Velem edri mâ hisâbiyeh
"Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim."
Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,
Hâkka Suresi'nin 26. ayeti, ahiret gününde amel defteri sol eline verilen kişinin pişmanlığını ve çaresizliğini ifade etmektedir. Ayet, 'hesap' kavramı üzerinden ilahi adaletin tecellisini ve dünyevi yaşamın sonuçlarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dirâyet' kelimesini bir şeyi hile ile elde etmek veya bir şeyin hakikatini idrak etmek olarak açıklar. Ayetteki 'lem edri' ifadesi, kişinin hesabının mahiyetini bilmemeyi, yani onunla yüzleşmemeyi dilemesi anlamında kullanılmıştır. Bu, bilginin getireceği azaptan kaçınma arzusunu yansıtır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'idrak' kelimesini bir şeyin sonuna ulaşmak ve onu kuşatmak olarak tanımlar. Ayetteki 'lem edri' ise, kişinin hesabının sonucunu ve ağırlığını idrak etmemeyi, yani bu durumla karşılaşmamayı dilemesi şeklinde anlaşılmalıdır. Bu, gelecekteki azabın bilgisinden kaçınma isteğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki bilgi kavramını sadece zihinsel bir süreç olarak değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk olarak ele alır. 'Lem edri' ifadesi, kişinin hesap gününde karşılaşacağı gerçekleri bilmemeyi dilemesiyle, dünyadaki bilgisizliğin veya ihmalin ahiretteki acı sonuçlarından kaçınma arzusunu ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hesap' kelimesini amellerin sayılması ve karşılığının verilmesi olarak açıklar. Ayetteki 'hisâbiyeh' ifadesi, kişinin dünyada yaptığı amellerin ahiretteki dökümünü ve bu dökümün sonucunda karşılaşacağı cezayı ifade eder. Kişinin bu hesabı bilmemeyi dilemesi, onun ağırlığından ve sonucundan duyduğu korkuyu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hasb' kökünden türeyen 'hesap' kelimesini, bir şeyi saymak, takdir etmek ve karşılığını vermek olarak tanımlar. Ayetteki 'mâ hisâbiyeh' ifadesi, kişinin amel defterindeki kayıtların ve bu kayıtların sonucunda belirlenecek olan cezanın mahiyetini bilmemeyi dilemesi anlamındadır. Bu, ilahi adaletin tecellisi karşısındaki çaresizliği vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hesap' kavramının Kur'an'da hem dünyevi muhasebeyi hem de ahiretteki ilahi yargılamayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'hisâbiyeh' kelimesi, ahiret gününde kişinin tüm amellerinin eksiksiz bir şekilde ortaya konulacağı ve buna göre karşılık göreceği ilahi muhasebeyi temsil eder. Kişinin bu hesabı bilmemeyi dilemesi, onun dehşetini ve pişmanlığını yansıtır.
Hâkka Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Nefsi emmarenin hayal ve vehim istikametinde kullanılması ve Hakk’ın varlığı olan beden varlığına sahip çıkılmasının, varlığında bulunan esmâ-i ilahiyye, sıfât-ı ilahiyye nefsi emmare istikametinde kullanılması ve aziz, cabbar ve mütebbir olan şeytan’ın esmaları üzerine yaşantının sonucu olan hesabının olduğunu öğrenince bunu bilmeseydim diyecektir. (M.D.)
Bu ayet, "nefs-i emmâre'nin (kötülüğü emreden nefs) âhirette amellerinin hakikatiyle (tecessüd-ü a'mâl) yüzleştiğinde, bu yüzleşmenin verdiği acıyla birlikte, artık sadece amellerin varlığından değil, aynı zamanda onların mahiyetini bilmenin (hesap) verdiği ayrı bir azaptan da kaçış arzusunu" ifade eder. Bu, cehaletin (gafletin) âhirette nasıl bir pişmanlık kaynağı olduğunun en çarpıcı ifadesidir.
"Bilmek" (ilm) iki türlüdür: Birincisi, dünyada iken elde edilen ve kişiyi kurtuluşa götüren "faydalı ilim" (ilm-i nâfi'). İkincisi ise, âhirette kişinin kendi aleyhine şahitlik eden, onu mahkûm eden "delil ilmi" dir. Kitabı soldan verilen kişi, artık bu ikinci tür bilgiye sahiptir. O, amellerinin ne olduğunu, onların hakikatini, iyi mi kötü mü olduğunu, ne kadar ağırlıkta olduğunu bilmektedir. İşte bu bilgi, onun için ayrı bir azap kaynağıdır. Çünkü bilmek, sorumluluğu ve acıyı artırır. "Keşke bilmeseydim" feryadı, bu "bilmenin azabından" kaçış arzusudur.[62]
Kitabı soldan verilen kişi, sadece amellerinin çirkin suretlerini görmekle kalmaz; aynı zamanda "bu amellerin ne anlama geldiğini, onların hakikatini, kendisi için ne tür bir sonuç doğuracağını" da bilir. Yani, "hesabının ne olduğunu" bilir. Bu bilgi, onun azabını katbekat artırır. Çünkü o, sadece azap çekmekle kalmaz, aynı zamanda neden azap çektiğini, hangi amellerinin bu azaba sebep olduğunu da en ince ayrıntısına kadar bilir. Bu, cehennem azabının en büyük manevî boyutlarından biridir.[63]
69/25'teki "keşke kitabım verilmeseydi" feryadı, kişinin "amellerinin varlığından" (onların tecessüd etmiş suretlerini görmekten) kaçışını ifade eder. 69/26'daki "keşke bilmeseydim hesabım nedir" feryadı ise, kişinin "bu amellerin mahiyetini bilmekten" , onların ne anlama geldiğini, ne tür bir sonuç doğurduğunu idrak etmekten kaçışını ifade eder. İki feryat birlikte, cehennem ehlinin içine düştüğü durumun vahametini gösterir: Onlar, hem amellerinin çirkin suretlerini görmekte, hem de bu suretlerin kendileri için ne anlama geldiğini tam olarak bilmektedirler. Bu bilgi, onların azabını ebedî kılan en önemli unsurlardan biridir.[64]