Mâ aġnâ ‘annî mâliyeh
"Malım bana hiçbir yarar sağlamadı."
Malım bana hiç fayda vermedi.
Bu ayet, kıyamet gününde hesaba çekilen bir kişinin pişmanlığını ve dünyadaki malının kendisine fayda vermediğini ifade etmektedir. Ayet, malın ahiretteki değersizliğini ve kişinin dünyevi varlıklarına olan bağlılığının boşluğunu vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ğ-n-y' kökünü 'ihtiyaçsız olmak, yeterli olmak, zengin olmak' şeklinde açıklar. Ayetteki 'mâ ağnâ annî mâliyeh' ifadesi, malın kişiyi Allah'ın azabından kurtarma ve ona fayda sağlama konusunda yetersiz kaldığını, yani malın bir işe yaramadığını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ağnâ' fiilini 'kifâyet etmek, yeterli olmak' anlamında kullanır. Ayetteki bağlamda, malın kişiye ahirette hiçbir yeterlilik sağlamadığını, onu azaptan koruyamadığını ve dünyadaki zenginliğin bu durumda bir fayda getirmediğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ğ-n-y' kökünün Kur'an'daki kullanımını incelerken, genellikle Allah'ın 'Gani' sıfatıyla bağlantılı olarak 'mutlak zenginlik ve ihtiyaçsızlık' anlamını vurgular. Ayetteki 'mâ ağnâ annî mâliyeh' ise, insanın dünyevi malının bu mutlak zenginlik karşısında hiçbir değerinin olmadığını, kişiyi Allah'ın hükmünden müstağni kılamadığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mâl' kelimesini 'sahip olunan her şey' olarak tanımlar. Ayetteki 'mâliyeh' ifadesi, kişinin dünyada biriktirdiği, kendisine ait olduğunu düşündüğü tüm serveti kapsar ve bu servetin ahiretteki hesaplaşmada hiçbir kurtarıcı rol oynamadığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mâl' kelimesinin kökenini 'meyletmek' fiiliyle ilişkilendirir ve insanların kendisine meylettiği, arzuladığı şeyleri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'mâliyeh', kişinin dünyada peşinden koştuğu, biriktirdiği ve kendisine fayda sağlayacağını umduğu tüm maddi varlıkları temsil eder, ancak bu varlıkların ahiretteki faydasızlığına işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mâl' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'dünyevi servet, zenginlik' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'mâliyeh' ise, bu dünyevi servetin kıyamet gününde kişiye hiçbir fayda sağlamayacağını, aksine bir pişmanlık kaynağı olacağını açıkça ortaya koyar.
Hâkka Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Nefsi emmarenin hayal ve vehim yönü ile kendilerine verilen malları birçoğu Allah (c.c.) İbrahim a.s. tutulup ateşe atılacağı zaman da bulunduğu yerin inkarcı halkı hayır, hasenat olsun diye bu ateşe odun taşımaktaydılar. Mekke müşrikleride, Allah yolunda canları ve malları için savaşanları engellemek için harcamışlardır. Ve bazılarıda cimrilik edip malı Allah (c.c.) değil nefsin hevası için harcadığı için biriktirdiği dünya malı kendisine fayda vermeyecektir. (M.D.)
"Mal" (mâl), kelime anlamıyla "meyledilen, eğilim gösterilen şey" demektir. Bu kök anlamdan hareketle, insanın kalbinin meylettiği, sevgi ve bağlılık duyduğu, kendisiyle övündüğü, güvendiği her şey onun "malı" dır. Bu bağlamda "mal" (mâl) ile "mâsivâ" (Allah'tan gayrı her şey) arasında doğrudan bir ilişki vardır. Kişi, ne kadar çok şeye kalben bağlanır, onları kendine "mal" edinirse, Hak'tan o kadar uzaklaşır. Âhirette ise bu bağların hepsi kopacak ve kişi, "mallarının" (mâsivânın) kendisine hiçbir fayda vermediğini, aksine onu Hak'tan alıkoyduğu için zarar verdiğini görecektir.
a) Maddî Servet: Altın, gümüş, ev, araba, tarla vb. Bunların en belirgin olanlarıdır. Kişi bunları biriktirir, onlarla övünür, onlara güvenir. Ancak âhirette bunların hiçbiri onunla gelmez ve ona fayda vermez.
b) Makam ve Şöhret: İnsanın toplum içinde elde ettiği konum, itibar, insanların kendisine gösterdiği saygı, övgü. Bunlar da kişinin kalbini bağladığı, uğruna mücadele ettiği birer "mal" dır. Âhirette bu makam ve şöhretin hiçbir anlamı kalmayacak, kişiye fayda vermeyecektir.
c) Evlat ve Aile: İnsanın en çok sevdiği, uğruna her şeyi göze aldığı evlatları ve ailesi de birer "mal" dır. Ancak kıyamet günü kişi, evladından ve ailesinden ayrı düşecek, onlar da ona fayda sağlamayacaktır. Nitekim ayette "evlatlarınız da fayda veremez" (60/3) buyrulmuştur.
d) İlim ve Marifet: Daha ince bir tevilde, kişinin kendisine "mal" edindiği ilim, hatta tasavvufî bilgi ve keşifler bile, eğer bunlar nefsin gururuna (ucb) ve kibre vesile oluyorsa, âhirette kişiye fayda vermeyen bir "mal" a dönüşebilir. Kişi, "Ben âlimim, ben ârifim, ben keşif sahibiyim" diyerek bunlarla övünürse, bu ilim onun için bir yük olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), "İlmi, cahillerle münakaşa etmek, âlimlere karşı böbürlenmek veya insanların dikkatini kendine çekmek için öğrenen kimseye Allah ateşi hazırlamıştır" buyurmuştur.[66]
İnsan-ı kâmil (kamil insan), malı kalbine bağlamaz, ona esir olmaz. Mal, onun elinde bir araçtır, amaç değil. O, malı Allah yolunda harcar, onunla iyilik yapar, ama kalben ona bağlanmaz. Bu nedenle, âhirette malı ona fayda vermekle kalmaz, aynı zamanda onun için bir şeref vesilesi olur. Çünkü o malı, Allah rızası için harcamıştır. Kitabı soldan verilen kişi ise, malı kalbine bağlamış, onu Allah yolunda harcamamış, belki de haram yollardan kazanmıştır. Bu nedenle malı ona fayda vermediği gibi, aleyhine şahitlik de eder.[67]
"Mal" (mâl), sadece maddî serveti değil, insanın kalbini bağladığı, güvendiği, kendisine "mal" edindiği her şeyi (makam, şöhret, evlat, ilim, yetenek) kapsar. Kişi, dünyada bu "mallara" güvenerek kendini müstağni (kimseye muhtaç değil) zanneder, bir istiklâl vehmi içinde yaşar. Ancak âhirette bu vehmî zenginliğinin çöktüğünü, asıl zenginliğin Allah'a ait olduğunu (el-Ğaniyy) ve kendisinin O'na ne kadar muhtaç olduğunu (fakr) acı bir şekilde idrak eder.