İnnâ kulle şey-in ḣaleknâhu bikader(in)
Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.
Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık.
Kamer Suresi 49. ayet, Allah'ın yaratılışındaki mutlak düzeni ve her şeyin belirli bir ölçü ve plan dahilinde var edildiğini vurgular. Ayet, ilahi kudretin ve hikmetin evrendeki tecellisini dilbilimsel olarak 'yaratma' ve 'ölçü' kavramları üzerinden ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halk' kelimesinin asıl anlamının 'takdir etmek, ölçmek' olduğunu belirtir. Daha sonra bu takdire uygun olarak bir şeyi icat etmek anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'خَلَقْنَاهُ' ifadesi, Allah'ın her şeyi önceden belirlediği bir ölçü ve plan dahilinde yarattığını, yani sadece var etmekle kalmayıp aynı zamanda ona bir düzen verdiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'halk' kelimesini 'icad' ve 'takdir' anlamlarında kullanır. Ayetteki 'خَلَقْنَاهُ' ifadesi, Allah'ın her şeyi bir takdir ve ölçü ile var ettiğini, bu yaratmanın rastgele değil, belirli bir hikmet ve düzenle gerçekleştiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'halk' kavramının Kur'an'da sadece 'yaratma' değil, aynı zamanda 'biçimlendirme' ve 'düzenleme' anlamlarını da içerdiğini belirtir. Ayetteki 'خَلَقْنَاهُ' ifadesi, Allah'ın evrendeki her şeyi belirli bir form, yapı ve işlevle yarattığını, bu yaratımın mükemmel bir düzen içinde olduğunu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kader' kelimesini 'ölçü, miktar ve takdir' olarak açıklar. Ayetteki 'بِقَدَرٍ' ifadesi, Allah'ın her şeyi bir ölçüye göre, yani ne eksik ne fazla, tam bir denge ve uyum içinde yarattığını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kader' kelimesinin 'bir şeyi belirli bir ölçüye göre yapmak' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'بِقَدَرٍ' ifadesi, Allah'ın yaratılışındaki hassasiyeti, her şeyin önceden belirlenmiş bir plan ve ölçü dahilinde var edildiğini, bu ölçünün ilahi ilim ve hikmetin bir tecellisi olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kader' kelimesinin 'bir şeyin miktarını ve sınırını belirlemek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'بِقَدَرٍ' ifadesi, Allah'ın yarattığı her varlığın kendine özgü bir sınırı, miktarı ve işlevi olduğunu, bu sınırların ilahi irade tarafından belirlendiğini ve bu sayede evrendeki düzenin sağlandığını açıklar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kader' kavramının Kur'an'da 'ilahi takdir, ölçü, miktar ve güç' gibi geniş anlamlar taşıdığını belirtir. Ayetteki 'بِقَدَرٍ' ifadesi, Allah'ın yaratılışındaki mutlak kontrolünü, her şeyin O'nun ilmi ve iradesi dahilinde, belirli bir ölçü ve düzenle var edildiğini, bu ölçünün evrensel bir yasa niteliğinde olduğunu gösterir.
Kamer Sûresi
Kadere inanmamak hakkında hadis-i şerifler:
2243. Hadis. Nafiden rivayet edilmiştir Abdullan bin Ömer (r.a) ya bir adam gelerek falanın sana selâmı var dedi, bunun üzerine Abdullah bin Ömer şöyle konuştu, bana ulaştığına göre o şahıs dine bidad sokmuş kaderi inkâr etmiştir. Şayet gerçekten dine bidad sokmuş ise, ona benden selâm söyleme, çünkü ben Rasulullah (s.a.v) den bu ümmette veya ümmetimde şek kendisinden gelmektedir, kaderciler yüzünden mutlaka yere batma veya şekil değiştirme veya taşlanma olacaktır buyurduğunu işittim diye ilâve etmiştir.
Abdül Vahid bin Süleyman’dan rivayet edilmiştir, dedi ki Mekke’ye geldim Ve Ata bin Ebi Rabah ile karşılaştığımda kendisine Ya eba Muhammed dedim, Basra’lılar kaderi inkar ediyorlar, bana evlatçığım Kur’an okuyor musun dedi, evet dedim o halde ez Zuhr suresini oku, ben de ayetlerini okudum, Ümm’ül Kitap nedir bilirmisin, dedi Allah ve Rasulu bilir dedim, O göğü yaratmadan ve yeryüzünü yaratmadan önce Allah’ın yazmış takdir etmiş olduğu bir kitaptır, ki firavunun Cehennem ehlinden olduğu onda mevcuttur.
Übade bin es Samidden oğlu Velid ile karşılaştım ve kendisine ölümüne yakın babasının sana vasiyetin ne idi diye sordum, dedi ki beni yanına çağırdı şöyle dedi, “Ey evlatçığım Allah’ın gazabını mucib hareketlerden sakın bilmiş ol ki Allah’a inanmadıkça ve bütün kadere, hayrına ve şerrine iman etmedikçe, Allah’tan ittika etmiş olmazsın, şayet bundan başka itikad üzere ölürsen, cehenneme girersin, çünkü ben Rasulullah (sav) den şöyle buyurduğunu işittim, “Allah en önce kâlemi halk etti, ona yaz buyurdu, kâlem ne yazayım dedi, Allah kaderi, olanı, ve ebediyete kadar olacağı yaz buyurdu.
2245. Hadis: Rivayet edilmiştir diyor ki Rasul (s.a.v.) den şöyle buyurduğunu işittim, “Gökleri ve yerleri yaratmadan 50 bin sene önce Allah ölçüleri takdir etmiştir.
Ebu Hüreyre (r.a) dan rivayet edilmiştir dedi ki; Kureyş müşrikleri kader mevzuunda dava görmek üzere Rasulullah (sav) a geldiler bunun üzerine 54/47-48-49 ayetleri nazil oldu.[140] “ İz- -T-B- ” Cenâb-ı Hakk ezelde kullarının hepsinin bir kazası ve kaderi vardır. Kazasına hükmeder ömrünün sonuna kadar ne yapacağını bildiğinden öylece de yazar, ancak sen benim dediğim gibi mutlak hareket edeceksin demez, peki neden yazar, kulunun ne yapacağını daha evvelden bildiği için onun kazasını yani hükmünü yazar, bu kaza hüküm ma’nâsına, program ma’nâsı’nadır. Dünyaya geldiğinden itibaren her gün birer bölüm, kader olarak hayatını sürdürür.
Yani insanın programının toplu haline “kazâ” denmekte, bu programın açığa çıkmasına da “kader” denmektedir. Kader miktar demektir, bölüm bölüm zuhura çıkması demektir. Her birerlerimizin böyle bir kazâ’mız vardır, biz şu anda dahi şu kazâ’nın kaderini yaşamaktayız. Sadece şu an değil, her an, yani yaşadığımız saatlerin dakikaların saniyelerin bir tık, tık geçişi bir kaderdir. İşte ehli sünnet vel cemaat akidesi Cenâb-ı Hakk kişinin kaderini yazar, bu kader de iki türlüdür, birisi kazâ-ı mübrem de denilen kazâ-ı mutlak, diğeri de kazâ-ı muallâk, yani boşta olan hüküm kesin olmayan hüküm diye belirtilmektedir. Kesin olan hükümler den sorumluluğumuz yoktur, ama muallâk olan, boşta olan kader yani bölümlerden sorumluluğumuz vardır.
İşte bizi insan yapan ve mes’uliyet sahibi yapan bu bölümlerdir. Bir başka mahlûkatta, hayvanlarda bitkiler de madenlerde, göklerde semâlarda böyle bir sorumluluk yoktur. Çünkü onların kaderlerinin her bölümü, yani yaşam sahalarının her bölümleri kazayı mutlaktır, onların kazayı muallâkları yoktur. Yani ne yapacaklarsa yapacaklardır. Şimdi şu teypler içindeki kasetler çalışıyor, bu kazayı mutlaktır, bunun dışına çıkamazlar, bozulması, cereyanının kesilmesi, ayrı konudur. Kendiliğinden kendini değiştiremez. O salâhiyet onlarda yoktur, ama insanda böyle bir selâhiyet vardır. Kendi fikriyle yeni bir şeyler üretme hususiyeti vardır. Bu da kendisine tanınan hürriyet bölümündedir.[141]