İçeriğe atla
En'âm 63Cüz 7 · Sayfa 135

En'âm Sûresi 63. Âyet

الأنعام

Sohbete sor

Kul men yuneccîkum min zulumâti-lberri velbahri ted'ûnehu tedarru'an ve ḣufyeten le-in encânâ min hâżihi lenekûnenne mine-şşâkirîn(e)

De ki: "Sizler, açıktan ve gizlice O'na 'Eğer bizi bundan kurtarırsa, elbette şükredenlerden olacağız' diye dua ederken, sizi karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) kim kurtarır?"

En'âm Sûresi

“Kul men yuneccîkum min zulumâti-lberri velbahri ted’ûnehu tedarru’an ve hufyeten le-in encânâ min hâzihi lenekûnenne mine-şşâkirîn(e)” De ki: “Sizler, açıktan ve gizlice O’na ‘Eğer bizi bundan kurtarırsa, elbette şükredenlerden olacağız’ diye dua ederken, sizi karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) kim kurtarır?” (6/63)


Yunus (a.s.) balığın midesinde iken üç karanlık içerisinde idi.

Biri kendi varlığında mevcud!

(1) Nefs-i levvâme karanlığı:

(2) Balığın midesindeki karanlık:

(3) Suyun içinin karanlığı:

İşte bir Hakk yolcusu sâlik de, başlarda bu üç karanlık içerisinde dir de, farkın da bile değildir. Ayrıca yaşayan her insân da, bilsin bilmesin, fikren ve fiziken dahi bu hüküm içindedir. İnsân-ı insân yapan kendinde ki ilâhi akıl ve bilinçtir.

Bu akıl, nefs-i benliği tarafından kaplandığında birinci karanlık içerisinde dir. Vücûd varlığı da bunları kapladığından ikinci karanlık içerisindedir. Vücûd varlığını da nasıl ki; suyun, içindekilerini kapladığı-sardığı gibi, oksijen deryası kaplayıp sarmaktadır. Bu da üç üncü karanlıktır.

Nefsi levvame mertebesinde olan saliğin burada duası Balığın midesinde; karanlıklar içerisinden, (lâ ilâhe illâ ente sübhaneke inni küntü minezzâlimiyn.) Duasını okuyarak, Rabb’ı nın affına mazhar olur.

“Şakir” şükredenlerden olunması ise şeriat mertebesinde Hamd’ın il mertebesidir.

İlk düşündüğümüz şey şeriat mertebesi itibarıyla Ya Rabbi sana şükranlarımızı sunarız, şükür, yani teşekkür ifadesinde, verdiğin nimetlere, hayata, çoluk çocuğa ne varsa bütün güzelliklere hamd ederiz teşekkür ederiz. Bu mertebe al gülüm ver gülüm yani karşılıklı olan bir davranış yeridir. Bu anlayışta Hamd’ın ilk anlayışıdır, ilk faaliyete geçtiği yerdir ki, bu belirtilen Hamd’ın faaliyete geçmediği gönüller de vardır. Yani hiç Hamd etmeyen insanlar da vardır. Tabi ki herkesin hâli kendini ilgilendirir. Fakat biz onları küçük görme değil de, tespit bab’ında belirtiyoruz. Herbirerlerimiz halimizi tespit etmek ve değerlerimizi bilmek üzere bunları belirlemek zorundayız. Fakat onları hiç bir şekilde hâkir görmeden, kendi hallerine terketmek sûretiyle ve iyi bir temenni ile “İnşallah onlar da Hamd ederler, bu yola girerler ki, yaptıkları her Hamd kişinin kendisine döner ve ahirette kendisini karşılar” diyerek.

Böylece zâhir olarak yani şeriat mertebesi itibarıyla bir kul Rabbine Hamd ettiği zaman “Ya Rabbi verdiğin nimetlere teşekkür ederim” mânâsıyla, o düşünce ile yapmış oluyordur. Burada her ne kadar bir samimiyyet var ise de karşılığında bir beklenti vardır ve bu durum karşılıklı bir alışveriş hükmüne giriyor yani burada mutlak muhabbet yoktur, varolan muhabbet, beklentilidir.[39]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)