Kul yâ kavmi-'melû ‘alâ mekânetikum innî ‘âmil(un)(s) fesevfe ta'lemûne men tekûnu lehu ‘âkibetu-ddâr(i)(k) innehu lâ yuflihu-zzâlimûn(e)
De ki: "Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de (görevimi) yapacağım. Ama dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Şüphesiz, zalimler kurtuluşa eremezler."
De ki: "Ey kavmim! Gücünüz yettiğince yapacağınızı yapın, ben de yapıyorum. Yakında (dünya) yurdunun sonunun kimin olduğunu bileceksiniz. Muhakkak zalimler kurtuluşa eremezler".
En'âm Suresi 135. ayet, peygamberin kavmine yönelik bir meydan okuma ve uyarı içermektedir. Ayet, 'amel', 'mekanet' ve 'akıbet' gibi temel kavramlar üzerinden sorumluluk, konum ve nihai sonucun önemini vurgulamakta, 'zulüm' ve 'felah' kavramlarıyla da adaletsizlik ve kurtuluş arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Amel (عمل), bir işi kasıtlı olarak yapmak, fiilde bulunmaktır. Bu ayette 'amel', kavmin kendi inançları doğrultusunda, peygamberin tebliğine karşı duruşlarını sürdürmeleri anlamında kullanılmıştır. Peygamberin de kendi inancı doğrultusunda hareket edeceğini belirtmesiyle bir karşılaştırma ve meydan okuma ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'amel', bir şeyi yapmak, icra etmek demektir. Ayetteki 'İnni amilun' (ben de yapacağım) ifadesiyle birlikte, her iki tarafın da kendi yolunda ilerlemesi, kendi inançlarına göre davranması kastedilmektedir. Bu, bir tür 'karşılıklı eylem' beyanıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'amel' kavramı, genellikle insanın iradeli eylemlerini ifade eder ve bu eylemlerin bir sonucu, bir karşılığı olacağı vurgulanır. Bu ayette 'amel', kavmin kendi tercihlerine göre hareket etmesi ve bu eylemlerin nihai bir akıbeti olacağı uyarısıyla birlikte sunulur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mekânet (مكانة), kişinin bulunduğu yer, konum veya sahip olduğu güç ve imkan anlamına gelir. Ayetteki 'alâ mekânetikum' ifadesi, kavmin kendi güçleri, imkanları ve inançları doğrultusunda, mevcut durumlarını koruyarak hareket etmeleri emrini içerir. Bu, bir meydan okuma ve kararlılık ifadesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mekânet, kişinin sağlam bir şekilde durduğu yer, mevki ve durumdur. Ayetteki kullanımı, kavmin kendi inanç ve yaşam tarzlarına olan bağlılıklarını, bu bağlılığın verdiği güç ve konumla sürdürmelerini ifade eder. Peygamber de kendi konumundan hareket edeceğini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mekânet, bir şeyin sabit olduğu yer veya bir kişinin sahip olduğu itibar ve güçtür. Ayetteki bağlamda, kavmin kendi inanç ve değer sistemlerine dayanarak sergiledikleri duruşu ve bu duruşun getirdiği konumu ifade eder. Bu, bir meydan okuma ve kararlılık beyanıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Akıbet (عاقبة), bir şeyin sonu, neticesi ve ardından gelen durumdur. Ayette 'âkıbetü'd-dâr' (yurdun akıbeti) ifadesiyle, dünya hayatındaki eylemlerin ahiretteki sonucuna işaret edilmektedir. Kimin doğru yolda olduğunun ve kimin kurtuluşa ereceğinin nihai sonucunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Akıbet, bir şeyin sonu ve neticesidir. Bu ayette, 'âkıbetü'd-dâr' ifadesiyle, dünya hayatındaki amellerin ahiretteki karşılığı, yani cennet veya cehennem kastedilmektedir. Kimin doğru yolda olduğunun ve kimin kurtuluşa ereceğinin nihai sonucunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'akıbet' kavramı, genellikle insanın eylemlerinin kaçınılmaz sonucunu ifade eder ve bu sonuç, genellikle ilahi adaletle ilişkilendirilir. Bu ayette, kavmin ve peygamberin eylemlerinin nihai sonucunun, yani ahiretteki durumlarının ne olacağı sorusuyla bir uyarı ve tehdit dile getirilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Felâh (فلاح), dünya ve ahiret saadetine ermek, kurtuluşa ulaşmaktır. Ayetteki 'lâ yüflihu' (kurtuluşa eremez) ifadesi, zalimlerin dünya ve ahirette başarıya ulaşamayacaklarını, umduklarını bulamayacaklarını ve ebedi saadetten mahrum kalacaklarını kesin bir dille belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Felâh, bir şeyin elde edilmesi, başarıya ulaşılması ve kurtuluştur. Ayetteki 'lâ yüflihu' ifadesi, zalimlerin hiçbir zaman gerçek kurtuluşa, yani Allah'ın rızasına ve cennete ulaşamayacaklarını, aksine hüsrana uğrayacaklarını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Felâh, Kur'an'da genellikle hem dünyevi hem de uhrevi başarı ve kurtuluşu ifade eden kapsamlı bir kavramdır. Bu ayette, 'zalimlerin felah bulamayacağı' vurgusu, onların hem dünyada huzur bulamayacaklarını hem de ahirette azaptan kurtulamayacaklarını açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm (ظلم), bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak, haddi aşmak ve haksızlık etmektir. Kur'an'da en büyük zulüm, Allah'a şirk koşmaktır. Bu ayetteki 'zalimler', peygamberin tebliğine karşı çıkan, Allah'ın birliğini inkar eden ve haddi aşan kimseleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'zulüm' kavramı, sadece başkalarına haksızlık etmekle sınırlı değildir; aynı zamanda Allah'a karşı gelmek, O'nun emirlerini çiğnemek ve şirke düşmek gibi dinî ve ahlaki boyutları da içerir. Bu ayetteki 'zalimler', Allah'ın birliğini inkar eden ve peygamberin tebliğine karşı çıkan müşriklerdir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Zulüm, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. En temel anlamıyla 'bir şeyi yerinden etmek, haksızlık etmek'tir. Ancak özellikle Allah'a karşı işlenen günahlar, şirk ve küfür de zulüm olarak nitelendirilir. Ayetteki 'zalimler', peygamberin getirdiği hakikate karşı çıkan ve böylece kendilerine zulmedenlerdir.
En'âm Sûresi
“Kul yâ kavmi-’melû ‘alâ mekânetikum innî ‘âmil(un) fesevfe ta’lemûne men tekûnu lehu ‘âkibetu-ddâr(i) innehu lâ yuflihu-zzâlimûn(e)” De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de (görevimi) yapacağım. Ama dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Şüphesiz, zalimler kurtuluşa eremezler. (6/135)