Vemâ min dâbbetin fî-l-ardi velâ tâ-irin yatîru bicenâhayhi illâ umemun emśâlukum(c) mâ ferratnâ fî-lkitâbi min şey-/(in)(c) śümme ilâ rabbihim yuhşerûn(e)
Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.
Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar.
En'âm 38, Allah'ın yaratılışındaki düzeni ve her canlının bir ümmet olduğunu vurgularken, Kur'an'ın eksiksizliğini ve ahiret inancını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, canlıların topluluklar halinde varoluşunu ve ilahi kitabın her şeyi kuşatıcılığını semantik olarak işler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dâbbe kelimesi, debb kökünden türemiş olup, yavaş yavaş yürümek, sürünmek anlamına gelir. Kur'an'da ise genellikle yeryüzünde hareket eden, ayakları üzerinde yürüyen tüm canlıları kapsar. Bu ayette, kuşların aksine yerde hareket eden hayvanları ifade ederek, yaratılışın çeşitliliğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Dâbbe, debb fiilinden türemiş olup, yeryüzünde hareket eden her canlı için kullanılır. Ayetteki kullanımı, kuşlarla birlikte tüm hayvan türlerinin Allah'ın kudretinin birer delili olduğunu ve belirli bir düzen içinde yaşadıklarını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Tâir, tayr kökünden gelir ve uçmak anlamına gelir. Burada 'kanatlarıyla uçan' ifadesi, kuşların doğal hareketini ve yaratılışlarındaki mükemmelliği vurgular. Ayetteki dâbbe ile birlikte zikredilmesi, karada ve havada yaşayan tüm canlıların Allah'ın yaratma sanatının birer parçası olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Tâir, mecazi olarak da kader ve kısmet anlamlarına gelebilse de, bu ayette açıkça 'kanatlarıyla uçan' ifadesiyle birlikte kullanıldığı için somut olarak kuşları ifade eder. Canlıların farklı hareket kabiliyetlerine sahip olmalarına rağmen, hepsi Allah'ın kudreti altındadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ümmet kelimesi, Kur'an'da genellikle belirli bir peygamber etrafında toplanmış insan toplulukları için kullanılırken, bu ayette hayvanlar için kullanılması, onların da insanlar gibi belirli bir düzen, hiyerarşi ve yaşam döngüsü içinde var olduklarını, yani birer 'topluluk' teşkil ettiklerini gösterir. Bu, Allah'ın yaratılışındaki evrensel düzeni ve her canlının bir 'varoluş amacı' olduğunu ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ümmet, 'imâm' kökünden gelir ve kendisine uyulan, önderlik edilen topluluk anlamına gelir. Hayvanlar için kullanıldığında, onların da kendi içlerinde bir düzenleri, liderleri ve belirli bir yaşam tarzları olduğunu ifade eder. Bu, insanların hayvanlara karşı sorumluluğunu ve onların da Allah katında birer varlık olduğunu hatırlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ümmet kavramının hayvanlar için kullanılması, onların da insanlar gibi belirli bir 'kader' ve 'yazgı'ya sahip olduğunu, Allah'ın takdir ettiği bir yaşam döngüsü içinde var olduklarını gösterir. Bu, Kur'an'ın canlılar alemine bakış açısının derinliğini ve her varlığın bir anlam taşıdığını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ferretnâ fiili, tefrît kökünden gelir ve bir şeyi eksik bırakmak, ihmal etmek, kusurlu davranmak anlamına gelir. Ayetteki 'mâ ferretnâ fi'l-kitâbi min şey'in' ifadesi, Kur'an'ın hiçbir şeyi eksik bırakmadığını, her türlü hükmü, bilgiyi ve rehberliği içerdiğini vurgular. Bu, Kur'an'ın kapsamlılığını ve ilahi kaynağının mükemmelliğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Tefrît, bir şeyi gereğinden az yapmak veya hiç yapmamak demektir. Kur'an'ın 'eksik bırakmadık' ifadesi, onun insanlığın ihtiyaç duyduğu tüm temel prensipleri, inanç esaslarını ve ahlaki değerleri içerdiğini, hiçbir konuda yetersiz kalmadığını ifade eder. Bu, Kur'an'ın evrensel ve zamanüstü bir rehber olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kitâb kelimesi Kur'an'da farklı anlamlarda kullanılsa da, bu ayette 'mâ ferretnâ fi'l-kitâbi min şey'in' ifadesiyle birlikte, genellikle ya Kur'an'ın kendisini ya da daha geniş anlamda Allah'ın evrensel yasalarını ve kaderi içeren Levh-i Mahfuz'u ifade eder. Bu, ilahi bilginin ve düzenin eksiksizliğini ve her şeyi kuşatıcılığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kitâb, yazılı olan her şey için kullanılır. Kur'an bağlamında ise, Allah'ın kelamını, hükümlerini ve ilahi iradesini içeren kutsal kitabı ifade eder. Ayetteki kullanımı, Kur'an'ın insanlığın dünya ve ahiret saadetine dair tüm bilgileri eksiksiz bir şekilde barındırdığını, hiçbir konuda boşluk bırakmadığını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Haşr, bir topluluğu bir yerden başka bir yere sevk etmek, toplamak anlamına gelir. Kur'an'da genellikle kıyamet günü insanların ve diğer canlıların hesap vermek üzere bir araya getirilmesini ifade eder. Bu ayette hayvanların da 'Rablerine toplanacakları' ifadesi, onların da bir nevi hesaba çekileceğini veya Allah'ın huzurunda bir araya getirileceğini, dolayısıyla birer varlık olarak değer taşıdıklarını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Yuhşerûn fiili, haşr kökünden gelir ve toplanmak, bir araya getirilmek demektir. Ayetteki kullanımı, sadece insanların değil, tüm canlıların da ahirette Allah'ın huzurunda toplanacağını, bu durumun ilahi adaletin bir tecellisi olduğunu ve her canlının bir 'son'u olduğunu vurgular.
En'âm Sûresi
“Vemâ min dâbbetin fî-l-ardi velâ tâ-irin yatîru bicenâhayhi illâ umemun emsâlukum mâ ferratnâ fî-lkitâbi min şey-/(in) sümme ilâ rabbihim yuhşerûn€” Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler. (6/38)
Bütün bunlar Cenâb-ı Hakk (c.c)’ı o mertebedeki ümmetleri yâni topluluklarıdır. Günümüzde bilimsel çalışmalar neticesinde daha net bir şekilde bütün hayvanların kendilerine has belirli bir düzen içerisinde yaşadıkları ortaya çıkmıştır.
Ve bütün bu hayvanların kendi hayâtları kendi âlemleridir, örneğin havada sürüler halinde uçan kuşları düşünelim, sürü halinde dahi muazzam bir düzen içerisinde uçmaktadırlar, bu uçuş sırasında en başta uçan kuş Efendimiz (s.a.v)’in o mertebedeki temsilcisi konumundadır. Ve Efendimiz (s.a.v) bu yön ile onlara rahmettir.
Bu şekilde ister bâtıni ister zâhiri olsun hangi topluluğun başında kim var ise, bunu bilse de bilmese de Efendimiz (s.a.v)’in vekilidir. Bu vekillik iyi ve kötü hepsini kapsamaktadır çünkü iyilere bu vekilliği verip kötülere vermemek onlar için ayrı bir mertebe tahsisini gerektirir ki hakîkati Muhammediyye açısından böyle bir şey olması mümkün değildir. Zâhiren o kötü denilen eksi işler yapsa da bunları yapması onun Mudill yönünden kemâlidir, Kahhar yönünden vekilidir, Cebbâr yönünden vekilidir, başka bir şekilde gayr düşünmek cehaletin en büyüğü olur. Tabî zâhiri olarak bunların kötü oldukları anlatılabilir ancak irfân ehli için böyle bir şey söz konusu değildir.[24]
- “Biz kitâbda hiç bir şeyi eksik etmedik.”(6/38)
- “Her şeyi onda, ayrıntıları ile açıkladık”(17/12) Anlatılan mânâların bir icabıdır ki Resûlüllah (s.a.v.) efendimizin milleti, milletlerin hayırlısıdır. Getirdiği din, tüm dinleri hükümsüz bırakmıştır, kaldırmıştır. Çünkü Resûlüllah (s.a.v.) efendimiz, diğerlerine gelenlerin hepsi ile gelmiştir üstelik, onlara verilmeyenleri de getirmiştir.
Kûr’ân-ı Kerîm içerisinde Tevrat, Zebur, İncil hepsi mevcûttur. Mûsâ (a.s.) ile ilgili âyetler Tevrati âyetlerdir ve doğru olanlarıdır. Îsâ (a.s.)’dan bahseden âyetler İncil’dir. Ayrıca onlarda olmayanlarda mevcûttur.
Onların bu noksanlıkları icabı, dinleri kaldırıl-mış, kemâli icabı Resûlüllah (s.a.v.) efendimizin dini ise tamlığı ile meşhur olmuştur.
Çünkü onların özü Kûr’ân-ı Kerîm’e hiç bozulmadan hakîkatleriyle gelmiştir.[25]