İçeriğe atla
Saf 6Cüz 28 · Sayfa 552

Saf Sûresi 6. Âyet

الصف

Sohbete sor

Ve-iż kâle ‘îsâ-bnu meryeme yâ benî isrâ-île innî rasûlu(A)llâhi ileykum musaddikan limâ beyne yedeyye mine-ttevrâti ve mubeşşiran birasûlin ye/tî min ba'dî-smuhu ahmed(u)(s) felemmâ câehum bilbeyyinâti kâlû hâżâ sihrun mubîn(un)

Hani, Meryem oğlu İsa, "Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah'ın size, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim" demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince, "Bu, apaçık bir sihirdir" dediler.

Saff Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Ve-iz kâle ‘îsâ-bnu meryeme yâ benî isrâ-île innî rasûlu(A)llâhi ileykum musaddikan limâ beyne yedeyye mine-ttevrâti ve mubeşşiran birasûlin ye/tî min ba’dî-smuhu ahmed(u) felemmâ câehum bilbeyyinâti kâlû hâżâ sihrun mubîn(un)” Hani, Meryem oğlu İsa, “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah’ın size, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim” demişti. Fakat (İsâ a.s.) onlara apaçık mucizeleri getirince, “Bu, apaçık bir sihirdir” dediler.(61/6)


Kûr’ân-ı Kerim Resülullah Efendimiz (s.a.v.) in Tevrat-ı doğrulaycı olduğuna şahittir. Yalnız tahrif edilmiş değil, aslı halini tasdik etmektedir. İlk inen âyet “Rabbinin adı ile Oku” (96/1) Rububiyet mertebesi itibari ile bu mertebeden gelmiştir.

Îsâ (a.s.) İseviyet mertebesi itibariyle Tevhid-i sıfâtın zikri “Ahad”dır… Cenâb-ı Hakk Ahad’a taayyün mimi yerleştirmiş ve Ahmed olmuştur…

Ahad sayısal değeri; Elif: 1, Ha: 8, Dal: 4 dür. 1+8+4= 13 tür. Îsâ sayısal değeri; Ayın: 70, Sin: 60 dır. 70+60= 130 bu da sıfır alının ca 13 tür.

Fusûs’ül Hikem Muhammed Fassında Ferdiyet hikmetinde “Rami – Ahmed olarak açıklanmıştır.

"Ferdiyye hikmeti"nin Muhammedîyye Kelimesine tahsîsindeki sebep budur ki:

Hakîkat-i Muhammedîyye, bütün taayyünlerin evvelidir ve bütün mevcûtların sâbit ayn’larını ve hakîkatlerini kapsamıştır. Onun üstünde hiçbir isim ve sıfat ve nitelik ile vasıflanmış ve isimlenmiş ve nitelenmiş olmayan “sırf zât” vardır ki, bütün taayyünlerden münezzehdir. Çünkü ahadiyye ya’nî tek olan zâtı, zât oluşu dolayısıyla tecellîden ganîdir. Bundan dolayı onun mutlak vücûdu zât oluşu dolayısıyla asla tecellî etmez. Onun tecellîsi ancak onda potansiyel olarak mevcût olan sıfatlar ve isimler gereğidir. Farz edelim ahadiyyet ya’nî teklik zâtında bulunan ve potansiyel olarak mevcût olan sıfatlar ve isimler bulunmasa, zât zâtlığı üzere kalır ve ondan ebeden tecellî gerçekleşmez idi. Fakât onda potansiytel olarak sonsuz sıfatlar ve isimler bulunduğundan ve bunlar isti'dâd lisânlarıyla açığa çıkmayı talep ettiklerinden, sırf zât, taayyünsüzlük mertebesinden ilim mertebesine tenezzül ederek, o sonsuz sıfatların ve isimlerin sûretleri, Hakk'ın ilminde taayyün etti ve her birisinin hakîkati birdiğerinden ayrılmış oldu. Bu mertebeye, vâhidiyyet ya’nî birliksellik mertebesi ve sıfat ve isimler mertebesi ve "hakîkat-i muhammediyye" derler. Ahadiyyet ya’nî teklik mertebesiyle arasındaki fark, ancak taayyünsüzlük ile taayyünden ibârettir. Bu konudaki ayrıntılar Şîtiyye Fassı’nda geçti. Şu halde Sallallâhü aleyhi vesellem Efendimiz'in hakîkati bütün taayyünlerin kaynağı olması i'tibârı ile vücûtta vâhid ve ferddir. Ve aynı şekilde bütün taayyünler, ihâta etmiş olması i'tibârı ile de küllîyyetle vasıflanmıştır. Nitekim, Ferîdüddîn Attâr (k.s.) Bî-ser-nâme'lerinde bu makâma işâreten buyururlar. Beyt:

Tercüme: "Ey iş adamı, Hakk'ın sırrını sana açıkça söyleyeyim ki, bu taayyün âleminde Ahad, Ahmed'dir, taayyün (mîm)ini kaldır, Ahmed, Ahad olur. İşte "Allâhü's-Samed"in ma'nâsını anla!" Ve aynı şekilde Gülşen-i Râz sâhibi (k.s.) buyurur. Beyt:

Tercüme: "Ahad, Ahmed'in taayyün (mîm)inde zâhir oldu. Bu devirde evvel âhirin aynı geldi. Ahmed'den Ahad'a kadar fark, bir (mîm)den, ya'nî taayyünden ibârettir. Bütün cihân mevcûtları o taayyün (mîm)i içinde gark olmuştur. " Ve aynı şekilde Mirzâ Bî-Dil (k.s.) buyurur. Rubâî:

Tercüme: "O ahad olan zâtın kudret aynası ve o sıfatları ve isimleri vücûda getirmenin ve açığa çıkarmanın cevheri gayb mertebesinde Ahad'dır ve şehâdet mertebesinde ise, Ahmed'dir. İşte her iki cihân seyrinin rumûzu budur." Sonuç olarak ahad olan zâtın kendi zâtında, kendi zâtına, kendi zâtı ile olan tecellîsinden ibâret "akdes feyz" ile ilk olarak taayyün etmiş olan ancak "hakîkat-i muhammediyye"dir. Ve mertebede ona denk bir taayyün yoktur. O hakîkat, Hakk'ın mutlak vücûdunun öyle bir küllî ve ve ferdî mertebesidir ki, bütün taayyünleri kapsamış ve ihâta etmiştir. Ve işte "rûh-ı muhammedî" budur. Onun için (S.a.v.) Efendimiz “Allah ilk olarak benim rûhumu hálk etti” yâhut “nûrumu” buyurmuşlardır. Ferîdüddîn-i Attâr (k.s.) Mantıku't Tayr'da buyururlar. Beyt:

Tercüme: “Gayb cebinden ilk olarak zâhir olan şüphesiz onun cân nûru idi. Daha sonra o mutlak nûr bayrak çekti; arş ve kürsî ve levh ve kalem peydâ oldu. Onun pâk nûrundan çekilen bayrağın birisi âlemdir; diğeri de Âdem ve onun zürriyyetidir. ” Ve hakîkat güneşi muhammedî-sîret Mevlânâ (r.a.) Mesnevî-i Şerîf’in altıncı cildinde buyururlar. Mesnevî:

Tercüme: “Ne zamanki bu iki âlemin Efendisini sen Hak’tan ayrı gördün, kâinât kitâbının hem metnini ve hem de başlangıcını kaybettin. İki deme, iki bilme ve iki okuma! Köleyi kendi efendisinde mahvolmuş bil! Anlayışındaki kusurdan dolayı, efendiye “gayr” dediğin zaman, ey şaşı, Gayûr olan şâhtan utan “ve mâ remeyte iz remeyte” ya’nî “ve attığın zaman sen atmadın” (Enfâl, 8/17) âyet-i kerîmesindeki “atıcı” Ahmed’dir, onu görmek Hâlık’ı görmek olmuştur.” Şimdi nebîlik, (s.a.v) Efendimiz’in mübârek vücûtlarıyla sona erdiği gibi, bu Fusûsu’l-Hikem de “ferdiyye hikmeti” ile ile sonlandırıldı. Ve aynı şekilde aleyh’s-salâtü ve’s-selâm Efendimiz, nasıl bütün hakîkatleri toplamış ise “ferdiyye hikmeti” de bütün hikmetleri toplamıştır.[48]

Mesnevi-i Şerif 6. Cildinde bu beyit…

3217."Mâ rameyte iz rameyte" Ahmed olmuştur. Onu görmek Hâlık'ı görmek olmuştur.

Birinci mısra’da sûre-i Enfâl’de olan (Enfâl, 8/17) ya’nî “Ey Resûlüm! Küffara toprak attığın vakit, sen atmadın velâkin Allah attı” âyet-i kerîmesine işâret buyurulur. Ya’nî, bu bizim insân-ı kâmil hakkındaki sözlerimizin delîlini istersen, gör ki, Kur’ân-ı Kerîm’de “Mâ rameyte iz rameyte” hitabının mazharı Seyyid-i kâinât Ahmed “(a.s.v.) Efendimiz olmuştur ve Hak Teâlâ onun atışını kendi atışı olduğunu açıktan açığa beyân buyurmuştur. Binâenaleyh Peygamber Efendimizin cism-i şeriflerini değil, bu ma'nâsını görmek, ancak Hâlik Teâlâ hazretlerini görmek olmuştur. Münkirler o hazretin ancak sûret-i cismâniyyesini gördükleri için, Hakkı göremediler.[49]

Bu girizgahtan sonra Terzi Baba (13) Hakikat-i İlâhiyye kitabında bu âyetin incelemelerini okuyalım.

Bismillâhirrahmânirrahiym:

PAPALIK, PAPA ikinci “Jan Paul” ve ON ÜÇ (13) Bu yazılım ve hesap tabloları Papa ikinci Jean Paul’un ölümü, ve pazar (13/02/2005) tarihli, Amerikadan gelen, kardeşimizin de sayın Papa John Paul hakkında sorduğu soruları bulunan mektubunun karşılığı-cevabı olarak hazırlanmağa çalışıldı. Tamamlanması için Cenâb-ı Hakk’tan yardım ve ilham taleb ederiz.

Evvelâ Papa ikinci “Jean Paul” hakkında Vatikan dan basın kuruluşlarının aldığı ve yayınladıkları bazı bilgileri sırayla yazıp incelemeğe çalışalım.

Papa ikinci “Jean Paul” (26) yıl (5) ay (17) gün görev yaptı. “1979 -2005” (26) (2+6+5=(13)

(1+3+1+7=(12) ___33____ iki tarihin toplamı:

(2) 455 yıl aradan sonra ilk İtalyan olmayan (polonyalı) Papa idi. (4+5+5=14) (14- Polonyalı=(13)

(3) Müslüman kişi tarafından kurşunlanan ilk Papa (13 mayıs 1981)

(4) Kendisini vuran Müslüman, Mehmet (6) Ali (3) Ağca (4) toplam 13 harflidir.

Ayrıca, (M) mim alfabede 13 üncü harf tir. (A) (A) elif 13 noktalıdır, üç adet (13) tür, bir de kendisi bütün (13) tür (4) adet (13) eder. (13) – (13) – (13) – (13)

(5) Bir Ortodoks ülkesine giden ilk Papa (07-05-mayıs 1999) “Romanya” (7+5=( 12) 1+9+9+9=(28)

(2+8=10) On İseviyyet mertebesidir.

(6) Hastahane de ameliyat edilen ilk Papa. (13) mayıs 1981 Roma.

(7) Protestan kilisesinin âyinine katılan ilk Papa. (11-12-aralık-(1983) (11) (12) (13) Muhammediyyet mertebeleridir. (12+1=(13)

(8) Sinegog’a ilk giden Papa (13) nisan 1986)

(9) Câmiye ilk giren Papa (06-05-mayıs 2001) Şam. 6+5+2=(13)

(10) Vatikan’ın haberlerine göre odasında öldüğünde yanında sadece (13) kişi vardı. Öldükten sonra 20 doktor ölüm raporu verdi.

(11) Ölüm tarihi (02-04-2005) (2+4+2+5=13)

(12) Yılın onüçüncü haftası. (13)

(13) Ölüm saati. 21-37 (2+1+3+7=13)

(14) Yaşı. 85 (8+5=13)

(15) (264) üncü Papa. (2+6+4=12)

(16) Yerine gelecek (265) inci Papa. (2+6+5=13)

(17) Ölümü, hicri olarak, (1426) yılında vefat etti. (1+4+2+6=13)

(18) Yılın 92 kinci günü 2 nisan cumartesi vefat etti. (9+2+2=13)

(19) Futbol maçına giden ilk Papa. 29 ekim 2000 Roma. (2+9+2=13)

(20) Ayrıca, Vatikan da ilk onun döneminde Kûr’ân-ı Keriym okundu. (13) tür.

(21) Kendi ismi KAROL WOJTYLA imiş Ebced hesabı ile Karol sayısal karşılığı (100 + 200 + 30= 33’0 Îsâ (a.s.) mın göğe alındığı yaşıdır.

(22) Ebced hesabı ile Wojtyla sayısal karşılığı. (6+6+3+400+10+30=455) yukarıda da ifadeedildiği gibi 455 yıl aradan sonra ilk italyan olmayan (polonyalı) Papa idi. (4+5+5=14) (14-1 “Polonyalı”(13)

(23) Papa nın ahşap tabutu üzerinde Meryem anayı simgeleyen M harfi vardı. M “Muhammed” tir ve (13’9) ve (13’2) dir. (1+3+9=13) M ayrıca alfebenin (13) üncü harfidir. “Meryem”de ise iki adet M vardır.

(24) Papa nın tabutunu tutan ve gömülmeğe kadar götüren siyah elbiseli (12) kişi imiş.

Daha derin araştırma yapıldığında bu hususta mutlaka daha başka birçok özelliklere ulaşılacaktır.

Bu gerçek bilgiler dahi, İnsân-ı hayret ve haşyet’e düşürmeğe yeterlidir.

Papa ve papalık üzerinde ki (13) ün hakimiyetinin ne derece büyük olduğu adeta o âlemin bütün kurgu ve yaşantısının (13) ün elinde olduğunu yukarıda ki özet bilgiler hiç bir şüpheye yer vermeyecek şekilde açık ve bariz olarak göstermektedir.

Kendileri istedikleri kadar akl-ı cüz’leri ile düzen kursalar da, varlıklarının her safhasında, özlerinde var olan (13) ün hükmünün dışına çıkamayacakları açıktır.

Bu özet bilgilerden sonra, şimdi gelelim yine özet olarak (13) ün ne olduğuna.

(13) Hakikat-i İlâhiyye nin toplu olarak mertebeler halinde ki zuhurunun ifadesidir. Bu husus “I” (elif) ile ifade edilmektedir.

“I” (elif) yazıların ve sayıların sancağı ve kaynağıdır.

(Elif) in (12) zahir, (1) batın, (13) mertebesi vardır.

Aşağıdan yukarıya doğru (7) nokta-mertebe, Nefis mertebeleri, (5) nokta-mertebe Hazret mertebeleri, en üstte olan tek lâtif nokta ise, Ahadiyyet-Ahmediyyet mertebesi dir.

(7) Nefs mertebesinden sonra yukarıya doğru “uruc” çıkış ta.

(8) İbrâhimiyyet.

(9) Mûseviyyet.

(10) İseviyyet.

(11) Muhammediyyet.

(12) Hakikat-i Muhammed-i. İnsân-ı Kâmil.

(13) Hakikat-i Ahadiyyet-Ahmediyyet’tir.

Nüzül, iniş ise tersi dir.........................

(13) Hakikat-i Ahadiyyet-Ahmediyyet.

(12) Hakikat-i Muhammed-i. İnsân-ı Kâmil.

(11) Muhammediyyet.

(10) İseviyyet.

(9) Mûseviyyet.

(8) İbrâhîmiyyet.

(7) Ve diğerleri Nefs mertebeleridir.

Görüldüğü gibi (13) ten daha yukarıya mertebe yoktur, ondan yukarıya sadece Â’ma iyyet vardır ki orada da faaliyyet yoktur.

Âlemlerin faaliyyet-e gaçirilmeğe başlanması Ahadiyyetten, yani (13) ten başlamaktadır ki; bütün mertebelerin kaynağı ve hakimidir.

Sıralamaya baktığımızda, Papalığın (10) uncu sırada yani “İseviyyet” mertebesinde olduğunu kolayca görmüş oluruz.

“İncil”- Müjde de yani “İsâ” (a.s.) mın varlığında müjdelenen gelecek olan kurtarıcının (Peraklit) olduğu bildirilmektedir. (Peraklit) ise arapça da (Ahmed) demek olduğu da ifade edilmektedir. (Ahmed) in özü ise (Ahad) dır. Ahad ise “Ebced” hesabı ile (13) tür. Ahad’a bir (M) “mim” ilâvesiyle “Ahad”=”Ahmed” olur ki; ilâve edilen (M) “mim”dahi (13) tür. Yani alfebenin (13) üncü sırasındadır.

Arapça da “Peraklit” هبرقلت şeklinde yazılır.

(2+200+20+30+400=652) sayıdeğeridirki; toplam, (6+5+2=13) tür.

Lâtin harfleriyle yazıldığında ise: (2+1+200+1+ 20+30+1+400=655) sayı değeridir.

Bu sayıdan “Teslis”i (3) ü çıkardığımızda (655-3=652) ki kalırki (6+5+2=13) netice (3) ve (13) tür.

Böylece “Teslis” in hakikatinin dahi (13) e bağlı olduğu açık olarak görülmektedir.

İsâ (a.s.) mın getirdiği bilgilerle müjdelediği “Peraklit” ismi dahi Ebced hesabıyla(13) ü vermektedir ki; “İncil”de müjdelenenin bu yollada (Ahmed) yani (Muhammed) (s.a.v.) olduğu açık olarak şüpheye yer verilmeyecek şekilde ortada görülmektedir.

Kûr’ân-ı Keriym; Saff Sûresi (61/6) Âyetinde:

وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي

رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَى مِنَ التَّوْرِيةِ

وَمُبَشِّرًا بِرَسُولِ يَأْتِي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ فَلَمَّا

جَاءَهُم بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ

“Ve iz kâle İsebnü Meryeme ya beni İsrâile inni rasûlüllahi ileyküm, müsaddikan lima yedeyye minettevrati ve mübeşşiran biresûlün ye’ti min ba’dismühü Ahmedü, felemma caehüm bilbeyyinati kalü heze sihrun mübiynün.”

6. Bir vakit ki: Meryem'in oğlu İsâ, dedi ki:”Ey İsrâil oğulları? Şüphe yok ki: Ben, benden önce olan tevratı tasdik edici ve benden sonra Ahmet isminde gelecek bir Peygamber ile müjdeleyici olarak sizlere Allah'ın Resûlüyüm”. Vakta ki, onlara açık mucizeler ile geldi, dediler ki: Bu bir apaçık sihirdir.

Kûr’ân-ı Keriym le gerçek İncil “İsâ” mutlak bir uyum içinde dir.

Gerçek İncil ise “İsâ” (a.s.) mın kendisidir. Çünkü ALLAH’ın kelimesi ve İseviyyet mertebesinin (10) zuhur yeridir. İncil ismiyle kayıtlı bir kitap gelmemiştir. Bu yüzden böyle bir kayıt bulunamamıştır, çünkü yoktur.

Elde bulunan ve “İncil” ismi verilen dört yazılımın gerçek isimleri ise (hadis-i İsâ) lar’dır. Ve yazarlarının isimleriyle yazarlarına göre vardırlar.

“İncil” (Matta)ya göre:

“İncil” (Markos)a göre:

“İncil” (Lûka)ya göre:

“İncil” (Yuhanna)ya göre: Bu yazılımlar, yazarlarının anlayışları üzere ürettikleri (hadis-i İsâ)lar’ dır. ALLAH’ın kitabı ise (ALLAH’a göre) olur. “Kullara göre” olmaz.

Bugün elde bulunan gerçek “İncil” “Kûr’ân-ı Keriym”min içinde bulunan ve ora da muhafaza edilen “İsâ”(a.s.) hayatını ve İseviyyet mertebesini anlatan Kûr’ân-ın Âyetleridir.

Günümüzden yaklaşık üç bin sene evvel gelmiş olan Tevrat’a ait olduğu bildirilen yazılımlar olduğu halde, ondan yaklaşık bin sene sonra geldiği söylenen gerçek “İncil”den acaba ortada niye bir vesika yoktur.? Şimdi gelelim İseviyyet “teslis”i ne.

İseviyyet teslisi nin, yani üçlüsünün gerçek hali şudur. Bu âlemlerde oluşan her şey üç asla dayanmaktadır.

Bunlar; Zât, İrade, Kavil, yani, söz, dür. En küçük ve en büyük olan her şey bu üç aşama ile meydana gelmektedir.

Bir Zât vardır, o zât ın iradesi vardır, iradesinin zuhuru içinde emri yani kavl’i sözü vardır. Genelde bu üç aşama Hakk’ın (Kün) “Ol” emriyle zuhura çıkmaktadır.

Tek sayıların ilki üç tür. İki çift sayıdır. (1) Bir ise sayı değil esastır-asıldır, her şey ondan meydana gel-mektedir. Ahad’tır, o da on üç (13) tür.

Yukarıda ki satırlar da İseviyyet mertebesinin (seyr-ü sülûk) Hakk yolculuğunda on (10) sayısı ile ifade edildiğini bildirmiştik. Bir ile sıfırın arasını açarsak, 1-0 elimizde sadece bir tane bir kaldığını görürüz. İşte o bir Ahad tır, Ahad-Ahmed tir, Ahmed-Peraklit’tir, çünkü o bir yani (I) elif, gerek mertebesi bakımından, gerek Ebced hesabı bakımından hem (1) hem de, en büyük Ebced hesabı ile (13) tür. İşte gerçek İseviyyet Muhammediyyet mertebesinin içinde aslî yerini bulmak-tadır.

Elimizde kalan diğer sıfır ise bir bakıma, zaten iseviyyet in bu günkü hayali ve vehmi olan (sıfır) nokta-sıdır.

Gerçek İsevilik ise İslâmın muhteşem (Tasavvuf) ilmi ve idrâki içinde yaşanan değerli bir mertebedir.

Diğer yönden elde kalan (sıfır)ı ortadan ikiye bö-lersek ( ) iki yarım yuvarlak elde etmiş oluruz ki buna (kavseyn) “iki kavis” derler. Gerçek sırrı Mi’râc gecesi açılmış, (Kaab’ı kavseyni ev ednâ) Kûr’ân-ı Keriym; Necm Sûresi; (53/9) Ayetinde; (iki kavis kadar yaklaştı hatta daha da çok) ifadesiyle zuhur etmiştir. İzahı uzun sürer, özetle diyelim ki; bu iki kavsin (yarım yuvarlağın) biri (vacib) diğeri (mümkün) dür, yani asıl ve gölge dir. Asıl, yani (vacib) varlığı kendinden olan. (Mümkün) yani gölge ise varlığı kendinden olmayan, ancak ayna gibi aslı yansıtandır.

İşte böylece Teslis’in bir başka gerçeği de budur. (1) “Ahad” zat, (2) asıl,“ulûhiyyet,”İrade, (3) gölge, kelâm, bu “âlemler” üçlüsüdür ki hayatın oluşması da bu sisteme bağlıdır.

Zât-î olan bu sistemin tecellisini insânlık tefekkür tarihinde ilk defa Cenâb-ı Hakk’ın (İsâ) Kelimesi ve Zât-i zuhuruyla meydana gelmiştir ki; (İsâ) “Meryem”e yani anaya bağlıdır. İsminden (3/45) Mesihü İsebnü Meryeme Adı: Meryem oğlu İsâ, Mesihtir, diye Kûr’ân-ı Keriym de bahsedilir. Allah’ın oğlu değildir.

Bu mevzuları batılıların İsâ Mesihi, hayellerinde yaşattıkları gibi çarmıha asılmış veya Meryem ananın kucağında sevgiye muhtaç bir çocuk şeklinde semboller yaparak insâları yanlış şekilde yönlendirmek yerine, duygulardan arınmış tamamen saf bir akılla gerçek değerini ortaya çıkarmak daha gerçekçi olurdu.

Ancak; batı ve genelde batılılar, bütün hakiki gerçekleri anlayıp idrak etseler bile onları gizlerler. Çünkü onlar genelde, dinlerini, dünya menfeatları için araç olarak kullanıp bu yoldan menfaat temini yoluna gitmektedirler.

Eğer gerçekleri anlayarak hayata bakmış olsalar idi, Müslüman olup Hz.Muhammed Mustafa yı (s.a.v.) Peygamber olarak kabul etmeleri lâzım gelecekti ki; bu da onların sonu olurdu, çünkü dünya saltanatı ellerinden giderdi. Bu da hiç bir zaman onların işlerine gelmezdi.

İşte bu yüzden içlerinden bazıları vicdanlı, mantıklı ve gerçek bilgili olanları bu yanlışlığı farketmekte, ancak farkedilse dahi çevresindekiler bu gerçekleri dışarıya açıkla-masına mutlaka mani olurlar. Çünkü aralarında büyük bir menfeat paylaşımı vardır.

Batı daha henüz son şansını kaybetmemiştir. Çünkü Hazret-i Muhammed’ten sonra dünya ya gelen herbir insân tabii olarak Onun ümmetidir. Bu ümmet iki türlüdür, (1) ümmet-i icabet, (2) ümmet-i davettir. Müslümanlığı kabul edenler, (1) ümmet-i icabet, yani davet-i kabul edenlerdir. (2) Ümmet-i davet ise davetli olanlardır, yani henüz davet-i kabul etmeyenlerdir.

Bu davet kapısı ise birey olarak ölümünün boğa-zına doğru geldiği ana kadar, topluluklar için ise kıyamet saatine kadar açıktır.

Batının bütün şaşaalı yaşantısı geçici bir süre içindir. Evvelki kavimlerden-topluluklardan nice niceleri geldiler yaşadılar gittiler, onlarda bizlerde hepimiz gide-ceğiz ama kârlı çıkanlar dünyasını Hakkani ölçülerle ölçüp biçip dikenler olacaktır.

Nefsâni ölçülerle ölçüp dikenlerin ürettiği mallar oranın gümrüğüne takılıp âhirete ihrac edilemeyeceğinden hepsi müflis yani bütün mal varlığı değerlerinden iflâs etmiş olarak ahirete geçmiş olacaklardır ki: Cenâb-ı hakk bu neticeden her birerlerimizi korusun. Kalemin ucu bir başka sahneye doğru yürüdü, biz tekrar İsâ Mesihe dönelim.

عيس (İsâ) “ayn” ve “sin” asli, bir “ye” yardımcı harflerinden oluşmuştur. Ayn, (70) sin, (60) sayı değerinde dir. Toplarsak (6+7=13) eder. Ye ise (10) dur.

Büyük Ebced hesabıyla Ye (11) sin (120) ayn ise (130) sayı değerinde dir ki; şaşırmamak elde değildir. Uyumun bu kadarına (tesadüftür) denilebilinir mi, bilemem?

(İsâ) O da (13) e bağlıdır ve varlığında bütün bağlantılar vardır. Yani (10) İseviyyet, kendi mertebesi (11) Muhammediyyet, (12) Hakikat-i Muhammed-i-İnsân-ı Kâmil, (13) Hakikat-i Ahadiyyet’ül-Ahmediyye’dir.

Yani; Ahad-a, Ahmed-e,-Peraklit-e, Muhammed-e bağlıdır. Bu bağlılık sonradan olma değil ezelde kurulu-şunda böyledir.

Îseviyyet mertebesi Muhammediyyet mertebesine en yakın mertebedir.

Îsâ kelimesinde ki “ayn” harfi (göz – kaynak - asıl) demektir. (sin) harfi ise (insân) demektir. Yani (ey Îseviyyet mertebesine ulaşmış insân) demektir. Bu mertebenin özelliği - yaşantısı, kendi varlığında ilk def-a Hakkın varlığını müşahede etmiş olmasıdır.

Bu mertebenin - bilginin, öncüsü ve mucidi (İsâ Mesihtir) onda zuhur etmiştir. Cenab-ı Hakk’ın (İsâ) (a.s.) mı bir kelime ile Kûr’ân-ı Keriym de ifade etmesi zât-î zuhuru ilk defa kendi varlığında gören insân olma-sındandır.

Mûsâ (a.s.) ilk def-a Hakk’ın sözünü - sesini Tûr dağında duydu. Îsâ (a.s.) Hakk’ı ilk def’a kendi varlı-ğında müşahede etti. Hz. Muhammed (s.a.v.) de ise (13) ve hakikatleri her mertebeden bütün haşmetiyle zuhur etti.

Yani: Ahad-Ahmed te görüldü ve Ahmed Ahad-ı bütün mertebelerde müşahede etti yani Mûsâ nın (a.s.) bir def-a duyduğunu, Îsâ nın sadece kendinde gördü-ğünü o her zaman ve her yerde hem duydu hem gördüve O-Hu olarak yaşadı ve yaşaması zâhir ve bâtın kıyamete kadar da devam edecektir.

Îsâ Mesih bir kelime, yani sadece bir İlâhi keli-menin zuhuru idi. Fakat Hz. Muhammed (s.a.v.) ise “cevamiül kelim”dir. Yani bütün âlemdeki kelimelere câmi hepsini bünyesinde toplamıştır.

Âdem-e (a.s.) kelimeler öğretildi, Îbrâhim-e (a.s.) giydirildi, Mûsâ-ya (a.s.) dinletildi, Îsâ da (a.s.) Îseviy-yet kelimesi açığa çıktı, Hz. Muhammed (s.a.v.) de ise bütün kelimeler ortaya çıktı ve o mertebeden diğer mertebelere yayıldı.

Çünkü Hadis-i Şerifte (biz son gelen ilkleriz) diye ifade edildi, yani her şeyin başı Hakikat-i Ahadiy-yet (M) “mim” ilâvesiyle Ahmediyyettir. Nokta zuhuru ise Hz. Muhammed tir.

Gelelim Meryeme: Meryem; (40+200+10+40 =290) sayı değerindedir. (2+9=11) toplam on bir eder ki; Muhammediyyet mertebesidir. Baştaki (M) “mim”e bağlıdır. Ayrıca (11) den Meryemin (1) olan fiziki varlı-ğını çıkarırsak, (11-1=10) on kalırki o da İseviyyet mertebesi dir. Kendiside zaten oranın (rahmi) meydana-zuhura getiricisidir.

Ayrıca, Meryem kelimesinde (2) adet “mim” olduğundan evvelâ bunlar zaten (2) adet aslî (13) tür. Birde “mim” derken söylenişte, sonda gizli (2) adet daha “M” vardır, böyle ce bunlarla beraber (13) ler baştan ve sondan (4) İslâmi mertebeden Meryem-i kuşatmışlar ve ona kaynak olmuşlardır.

Bu hesaplamaları çoğaltmak mümkündür. Konumuzu özet olarak toparlamağa çalışıyorum.

(13) ve Hakikat-i İlâhiyye; ismiyle yeni bir kitap çalış-mamız vardır orada bu mevzular daha geniş bir şekilde inşeallah anlatılmaya çalışılacaktır.

NOT= O gün bahsedilen kitap işte bu kitap’tır.

Biz yine konumuza dönelim.

“Papa” diye ifade edilen bu kelimeyi biz “Baba” diye ifade etmeye çalışalım ki; zaten genelde de bu şekilde anlaşılmaktadır.

Yanılmıyorsam, Katolikler Papalarını dünyada ALLAH’ın vekili, temsilcisi olarak kabul etmektedirler.

“Teslis” anlayışının başında “eba” yani “baba” bulunmaktadır. Baba ise Ebced hesabıyla, b-2, a-1, dir, (2+1=3) iki ba olduğundan 2 adet 3 yanyana gelince (33) ederki; bu sayı bilindiği gibi İsâ (a.s.) mın göğe alınış yaşıdır.

Ayrıca bilindiği gibi (Mescid-i nebevi) Medine de yapılan Peygamber efendimizin mescid-i, ilk yapıldığında (33) adet direkli idi. Halen o hurma direklerinin aynı yerlerinde beyaz (33) adet mermer sütûn bulunmaktadır, bunların (13) adedi ön taraftadır. Bu direklerin kapladığı sahaya özel olarak (cennet bahçesi) denir. “ Kim orada ibadet ederse daha dünya da iken cennete girmiş hükmündedir.” İşte (33) direkli o sahadan dünya âleminde (10) sene Hakikat-i İlâhiyye anlatılıp izah edilmiştir. YaniMedine de gerçek medenilik anlatılmıştır. Batının teknik üstüne kurduğu teknik üstünlük sebebi ile canlar yakan İnsân-ı köle eden medeniyyet değil, fakir de olsa İnsân-ı İnsân yapan İlâhi madeniyyettir.

(33) direkli o mescidde (33) yaşında göğe alınan İsâ Mesihin (a.s.) gerçek ve doğru hali hep anlatıldı. Belki bu (33) direkli medeni mescid-in ruhaniyyetinden (26) sene Papalık yapan, 1979-2005 sene sayı toplamı (33) eden Papa ikinci (Jean Paul) da istifade etmiştir.

Kûr’ân-ı Keriym-in ilk emri (Ikra’) “Oku” dur. Bu dahi Ebced hesabıyla (303) tür yani (33) tür, belki Papa Jean Paul kendisiylede ilgili bu sayının hakikatle-riyle bu gerçeklerin hiç olmassa bir kısmından fayda sağlamış olsun.

Îsâ (a.s.) Papalık diye bir kurum arkasında bırakmadı, ona tabi olduğunu zannedenler sonradan kendi aralarında böyle bir kilise sistemi oluşturdular ve onu devam ettiriyorlar. Bu yolla dünya saltanatını ellerinde teknik zoruyla tutmağa çalışıyorlar.

Halbuki kendisine tabi olduklarını söyledikleri Îsâ (a.s.) ise (senin yanağına bir tokat atana öbür yanağını çevir) demektedir. Çünkü onun mertebesi “ fena fillâh” yani Hakk’ta fani-yok olmaktır. Fani ve yok olanın da sesi çıkamaz. Eğer çıkıyorsa fani olmamıştır.

Denizde boğulmak üzere feryad ederek ölüyorum diyen bir kimseyi duyan diğer bir kimse, “hadi ordan yalancı, ölsen sesin çıkmaz” diye cevaplamıştır.

Îsâ (a.s.) mın, kendileri tarafından anlatılan ve tasfir edilen çok fakir ve acınacak hali ile onun vekilliğini yaptığını zanneden Papalığın içinde bulunduğu yaşantıyı kıyas etmenin mantığını hangi mantıkla izah edilebilineceğini benimde bu küçük mantığım bir türlü almıyor. Biraz düşünebilirseniz belki sizler bir mantık bulabilirsiniz.

Îsâ (a.s.) yukarıda da ifade edildiği gibi “fena fillâh” mertebesinde olduğundan bu yüzden “Şeriat-ı” yani yaşam kanunları yoktu. Bu yüzden Mûsâ (a.s.) “Şeriat-“ı na uymaları lâzım gelmekteydi, fakat onlara da uymadılar ve uymazlar da.

Îsâ (a.s.) mın o günlere göre getirmiş olduğu yeni hayat-mertebe anlayışı, İsevilik (571) yılında, (5+7+1=13) on üç ile o sayfa kapanmağa başladı. Yani Hz Muhammed (s.a.v.) efendimizin doğumu ile (40) yaşında kendisine hakikat-i Muhammediyye, yani (4) mertebenin hukuku şeriat, tarikat, hakikat, marifet, mertebeleri gelmeye başlayınca İseviyyet hukuku, Muhammediyyet hukukunun içinde bir bölüm olarak, aslı itibariyle muhafaza edilerek kaldı.

Muhammediyyet mertebesi, İseviyyet mertebesinden yukarıya doğru üç mertebe daha getirerek insânlık âlemini yukarıya doğru (Mi’rac) ettirdi. Bu da baka billâh, Yukarıda da belirtildiği gibi.

(10) İseviyyet:

(11) Muhammediyyet:

(12) Hakikat-i Muhammed-i- İnsân-ı Kâmil:

(13) Ahadiyyet-Hakikat-i Ahadiyyet’ül Ahme-diy’ye dir: Ayrıca birde (14) Nûr’u Muhammed-î mer-tebesi vardır.

İşte hristiyanların kurduğu Papalık sistemi yukarı-da belirtilen 3 mertebeyi kabul etmedikleri gibi 10 uncu gerçek İseviyyet mertebesini de Îsâ (a.s.) ile birlikte gerçekten farkında olmadan iyi değerlendirememektedirler.

Hâl böyle olunca Îsâ (a.s.) mın (Peraklit) ismiyle müjdelediği ve ona tabi olun dediği, Hakikat-i Muhammediyye’nin ve Ahmediyye’nin nokta zuhur yeri Hz. Muhammed-i inkâr etmeleri, aslında, farkında olma-dan İsâ (a.s.) mı inkâr etmeleri demek olmaktadır.

İncil-in Müjde olması hakikat-i Ahmediyye yi haber vermesindendir.

İncil-in Ebced hesabı ile sayı değeri ise (12) dir. Bu da Hakikat-i Muhammediyye’dir. Ve oraya bağlı olduğunun açık ifadesidir.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)