Fîhinne ḣayrâtun hisân(un)
Onlarda huyları güzel, yüzleri güzel dilberler vardır.
İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü kadınlar vardır.
Rahmân Suresi'nin 70. ayeti, cennet tasvirleri bağlamında 'hayrat' ve 'hisan' kavramlarını kullanarak cennet ehli için hazırlanan nimetleri ve eşleri nitelendirmektedir. Bu kavramlar, hem ahlaki güzelliği hem de fiziksel çekiciliği bir arada ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayr' kelimesinin zıddının 'şerr' olduğunu belirtir ve genellikle akıl ve şeriat nazarında beğenilen, istenen şeyleri ifade ettiğini söyler. Ayetteki 'hayrât' ise, cennet kadınlarının hem ahlaki güzelliklerini hem de fiziksel çekiciliklerini kapsayan geniş bir iyilik ve güzellik anlamı taşır. Bu, sadece dış görünüşe değil, aynı zamanda içsel faziletlere de işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hayr' kelimesinin hem maddi hem de manevi fayda ve güzellikleri ifade ettiğini belirtir. 'Hayrât' kelimesi, cennet kadınlarının sahip olduğu üstün nitelikleri, yani hem ahlaki olgunluklarını hem de fiziksel cazibelerini bir araya getiren bir vasıf olarak kullanılmıştır. Bu, onların cennet ehli için en iyi ve en değerli eşler olduklarını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hayr' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve genellikle 'iyi, güzel, faydalı' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'hayrât' kelimesi, cennet kadınlarının sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda ahlaki ve ruhsal olarak da üstün niteliklere sahip olduğunu, yani 'iyi huylu' ve 'faziletli' olduklarını ifade eder. Bu, cennetin sadece maddi değil, aynı zamanda manevi bir tatmin yeri olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hisan' kelimesinin 'güzel' anlamına geldiğini ve genellikle dış görünüşün güzelliğini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'hisan', cennet kadınlarının fiziksel olarak çok güzel ve çekici olduklarını, göz alıcı bir estetiğe sahip olduklarını vurgular. Bu, cennetin görsel güzelliklerle dolu bir yer olduğu tasvirine katkıda bulunur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hüsn' kelimesinin hem maddi hem de manevi güzelliği kapsadığını, ancak 'hisan' formunun daha çok dışsal ve algılanabilir güzelliğe işaret ettiğini ifade eder. Ayetteki 'hisan', cennet kadınlarının göz kamaştırıcı bir fiziksel güzelliğe sahip olduklarını, bu güzelliğin cennetin genel estetiğiyle uyumlu olduğunu belirtir. Bu, 'hayrât' kelimesinin ifade ettiği ahlaki güzelliği tamamlayan bir unsurdur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'hüsn' kelimesinin 'cemâl' ile eş anlamlı olduğunu ve genellikle bir şeyin mükemmel ve kusursuz oluşunu ifade ettiğini açıklar. 'Hisan' kelimesi, cennet kadınlarının fiziksel olarak kusursuz ve son derece güzel olduklarını, bu güzelliğin cennetin genel mükemmelliğinin bir parçası olduğunu vurgular. Bu, cennetin her yönüyle eksiksiz ve hoşnut edici bir yer olduğunu gösterir.
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
fiyhinne hayratün nisanün fiyhinne/onların içinde/hakkında (ikisinde)
“hayratün hısanün” hayrat/allah rızası için yapılan iyilikler, haseneler hısan/güzel, münasib kadınlar “İçlerinde iyi huylu, güzel yüzlü kadınlar vardır.
Her ne kadar ayette kadından bahsedilmiyorsa da hayratün (hayırlılar), hisanün (güzeller) ifadesiyle şöyle anlaşılması mümkün olabilmektedir:
Her şeyde olduğu gibi hayırda da mertebeler vardır.
Fiilî hayırlardan başka bir de manevi hayırlar vardır.
Bunların en üstünü de, idrak mertebesinde olan hayırlardır.
Kadın dünyada iken kendi hakikatini irfaniyeti ile idrak edebilmişse, bu hayırların en güzelidir. Bunun üstünde hayır tasavvur edilemediği gibi, daha üstün bir mükafat da düşünülemez. Böyle yaşayanların güzellikleri de tartışılamaz.
Dünyada irfaniyet üzere yaşayan bir saliha hanımın sıfat ve zat cennetine dahil olması çok büyük bir olaydır. Nasıl ki dünyamıza (marslı, uzaylı gibi) yabancı varlıklar geldiğinde, heyecan ve merakla onları izleyeceğimiz şüphesiz ise, sonsuz fezada dolaşan milyarlarca gezegenden bir tanesi olan, içinde halifetullah yaşayan ve onun diğer cinsinden bir varlığın bu cennetlere dahil olması çok büyük bir olaydır.
Bu cennetlerin görevli sakinleri, dünya nimetlerine iltifat etmeyip nefisleriyle mücadele ederek, büyük savaşı kazanarak buralara dahil olan hanımları çok büyük bir merak ve heyecan içinde izleyecekler ve bunlardaki güzellikleri hiçbir cennet sakinindc göremeyeceklerdir. Çünkü bu güzellik ve güzel huyluluğu dünyade kazanarak oraya getirmişler, burada sonsuz değer kazanmışlardır Meseleye diğer bir yönüyle baktığımızda, kadının bu dünyada “nefs-i kül” mertebesinin en kemalli zuhuru olduğunu görmekteyiz.
Bu zuhur mahalli müthiş bir dünya tecrübesi de geçirdiğinde. ahirette de daha kemalli bir “nefs-i küll”ün zuhuru olup, onun sonsuz güzelliklerim taşıyarak “akl-ı kül”e yani “rical”e (er’e) ayna ve tecelli yeri olacaktır.
Bu oluşumlar da ancak sıfat ve zat mertebesinin cennetlerinde yaşanabilecektir.
Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında özetle şöyle diyor.