Keżżebet śemûdu bi-nnużur(i)
(23-24) Semud kavmi de uyarıcıları yalanlamış ve şöyle demişlerdi: "İçimizden bir insana mı uyacağız? (Asıl) o takdirde biz apaçık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz."
Semûd da o uyarıları yalanladılar.
Kamer Suresi'nin 23. ayeti, Semud kavminin peygamberleri yalanlamasını konu almaktadır. Ayet, 'yalanlamak' ve 'uyarıcılar' kavramları üzerinden ilahi mesajın reddedilmesinin sonuçlarına işaret ederken, 'Semud' özel ismiyle de belirli bir tarihsel olaya vurgu yapmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezzebe' fiilinin 'yalanlamak, doğru olmadığını iddia etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'kezzebe' fiili, Semud kavminin peygamberlerin getirdiği hakikatleri ve uyarıları kasıtlı olarak reddetmesini ifade eder. Bu, sadece bir bilgi yanlışlığı değil, aynı zamanda bir inkâr ve karşı çıkıştır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kezzebe' fiilinin Kur'an'da bazen 'tekzib' yani 'yalanlama' anlamında, bazen de 'inkâr' anlamında kullanıldığını ifade eder. Kamer 23'teki kullanımı, Semud'un peygamberlerin risaletini ve getirdiği mucizeleri inkâr etmesi, onları yalancı çıkarmasıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tekzib' kavramının Kur'an'da sadece bir sözü yalanlamak değil, aynı zamanda bir hakikati, bir mesajı veya bir peygamberi reddetmek, ona karşı çıkmak anlamında kullanıldığını vurgular. Semud'un 'kezzebe' fiiliyle nitelendirilmesi, onların Allah'ın elçilerine ve dolayısıyla Allah'ın emirlerine karşı direnişini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, Semud'un Kur'an'da sıkça zikredilen, helak edilmiş kavimlerden biri olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'Semud' kelimesi, belirli bir tarihsel ve coğrafi bağlama işaret ederek, geçmiş ümmetlerin akıbetinden ders çıkarılması gerektiğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, Semud'un Hz. Salih'in kavmi olduğunu ve 'semd' kökünden türeyebileceğini, 'suyu az olan yer' veya 'suyu toplayan yer' gibi anlamlara gelebileceğini belirtir. Ayetteki kullanımı, bu kavmin inkârcılığı ve helak oluşuyla özdeşleşmiş bir isimdir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, özel isimlerin Kur'an'daki kullanımının genellikle belirli bir kıssaya veya olaya atıfta bulunduğunu ifade eder. 'Semud' kelimesi, Salih peygamberin mucizesi olan deveyi kesmeleri ve bunun sonucunda helak olmaları kıssasıyla doğrudan ilişkilidir ve bu ayetteki yalanlama eyleminin failidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nüzür' kelimesinin 'inzâr' (uyarmak, korkutmak) kökünden geldiğini ve 'uyarıcılar' veya 'uyarılar' anlamına geldiğini belirtir. Kamer 23'teki 'bi'n-nüzür' ifadesi, Semud kavmine gönderilen peygamberlerin getirdiği ilahi uyarıları ve azapla korkutmalarını kapsar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nüzür' kelimesinin 'uyarıcı peygamberler' veya 'peygamberlerin getirdiği uyarılar' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki bağlamda, Semud'un yalanladığı şey, sadece bir kişi değil, o kişinin temsil ettiği ilahi mesaj ve uyarıların bütünüdür.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'inzâr'ın, bir şeyin kötü sonucunu önceden haber vererek korkutmak olduğunu ifade eder. 'Nüzür' ise bu uyarıları getiren peygamberleri veya bizzat uyarıların kendisini ifade eder. Semud'un 'nüzür'ü yalanlaması, kendilerine geleceği bildirilen azabı ve ahiret sorumluluğunu reddetmeleridir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'inzâr' kavramının Kur'an'da 'tehdit edici bir uyarı' anlamı taşıdığını ve genellikle Allah'ın azabıyla ilgili olduğunu belirtir. 'Nüzür' kelimesi, bu uyarıları taşıyan peygamberlerin temel görevini ve Semud'un bu uyarıları ciddiye almamasını vurgular.
Kamer Sûresi
Semud kavmi Sâlih (a.s.) mın dağdan dişi deve çıkarması mucizesini yalanladı.
Tabiata uygun olmadığı halde dağdan devenin çıkması, Salih (a.s.)ın mu'cizesi idi. Yani amel edilmeden, bir oluşum yapılmadan kendiliğinden meydana gelmesi herhangi bir çalışma yapılmadan dağdan devenin çıkması Salih’in (a.s.) mucizesi idi. Ve oradan devenin çıkması beklenmeyen bir şey olduğundan bir şeyin zuhurundan ibarettir. Diyelim ki şu duvar parçasından normal halde bir şeyin çıkması mümkün değildir. Bir çalışma yapmadan kendi kendine bir şey oluşursa bu “fetih” tir. Yani açılımdır, açılmadır.
Ve fetihler "feth"in cem'idir. Salih (a.s.) dahî ism-i Fettâh'ın mazharıdır. Bu mazhariyyeti hasebiyle Hak Teâlâ Sâlih (a.s.)a devenin zuhuru için dağın yarılması mu'cizesiyle gayb kapısını "feth" etti. Çünkü o açılış gaibden oldu, gayb kapısını feth etmesi onun için fütuhiye O’na verildi. Yani “Fetih” lakabı Salih’e (a.s.) verildi.
Ve bu feth sebebiyle onun kavminden ba'zılarının îmânı açılmış oldu. Ve mu'cize olan dişi deveye îmân ve ona emir olundukları vech ile hürmet ettiler. İşte o dağdan dişi deve nasıl çıktı ise dağ açıldı ise kendi nefis dağları da o şekilde açıldı, imanları ortaya çıktı. Bu yüzden o deveyi ihtiram (hürmet) ettiler, çünkü haklarında hayırdı.
Ve ba'zılarının dahî küfrü açılmış -fethedilmiş- oldu.
Devenin gelmesiyle hepsinde açılım meydana getirdi. Bazılarında iman ortaya çıktı, bazılarında da küfür ortaya çıktı. Herkes kendi istikametine göre açılımını buldu. İmanın ortaya çıkması imanın açılması, küfürün ortaya çıkması küfürün açılmasıdır. Bu ni'mete kâfir oldular yani örttüler ve dişi deveyi kestiler. İşte bu tevâlî eden hâdisât fütûhât-ı selase (üç) idi. Yani üç fetih idi.
Binâenaleyh Salih (a.s.)ın seyri bu isim üzerine oldu; yani hakikatinde bu vardı. Devenin oradan çıkması fetih, imanın açılması fetih, küfrün açılması fetih olmak üzere üç açılım oldu. Ve esmâ-i ilâhiyyenin tamamı gayb anahtarları olduğu için cenâb-ı Şeyh (r.a.). "hikmet-i fütûhiyye"ye yakın olan bu fass-ı münifde "îcâd"ı ve onun "ferdiyyet" üzerine kurulmuşunu beyân buyurdu.[110] “ İz- -T-B- ”