İçeriğe atla
Rahmân 68Cüz 27 · Sayfa 533

Rahmân Sûresi 68. Âyet

الرحمن

Sohbete sor

Fîhimâ fâkihetun ve naḣlun ve rummân(un)

İçlerinde her türlü meyve, hurma ve nar vardır.

Er-Rahmân

Terzibaba - Necdet Ardıç

fiyhima fakihetün ve nahlün ve rümmanün fiyhima//hu/onların içinde (ikisinde)

“fakihetün ve nahlün ve rümmanün”

fakihe/meyvalar ve nahl/hurmalar ve rummam/nar (meyva)

“ikisinde de her türlü meyve, hurma ve nar vardır.

Bu cennetlerin her İkisinde de her türlü, her mertebeden müşahede ve tecelli yemişleri vardır. Özellikle de sıfat ve zat tecellilerini ifade eden hurma ve nar bulunmaktadır.

Kur’anı Keriym Yasin Suresi 36. sure 55. ayette Yasin-i şerifte;

الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فَاكِهُونَعأَصْحَابَ الْجَنَّعان ﴿٥٥﴾

inne ashabel cennetil yevme fiy şü­ğulün fakihune inne/kesin, muhakkak yevm/gün ki, ashabel cenneti/cennet ashabı fakih/yemiş, meyva meşguliyetil/uğraşı içinde/hakkındadırlar “Doğrusu bu gün cennetlikler meyvelerle, eğlenceyle meşguldürler.” ifadesiyle belirtilen kimseler, “ef’al cennet”leri sahipleridir.

Bunlar dünyada bireysel varlıklarıyla ibadet ehli olarak cennet arzusu ile yaşadıklarından, hedefleri Allah’ın Zatı değil, cennet ehli olmaktır.

Bu arzuları ile çalışmaları sonunda “ef’al cennet”lerinin ehli olmuşlar, istediklerine kavuşmuşlar, meşguliyetleri meyveler ve eğlenceler olmuştur. Böylece Zati tecellilerden mahrum kalmışlardır.

Kur’anı Keriym Yasin Suresi 36. sure 58. ayette

سَلَامٌ قَوْلاً مِنْ رَبِّ رَحِيمٍ

selamün kavlen min rabbin rahıymun

selamün kavlen/kavl/söz olarak selam rahim/pek merhametli Rabbden “Merhametli olan Rab batından onlara selam vardır.” Ayetinde de belirtildiği gibi oranın sakinlerine “Rububiyet” mertebesinden zaman zaman merhameten sadece selam gelmektedir.

Çünkü onlar Rab’larıyla değil, meyveler ve eğlencelerle meşguldürler. Dünyada iken cennet nimetlerini talep ettiklerinden kendilerine bunlar verilmiştir.

Kabe-i Muazzama’da bulunduğum sıralarda uzaktan da olsa vakit buldukça insanları tetkik edip aralarında irfan ehli olup olmadıklarına bakardım.

Fakat ne yazık ki orada dahi hep gaflet hnlinde olduklarım görerek “Herkes bir şeyle meşgul, ben seninle meşgulüm” sözleri dilimden dökülmekteydi.

Bu ayette iki tür değişik tecelli görmekteyiz.

Birincisi; “her türlü meyve” ifadesiyle belirtilen, “Zat” yönünden gelen “ef’al” ve “esma” tecellilerinin sonsuz zuhur ve güzellikleridir.

İkincisi ise “hurma” ve “nar” ifadesiyle belirtilen “sıfat” ve “zat” tecellilerinin bizatihi kendi zuhurlarıdır.

Kur’anı Keriym Tin Suresi 95. sure 1. ayette

يَتُونعوَالتِّينِ وَالزَّ

vettiyni vezzeytuni

ve/andolsun tiyn/incir ve/andolsun zeytin “İncire ve zeytine yemin olsun.” kelam-ı ilahisinde;

zat ve “sıfat” ef’al mertebesi itibariyle olan tecellisini ifşa etmektedir.

İncir (vahdette kesret) zat, zeytin (kesrette vahdet) sıfat mertebesini bildirmektedir.

Bunlar yaşadığımız bu alemin gereği olan, beşeriyyet üzere yaşanan tevhidin hakikatlerini bildirmektedirler.

Kısaca bu hatırlatmayı yaptıktan sonra (55/68)انعوَنَخْلٌ وَ رُم

ve nahlün ve rümmanün”

ve nahl/hurmalar ve rummam/nar (meyva)

hurma ve nar vardır.

“Hurma ve nar vardır” kelam-ı ilahisiyle de sıfat ve zat mertebelerinin tecellileri ifşa edilmekte, bu cennetlerde belirtilen mertebelerin batıni yönlerinin olduğu bildirilmektedir.

Hurma;

- içinde çekirdeği,

- onun üstünde eti (yenen yeri),

- onun üstünde de ince kabuğu olan,

- sıcak iklimlerde yetişen bir gıda türüdür.

İçindeki çekirdeği zatı, üstü de sıfatıdır.

Hurma diye vasıflanarak, kendi yönünden mutlak benzeri oluşumlar içinde, misal yönlü sıfat tecellileri belirtilmektedir.

Bu oluşumlara “kesrette vahdet” denmektedir. Ancak, bu hüküm batıni olup bu gün değil, “sıfat cenneti”nde yaşanacak olan “tecelli-i zatî”dir ve bu dünyada gerçek tadımı, tanıtımı mümkün değildir.

Yukarıda bahsi geçen zeytinde de “kesrette vahdet” hükmü vardı.

İkisinin arasında olan fark şudur ki;

zeytin ile belirtilen “kesrette vahdet” bu dünyada da olan “sıfat” tecellisidir ve Celal kaynaklı olduğundan acılığı ve tuzluluğu vardır.

Fakat hurma çok tatlı ve cennet meyvesi olarak belirtildiğinden, sırf Cemal tecellisı kapsamında olduğundan, gelecekte yaşanacak mutlak ilahi saadettir

Bu manada hurmanın çekirdeği yani zatı batın;

dışı, eti yani sıfatı zahirdir.

Birçok hurmayı veya zeytini alarak ezdiğimizde hepsinin aynı şey olduğunu görürüz.

İşte bu oluşum ayrı ayrı göründükleri halde sıfatlarının bir olması itibariyle hepsi bir şeydir ve “kesrette vahdet” hükmüyle anılmaktadır.

Rummanün (nar) meyvesine gelince, onun ifadesi “vahdette kesret”tir.

Kısaca belirtmeye çalışırsak “vahdette kesret” birlikteki çokluk;

“kesrette vahdet” çokluktaki birlik olarak, tasavvufi bir terim olarak kullanılmaktadır.

“Nar” meyvesini ele aldığımızda,

- dışında kırmızı bir kabuk,

- içinde bölük bölük odacıklar

- ve o odacıkların içlerinde nar taneleri,

- onların içlerinde de özlerini, çekirdeklerini görmekteyiz.

Böylece baktığımızda, nar dıştan tek;

içten çok görünür. Yani “vahdette kesret” oluşumunun ifadesidir.

İncirle olan ayrılığı ise;

- kabuğunun yenmemesi

- ve tanelerinin mutlak belirgin olmasıdır.

İncirin kabuğu ile yenmesi; “ef’al alemi”nde olan zat tecellisinin az da olsa perdeli olarak gelmesi ve içindeki küçücük çekirdeklerin bu alemde bireysel zat tecellisinin küçük oranda tecelli etmesidir.

Nar, aynı zamanda ateş demektir.

Ateş ise celal tecellisidir.

Celal tecellisi kabuktur. Kabuk açılmadan içine nüfuz edilemez.

Dünyada iken bu kabuğun yani cehennemin aşılması gerekmektedir.

Bu kabuğu yaşadığımız alemde aşamayanlara, ahirette zat cennetinde bu meyveler sunulmaz. Kazanç yeri burasıdır.

Bu oluşumun başlangıcı, “Mertebe-i îbrahimiyet”te belirtilen “Nemrud’un ateşi” içindeki “gül bahçesi” cennettir.

Ateş (nar) olan kabuk ortadan kalkınca, içindeki öz ve gerçek, nar taneleri kalır ki;

bunlar da çok belirgin Allah muhabbetine mensup “İnsan-ı Kamil”lerdir ve tümüyle cemal tecellisidir ve perdesiz olarak zuhur etmektedir.

Bu oluşumlara daha bir başka irfaniyet gözüyle bakıldığında insan daha değişik hayretler içinde kalmaktadır.

“Vücud-u mümkinat, onların suretleriyle Hakk’ın zuhurundan ibarettir” denmiştir.

Yani imkan aleminde (bu alemde) var olan bu vücud, bu varlıklar, hangi şey nerede meydana getirilecekse orada meydana gelen, Hakk’ın zahir ismiyle zuhurundan başka bir şey değildir.

Cenab-ı Hak bu varlıklarda “ef’al”, “esma”, “sıfat” tecellilerini sürdürmektedir.

İnsanda da zati Tecellilerini zuhura getirmektedir.

Hurma ve nar dediğimiz şeyler, zahirde yenecek maddeler olduğu halde batında Hakk’ın insan mertebesinden kendini bu ifadelerle ifşa etmesidir.

Kendi başına herhangi bir şeyin var olması mümkün değildir. Hakk’ın her mertebede o mertebenin itibarı ile zuhuru vardır.

“İncir”de, “zeytin”de, “hurma”da ve “nar”da gördüğümüz zahiri ve batıni özelliklerinin hepsi Hakk’ın o mertebelerdeki zuhurundan başka bir şey değildir.

Demek ki; bir şeyin sırrını ortaya çıkarmak için dışındaki kabuğu kesmek, kırmak, açmak gerekmektedir.

Vahdet ilmini anlamak için kesret alemini iyi bilmemiz lazım gelmektedir. Bunun ifadesi “hurma”dır.

“Hurma” kesretten başlamaktır. Teker teker yendikten sonra, kişinin bünyesindeki “bir”i (vahdeti) oluşturmasıdır.

“Nar”da ise, önce vahdet, içini açınca kesret vardır. Fakat o kesret evvelki hayali kesret değil, vahdetten sonra gelen vahdetteki kesrettir ki; kamil insanlarda zuhura gelen bir oluşumdur.

Bunu idrak etmek için meseleler birer birer analiz edilerek, tek tek gördüğümüz şeylerin aslında bir bütünün parçaları olduğunu anlayarak, oradan da tekliğe, birliğe gitmek mümkün olmaktadır.

İnsan böylece halkta Hakk’ı müşahede eder, sonra da Hakk’ta halkı görür.

Yavaş yavaş o tek tek, tane tane çekirdekleri, o kimlikleri kendi bünyesinde yok ederek, hazmederek;

yani kesretten vahdete, vahdetten sonra da yine kesrete iner, ama inmesi vahdet hükmüyle birlikte yaşamak suretiyledir.

Eski zannında olan kesret haliyle değildir.

Beden, dış haline göre bir kesret görünümündedir. Oysa iç alemi bir bütündür.

Tabiiki bu iç ve dış alemlerin kendine göre hukuku vardır, bir birinden ayrıdır.

Dış alemiyle insan kesrette yaşayacak, fakat halk olarak daima Hakk’ı müşahede edecek, yani dışı halkla; içi Hak ile olacaktır.

İşte vahdette kesret ve kesrette vahdet hükmüyle kişi bu irfaniyetle hayatını sürdürebilirse, ihsan ehli “insan-ı kamil”lerden olmuş olur.

İnsan-ı kamil kah içte “nar” tanesi gibi berrak, dışta vahdet halinde;

kah hurma gibi dışta kesrette çok tatlı, içte ise, vahdet halinde yaşamını sürdürür.

“Fenafillah” ve “bakabillah” hükümleridir.

Cenab-ı Hak Meryem’e; İsa’ya hamile olduğunda, hurma ağacının altına gidip dallarından da hurma yemesini söylemiştir.

Hurma İseviyet, nar Muhammediyyet meyvesidir.

Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında özetle şöyle diyor:

[Bu kelimelerdeki tenvin, onları benzeri görülmedik derecede “nekreleştirerek” (bilinmez yaparak) üstün kılmaktadır.

“Fakihe”den sonra özellikle “nahl” ile “rumman” zikri de En’am suresinde geçtiği üzere bunların yemiş olmaktan başka, yemek ve ihtiyaç olmak gibi bir özelliklerinin bulunmasındandır. Hele çekirdeksiz nar bilhassa zikre şayandır. ]

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)