmetler o geminin içerisine yüklendi. Yani Nuh (a.s.) dan sonra kıyamete kadar kim gelecekse Nuh'un varlığında hepsi o geminin içindeydi, içindeydik. İşte burada "onu levhalar ve çivilerle yapılmışa yükledik" demesi her birerlerimiz Nuh'un gemisiyiz, vücud olarak geminin gövdesi gibiyiz. Levhalar dediği bedenimizin üzerindeki deriler, çiviler dediği de kemiklerimizdir. Levhalar ve çivilerle yapılmışa yükledik yani senin varlığına yükledik hakikati Nuh'u diye belirtiyor.

Görülüyor ki: Burada, gemiden söz edilmiyor... Ve o, Nuh'u yüklenen, aslında: Levhalarla, çivilerle yapılan değildir... O halde neyle?... düşün...

Yani burada anlatılmak istenen şey gemi olsaydı, gemiye yükledik derdi ama levhalarla, çivilerle yapılana yükledik diyor. Ama burada gemi ifadesi de var, tahtaları levha olarak, çivileri de çivi olarak düşünürsek gemi ifadesi de vardır. Ama murat o gemi olsaydı, gemi derdi, Nuh'un yaptığı gemiye yükledik derdi. İfade teşbih ve de müteşabih ayet, işte açık bırakıyor orasını Cenab-ı Hakk.

Böyle olsaydı:

- Levhalarla, çivilerle yapılan gemiye yükledik…

Şeklinde bir ifade tarzı tercih edilirdi…

Anlatılan manalar arasında öyleleri vardır ki: Ancak kapalı bir ifade, ya da geniş manalı bir İşaretle anlatılabilir…

Böyle anlatılması gereken bir şey: Eğer açık bir şekilde anlatılacak olursa… Zihin kayar… Esas mahallinden ayrılır; başka bîr yöne gider.

Tam kişinin idrak ve şuur yapısı yerleşmemişse, bazı tevhidi ve irfani sözler onları kaydırabilir. Çünkü ehl-i zahir, ikilik üzere olan bir din anlayışı içerisinde hayatını sürdürür. Ehl-i bâtın ise teklik içerisinde olan bir din anlayışıyla hayatını sürdürür ki ikisi aynı dinin bölümleri olduğu halde, ikisi de aynı dinin içinde mevcut olduğu halde ama mertebeleri, dolayısıyla da tatbikatları, anlayışları başka olduğundan bir evvel ki kendi mertebesinden anlayışından, şartlanmasından, hayal ve vehminden öteki sözleri duyduğu zaman, ona ters gelir ve yanlışlık yapmasına sebep olur. Onun için bu tür mevzuları yukarıda da dediği gibi ibarelerle anlatacağız. İşte bu tür mevzuları da her yerde, her zaman söylemek doğru olmaz. Ancak belirli bir aşamalar yapmış kimselerle bunlar konuşulabilir, görüşülebilir. Aksi halde dinleyen kişiye pek fayda sağlamaz, ancak idrak, şuur ve kabiliyeti varsa tabi ki o kişilerde de açılımları olur ama neticesi için onun üzerinde çalışılması gerekmekte, hiç bir şey kolayca kazanılma-maktadır.

Eğer açık bir şekilde anlatılacak olursa… zihin kayar…

Mesela şöyle diyelim; Eğri bir şeyin düz olduğunu iddia eden bir kimse olsa, diğer taraftan da eğriyi eğri, düzü düz bilen bir kimse olsa, ikisi eğriye baktığı zaman birisi ona eğri der, öteki hayır düz der ama ikisi de doğru söylemiş olur. Çünkü Muhiddin Arabi Hazretlerinin dediği gibi, "Yayın eğriliği, doğruluğundandır". Yayın eğriliği, doğruluğundandır, eğri olmasa yay olmaz, yay olduğuna göre o doğrudur orada, fiziki manada baktığımızda yay eğridir ama hakikati itibariyle baktığımızda eğriliği onun doğru olmasıdır. Eğer o yay, doğru olmuş olsa, yay olmaz. Yay olmayınca da eğri olur.

O zaman doğru dediğimiz ok, yaya göre eğridir. Yani fizik olarak doğru çubuk olarak gördüğümüz ok, yaya göre eğridir, çünkü yaylık yapamaz ama yay da, oka göre eğridir ama kendi bakımından doğrusudur. Çünkü eğri olmazsa yay görevini yapamaz, görevini yaptığı için onun doğru olması eğri olmasıdır. Şöyle diyelim; Yılanın eğri gidişi doğruluğundandır, yılan giderken sağ, sol yaparak gider yani gidişi eğri, büğrü ama o doğruluğundan öyle gidiyor. Yani eğri gitmesi kendi doğru gitmesidir. İşte bir kimseye söylense ki, yılanın eğri gidişi, doğruluğundandır. Bu hakikatleri idrak etmeyen kimsenin burada zihni kayar. Çünkü suret ve şekle baktığı için. Bir kimse irfan ehliyse, gerçekten de bakar ki, onun eğriliği doğru olmasından. Yani sisteminin kuruluşu öyle. Bir sistem kurulmuşsa o sistem doğrudur.

Bu ise… beklenen hâsılatı getirmez…

İdraki yerinde olmayan kimselere, bu tür mevzuların anlatılması zaten fayda vermez.

Öyle ki: Arananın bulunması imkânsız hale gelir…

Bu durum: İnce bir iştir… Çoğu kez, vuku bulur…

Bu manayı, -Nuh'un gemisi anlatılırken geçen- şu âyet-i kerime ile, daha iyi anlatabiliriz:

- «Onu, levhalar ve çivilerle yapılmışa yükledik…»(54/13) Görülüyor ki: Burada, gemiden söz edilmiyor... Ve o, Nuh'u yüklenen, aslında: Levhalarla, çivilerle yapılan değildir...

O halde neyle?. düşün...

Böyle olsaydı:

- Levhalarla, çivilerle yapılan gemiye yükledik…

Şeklinde bir ifade tarzı tercih edilirdi…. Genel seyir içerisinde anlatıldığı zaman yani Hz.Nuh (a.s.)'ın hadisesi içerisinde anlatıldığı zaman, "Onu, levhalar ve çivilerle yapılmışa yükledik" yani Nuh (a.s.)'ı kendi yapmış olduğu gemisine yükledik diye oraya gemi kelimesini koyması lazımdı diyor mutlak manada o hadiseden bahsedilmiş olsaydı. Onu yani burada ondan kasıt ne acaba? Zahiren Nuh (a.s.)'ı ve çevresindekilerle beraber levhalar ve çivilerle yapılmışa yükledik. Levhalardan kasıt, zahire baktığımız zaman tahtaları, gövdeyi kaplayan tahtaları, çivilerde, onları birbirine bağlayan, bir bütün haline getiren demir çiviler zahiren anlaşılan bu.

Halbuki burada ondan kasıt, Hakikat-i Nuhiyye, Nuh'u bedeniyle değil, zahiren o olmakla birlikte ama manen o değil. Ondan kasıt, Mertebe-i Nuhiyyet. Mertebe-i Nuhiyyetinde bilindiği gibi ikinci Âdem olduğu belirtiliyor, yani neslin yeniden ondan başlaması dolayısıyla ikinci Âdem. Mertebe-i Nuhiyyeti, levhalar, ne demek levhalar? İnsan bedenindeki deriler, insan gemisinin levhaları, her birerlerimiz, biz aslında Sefine-i Muhammediyeyiz, yani Muhammediyet teknesiyiz ve ilm-i ilahi deryasında da gezmekteyiz ama şuuru ile biliyorsak, kendimizi tanıyorsak.

Eğer Yunus'un gemisinden, Yunus'un balığının karnından dışarı çıkmamışsak biz mahkumuz, ne zaman Yunus'un balığının karnından çıkacağız ve Nuh'un gemisine binip, levhalar ve çivilerle yapılmışa yükleneceğiz, o zaman kendimizi idrak etmiş olacağız. Burada çivilerden kasıtta, kişinin kemikleri. Âdemiyet mertebesinde hayal ve vehim cennetinden beden arzına nüzul etmek, inmek varsa ki, insanoğlu artık yeryüzünde yaşamaya başlıyor yani Âdemiyet mertebesi gerçek manada kişinin üzerinde faaliyete geçtiği zaman, şuurlanmış oluyor, kendini biliyor ve kendi beden arzı üzerinde yaşamaya başlıyor. Kur'an-ı Kerim'de belirtilen, dünya üstünde yaşam, tevhid ve seyr-i süluk yolundaki karşılığı, beden üzerinde kişinin şuurlanarak yaşaması yani kendisinin sadece bedenden ibaret olmadığı, bedeninin kendisinin bir bineği olduğu aracı olduğu, kullandığı vasıtası olduğunu anlaması ve bu aracın üzerine de manayı Âdemiyenin bindirilmesi ki, o da kendi şuur ve iradesi, aklı olmakta. İşte burada bahsedilen Nuhiyyet mertebesinde de, "Onu, levhalar ve çivilerle yapılmışa yükledik".

Mertebe-i Âdemiyet, manayı Âdemiyet, Âdem'i bedene nüzul etmişse yani inmesi. Burada da manayı Nuhiyyetin, beşer bedene yani toprak olan bedene yüklenmesi hakikati var. Manayı Nuh, yolumuzda bize neyi ifade ediyor? Mertebe-i Necat'ı yani kurtuluş mertebesini ifade ediyor, hayal ve vehmimizden. Ancak şartı, Nuh teknesine binmek yani Nuh'i manayı, bizim beden teknesine yüklememiz. Çivilerle, levhalarla yani çiviler, kemiklerimiz, levhalar da, tenimiz, derimiz. İşte bu geminin üzerine Nuh bindirilmiş oluyor ve bilindiği gibi Nuh ile birlikte de, bütün kıyamete kadar gelecek olan insan nesli de, "ümemin mimmen meak" (11/48) ayetinde de belirtildiği gibi, bütün ümmetler onun içerisinde beraberdi, bindirilmişti diye ifade ediliyor. İşte o devrede insanın başına gelecek olan nefis deryası, onu boğacak olan nefis deryasından kurtulmanın şartı. İdrakli ve şuurlu bir vaziyette, o mertebe-i Nuh'un gemisine binmek, ancak kurtuluşun yolu almaktadır.[98] “ İz- -T-B- ” Kur’an-ı Kerim’de وَحَمَلْنَاهُ عَلَى ذَاتِ اَلْوَاحٍ وَدُسُرٍ 54/13 “Çivilerle levhalarla olana yükledik” buyuruyor. Gemiye yükledik buyurmuyor. Çivilerle levhalarla yapılmışa yükledik buyuruyor. Buradan insan vücudunu murad ediyor, Cenab-ı Hakk. Çivilerden murad bizim kemiklerimiz, levhalardan murad da derilerimiz bu vücudu sarmış olan levhalardır.

İşte Nuhi hakikatleri o mertebede bu bedene yükledik Nuh ile birlikte de bütün insanları o gemiye yükledik, demek istiyor. Biz de Hakkın deryasında Muhammedi teknesi ile seyahat etmemiz gerekiyor ki bu Muhammedi teknesi bu işte Nuh’un teknesidir. O zamanlar bunu yani seyri sülukumuzun başlarında Nuh’un gemisi diye onun içerisine binip kendimizi kurtarıyoruz, necat buluyoruz, hakikatimizi idrak ediyoruz, bak ne dedi Âdem, Şit, Nuh üçüncü işte burası nefs-i mülhimenin yeridir. Çünkü necat bulma yeri burada başlar. İlham ile evhamın arası burada ayırmaya başlıyorsun, hakim olmaya başlıyorsun, evhami olanları dışarıda bırakıyorsun onları da Hakkın deryası boğuyorsun, onlar da deryanın içinde kalıyor. İlhami olanları mü’mün olanları geminin içerisine alıyorsun işte bundan sonra da artık senden doğacak olan doğuşlarda ilhami kaynaklı çocuklar oluyor, bilgiler oluyor müşahadeler oluyor.

İşte Nuh mertebesinde Nuh’un gemisine binerken daha ileriye gittiğinde o zaman Muhammedi teknesine biniyorsun âlem deryasında gezmeye başlıyorsun. Muhammedi teknesi senin varlığın Hakikat-ı Muhammedinin sende zuhura çıktığı mahal burası, Muhammedi teknesi oluyor. İşte onu deldiğin zaman Musa (a.s.) kıssasında da bahsedildiği gibi delik alttan sağdan soldan, su halinden olursa tekneyi batırıyor. Ama su seviyesinin üstünde, bir yerlerden bir parça kırarsan o zaman nefsinden onu kurtarmış oluyorsun. O gemi ile daha çok işler yapıyorsun. Eğer o tekne güzel süslü püslü olursa nefsin ona el koyuyor. Nefis padişahı ona el koyuyor.[99] “ İz- -T-B- ”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)