İçeriğe atla
Hâkka 28Cüz 29 · Sayfa 567

Hâkka Sûresi 28. Âyet

الحاقة

Sohbete sor

Mâ aġnâ ‘annî mâliyeh

"Malım bana hiçbir yarar sağlamadı."

Hâkka Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Nefsi emmarenin hayal ve vehim yönü ile kendilerine verilen malları birçoğu Allah (c.c.) İbrahim a.s. tutulup ateşe atılacağı zaman da bulunduğu yerin inkarcı halkı hayır, hasenat olsun diye bu ateşe odun taşımaktaydılar. Mekke müşrikleride, Allah yolunda canları ve malları için savaşanları engellemek için harcamışlardır. Ve bazılarıda cimrilik edip malı Allah (c.c.) değil nefsin hevası için harcadığı için biriktirdiği dünya malı kendisine fayda vermeyecektir. (M.D.)

"Mal" (mâl), kelime anlamıyla "meyledilen, eğilim gösterilen şey" demektir. Bu kök anlamdan hareketle, insanın kalbinin meylettiği, sevgi ve bağlılık duyduğu, kendisiyle övündüğü, güvendiği her şey onun "malı" dır. Bu bağlamda "mal" (mâl) ile "mâsivâ" (Allah'tan gayrı her şey) arasında doğrudan bir ilişki vardır. Kişi, ne kadar çok şeye kalben bağlanır, onları kendine "mal" edinirse, Hak'tan o kadar uzaklaşır. Âhirette ise bu bağların hepsi kopacak ve kişi, "mallarının" (mâsivânın) kendisine hiçbir fayda vermediğini, aksine onu Hak'tan alıkoyduğu için zarar verdiğini görecektir.

a) Maddî Servet: Altın, gümüş, ev, araba, tarla vb. Bunların en belirgin olanlarıdır. Kişi bunları biriktirir, onlarla övünür, onlara güvenir. Ancak âhirette bunların hiçbiri onunla gelmez ve ona fayda vermez.

b) Makam ve Şöhret: İnsanın toplum içinde elde ettiği konum, itibar, insanların kendisine gösterdiği saygı, övgü. Bunlar da kişinin kalbini bağladığı, uğruna mücadele ettiği birer "mal" dır. Âhirette bu makam ve şöhretin hiçbir anlamı kalmayacak, kişiye fayda vermeyecektir.

c) Evlat ve Aile: İnsanın en çok sevdiği, uğruna her şeyi göze aldığı evlatları ve ailesi de birer "mal" dır. Ancak kıyamet günü kişi, evladından ve ailesinden ayrı düşecek, onlar da ona fayda sağlamayacaktır. Nitekim ayette "evlatlarınız da fayda veremez" (60/3) buyrulmuştur.

d) İlim ve Marifet: Daha ince bir tevilde, kişinin kendisine "mal" edindiği ilim, hatta tasavvufî bilgi ve keşifler bile, eğer bunlar nefsin gururuna (ucb) ve kibre vesile oluyorsa, âhirette kişiye fayda vermeyen bir "mal" a dönüşebilir. Kişi, "Ben âlimim, ben ârifim, ben keşif sahibiyim" diyerek bunlarla övünürse, bu ilim onun için bir yük olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), "İlmi, cahillerle münakaşa etmek, âlimlere karşı böbürlenmek veya insanların dikkatini kendine çekmek için öğrenen kimseye Allah ateşi hazırlamıştır" buyurmuştur.[66]

İnsan-ı kâmil (kamil insan), malı kalbine bağlamaz, ona esir olmaz. Mal, onun elinde bir araçtır, amaç değil. O, malı Allah yolunda harcar, onunla iyilik yapar, ama kalben ona bağlanmaz. Bu nedenle, âhirette malı ona fayda vermekle kalmaz, aynı zamanda onun için bir şeref vesilesi olur. Çünkü o malı, Allah rızası için harcamıştır. Kitabı soldan verilen kişi ise, malı kalbine bağlamış, onu Allah yolunda harcamamış, belki de haram yollardan kazanmıştır. Bu nedenle malı ona fayda vermediği gibi, aleyhine şahitlik de eder.[67]

 "Mal" (mâl), sadece maddî serveti değil, insanın kalbini bağladığı, güvendiği, kendisine "mal" edindiği her şeyi (makam, şöhret, evlat, ilim, yetenek) kapsar. Kişi, dünyada bu "mallara" güvenerek kendini müstağni (kimseye muhtaç değil) zanneder, bir istiklâl vehmi içinde yaşar. Ancak âhirette bu vehmî zenginliğinin çöktüğünü, asıl zenginliğin Allah'a ait olduğunu (el-Ğaniyy) ve kendisinin O'na ne kadar muhtaç olduğunu (fakr) acı bir şekilde idrak eder. 


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)