İçeriğe atla
A'râf 158Cüz 9 · Sayfa 170

A'râf Sûresi 158. Âyet

الأعراف

Sohbete sor

Kul yâ eyyuhâ-nnâsu innî rasûlu(A)llâhi ileykum cemî'an(i)-lleżî lehu mulku-ssemâvâti vel-ard(i)(s) lâ ilâhe illâ huve yuhyî veyumît(u)(s) feâminû bi(A)llâhi verasûlihi-nnebiyyi-l-ummiyyi-lleżî yu/minu bi(A)llâhi vekelimâtihi vettebi'ûhu le'allekum tehtedûn(e)

(Ey Muhammed!) De ki: "Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah'ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, diriltir ve öldürür. O halde, Allah'a ve O'nun sözlerine inanan Resulüne, o ümmi peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız."

A’râf Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(158) (Kûl yâ eyyuhen nâsu innî resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulkus semâvâti vel ard, lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît, fe âminû billâhi ve resûlihin nebiyyil ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn.

De ki; ey insânlar! Ben sizin hepinize Allah'ın resûlüyüm. O Allah ki, göklerin ve yerin bütün mülkü O'nundur. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öldüren

de, dirilten de O'dur. Bundan dolayı gelin, Allah'a ve resûlüne îmân edin. Allah'a ve Allah'ın bütün kelâmlarına îmân etmiş bulunan o ümmî peygambere, evet ona uyun ki, hidâyete erebilesiniz.” Efendimiz (s.a.v.) için bütün insânlar için gelmesi olmasaydı risâleti sadece Arap kavmi ile sınırlı kalırdı. Mûseviyyet ve Îsevîyyet mertebelerini de kapsadığı bu Âyet ile açıkça gözükmektedir.

Allah’ın öldürüp diriltmesi Zâhiren olduğu gibi Bâtınen de öldürür ve diriltir.

“Kelimâtihi” ne demektir, onun izâhını yapmaya çalışalım;

Her bir kelime delâlet ettiği mânânın o sûrette taayyününden başka bir şey değildir ve mânâ o sûretin rûhudur. Şu hâlde cism-i Îsâ bu âlemde Zâhir olan Allah Teâlâ’nın kelimelerinden bir kelimedir. Ve onun delâlet ettiği mânâ rûhu Îsevidir, ki o da onun Rabbı hassı olan ismi Bâtındır. (F.Hi.)

O öyle olduğu gibi bu hakîkati Hz. Îsâ sadece kendi varlığında müşâhede etti fakat ümmeti Muhammed kelâmullah olması sebebiyle bütün âlemlerdeki kelimeleri idrâk ve ihata eder hâlde oldu.

Mûsâ (a.s.) kelîmullah’tır yâni Allah’ın kelâmını açık ve net olarak her vecheden duyandır, Îsâ (a.s.) kelimetullah’tır yâni Allah’ın hikmetli bir kelimesinin zuhurudur. Mûsâ (a.s.) da Allah’ın kelimesini duymak Îsâ (a.s.) da o kelimenin hakîkatini yakalamak vardır. Muhammed (s.a.v.) da ise kendisine verilenin tamamı kelâmullah’tır. Yâni Hz. Resûlullah’ın ağzından çıkan her şey Allah’ın kelâmıdır. “O kendiliğinden konuşmaz ona ancak vahyolunur” (53/4) Âyetinde denildiği gibi. O hâlde bütün bu Kûr’ân-ı Kerîm Hz. Resûlullah (s.a.v.) ın ağzından çıktığı için Allah’ın kelâmının zuhura geldiği yerdir. Hakîkatine biraz daha yaklaştığımızda sıfât

zâtından ayrı yâni kelâm ayrı zât ayrı olamayacağına göre Hz. Resûlullah (s.a.v) tan konuşan Cenâb-ı Hakk’ın ta kendisidir.

Her bir mânâ o sûrette nasıl bir oluşum meydana getirecekse kelimenin hakîkati o sûrette meydana gelir. Bir önceki âyette felâh bulurlar demişken bu Âyette hidâyet bulurlar denmektedir. Gerçek mârifete erişip hidâyet bulmakta, ancak bu ilimleri bulmak iledir. Hidâyet kişinin kendi aslına ulaşmasıdır.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)