İçeriğe atla
En'âm 3Cüz 7 · Sayfa 128

En'âm Sûresi 3. Âyet

الأنعام

Sohbete sor

Ve huva(A)llâhu fî-ssemâvâti vefî-l-ard(i)(s) ya'lemu sirrakum ve cehrakum ve ya'lemu mâ teksibûn(e)

Halbuki O, göklerde de Allah'tır, yerde de. Sizin gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. Sizin daha ne kazanacağınızı da bilir.

En'âm Sûresi

“Ve huva(A)llâhu fî-ssemâvâti vefî-l-ard(i) ya’lemu sirrakum ve cehrakum ve ya’lemu mâ teksibûn(e)” Hâlbuki O, göklerde de Allah’tır, yerde de. Sizin gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. Sizin daha ne kazanacağınızı da bilir. (6/3)


Hz. Lokman'ın oğluna hitaben söyleyip Kur'ân'da ihbar buyrulan kelâmda gizlediği sakıt bıraktığı hikmet, habbenin kime verilmiş olunduğunu beyân etmemesidir. Hani yukarıda dedi ya hikmetin bir kısmını açtı bir kısmını da sükut etti açmadı, işte açtıkları belli zâten âyet-i kerimede açmış olanlar, dağın taşın arasında olan habbeler Allah’ın rızkından başka bir şey değildir diye belirtilen kelimeler, Hz. Lokman yalnız, habbe ister semâvâtta, ister yerde ve ister kaya içinde olsun, Allah Teâlâ onu ihzar eder, yani zuhura getirir dedi.

Bu habbe yani bu tohum kendisine ihzar olunan şahsı zikr etmedi; yani bu tohum kime verilir kimin için yapılır neden yapılır ne yapılır bundan diye onu bildirmedi diyor. Bakın âyet-i kerimelerde görmemiz gereken nasıl detaylar var, oradaki hikmetin bir kısmını meydana getirdi, yani Allah Teala bütün âlemde vasidir, neler varsa bunların hepsi Allah’ın insanlara verdiği gıdasıdır, diye açık olarak bildirdi. Cem olarak bildirdi, ancak habbe ister semavatta ister yerde ve ister kaya içerisinde olsun Allah Teala onu ihzar eder, yani meydana getirir dedi. Bu habbe kendisine ihzar olunan şahsı zikretmedi. Yani padişahlara mıdır, sultanlara mıdır, kullara mıdır hayvanlara mıdır, insanlara mıdır diye bunu zikretmedi.

Ve Allah, tahsîsan o habbeyi sana ve senden başkalarına getirir, demedi, yani Lokman Hekim’de bunu böyle bıraktı. Yani Lokman Hekim’in sözünde de “bu habbeyi oğlum sana da tahsis etti” demedi. Sadece genel olarak bildirdi, isterse o kendi oğlu olsun isterse çevresindeki kimselerden olsun aynıdır. Ama muhatab olarak oğlunu almış vaziyette sözü söyledi. Belki habbenin ihzarını süret-i umûmiyyede zikr etti.

Ve Hz. Lokman nazırın وَهُوَ اللَّهُ فِى السَّمَوَاتِ وَفِى الاَرْضِ "O göklerde, yerde Allah'dır" (En'âm, 6/3) âyet-i kerîmesine nazar etmesi için, tenbîh olmak üzere ihzar olunan habbeyi semâvâtta veya arzda kıldı. Yani Cenab-ı Hakk semavatta ve arzda rızıklar kıldı. Ve Hz Lokmân'ın tahsis etmeyip, umumileştirme etmesindeki hikmet budur ki: Allah Teâlâ semâvi taayyunat ve arziye olan taayyün ile mütaayyindir. Yani semavat ve arz da tayin olarak zuhura gelmiştir.

Ve Hak o taayyunat ile müteayyin olunca yani taayyunat ile ortaya çıkınca ve kendini o şekilde vasıflandırınca elbette onların cümlesinde hâzırdır, yani Cenab-ı Hakk bütün bu âlemde taayyunatın kendisi olduğunu bildirince tabi ki bütün bu taayyunda ne varsa süfli, ulvi ne varsa hepsinde kendisi hazırdır. Tabi olarak onların cümlesinde hazırdır, Gerek sürî ve gerek ma'nevî erzak dahi o müteayyinat cümlesindendir; bakın Cenab-ı Hakk’ı ne kadar güzel bütün âlemde yaygın ve hakim olmasının ne şekilde olduğunu açık olarak göstermektedir. ve bunun gibi rızıklanmış olan şahıslar dahi umumi olarak bu zahir oluşa dâhildir. Bütün bu âlemde görülen zahiri ve batıni taayyunat Hakk’ın varlığının taayyunatı ve varlığının rızkıdır, ama şahıslar ve bütün varlıklar dahi zâten bu taayyunatın içindedirler. Ondan ayrı değildir demek istiyor.[7]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)