Velleżîne keżżebû bi-âyâtinâ summun vebukmun fî-zzulumât(i)(k) men yeşe-i(A)llâhu yudlilhu vemen yeşe/ yec'alhu ‘alâ sirâtin mustekîm(in)
Ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır. Kimi de dilerse onu dosdoğru yol üzere kılar.
En'âm Sûresi
“Vellezîne kezzebû bi-âyâtinâ summun vebukmun fî-zzulumât(i) men yeşe-i(A)llâhu yudlilhu vemen yeşe/ yec’alhu ‘alâ sirâtin mustekîm(in)” Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır. Kimi de dilerse onu dosdoğru yol üzere kılar. (6/39)
O kimseler biz ile birlikte âyetlerimizi yalanlarlar. Zâti olan bu âyet zâtımız ile işaretlerimizi yalanlatılırlar. Bir bakıma kendilerinde bulunan zât-i işaretlerimizi inkar ettiler. Nefsi emarenin zulmeti ve karanlığı içinde konuşup, duysalar bile hakikati söylemezler, dilsizdirler. Hakikati duymadıklarından sağırdırlar. Kişinin mudil veya hadi esmâsı üzerine olması “şae” dileyip onu o mertebe üzerine “ceal” kılması üzere ayan-ı sabite programına bağlıdır.
قُلْ أَرَأَيْتُكُم إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ السَّاعَةُ أَغَيْرَ اللّهِ تَدْعُونَ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ {الأنعام/40}
“Kul eraeytekum in etâkum ‘azâbu(A)llâhi ev etetkumu-ssâ’atu eġayra(A)llâhi ted’ûne in kuntum sâdikîn(e)”