Eve ‘acibtum en câekum żikrun min rabbikum ‘alâ raculin minkum liyunżirakum velitettekû vele'allekum turhamûn(e)
Sizi uyarması ve sizin de Allah'a karşı gelmekten sakınıp rahmete ulaşmanız için, içinizden bir adam aracılığı ile Rabbinizden size bir zikir (vahiy ve öğüt) gelmesine şaştınız mı?
(Allah'ın azabından) sakınıp da rahmete nail olmanız için, içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla size bir zikir(kitap) gelmesine şaştınız mı?"
Bu ayet, peygamberin kavmine hitabını ve onların şaşkınlığını ele almaktadır. Temel kavramlar, ilahi mesajın gelişi, uyarı ve merhamet beklentisi etrafında şekillenmektedir. Dilbilimsel olarak, 'acibe' fiili şaşkınlığı, 'zikr' ilahi mesajı, 'inzâr' uyarıyı ve 'rahmet' ilahi lütfu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'acb' kelimesini, insanın alışık olmadığı bir şeyi gördüğünde veya duyduğunda hissettiği hayret ve şaşkınlık olarak tanımlar. Ayetteki 'acibtüm' ifadesi, kavmin, kendilerinden bir insana vahiy gelmesine duyduğu yadırgamayı ve bunu garipsemelerini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'acb'i, bir şeyin sebebini bilmemekten kaynaklanan hayret olarak açıklar. Ayetteki kullanım, kavmin, Allah'ın bir insanı peygamber olarak seçmesinin hikmetini idrak edememelerinden doğan şaşkınlığına işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zikr' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'zikr', Allah'tan gelen vahiy ve öğüt anlamındadır; yani insanlara unuttukları hakikatleri hatırlatan ve onları doğru yola sevk eden ilahi kelamdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'zikr'i, bir şeyi zihinde tutmak veya hatırlatmak olarak açıklar. Kur'an bağlamında ise, Allah'ın insanlara gönderdiği, onları gafletten uyandıran ve ahiret sorumluluklarını hatırlatan ilahi mesajdır. Ayetteki 'zikr', peygamber aracılığıyla gelen bu uyarıcı ve hatırlatıcı mesajı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zikr' kavramının Kur'an'da 'hatırlatma', 'öğüt' ve 'vahiy' gibi temel anlamlara geldiğini vurgular. Bu ayetteki 'zikr', Allah'ın insanlara gönderdiği, onları doğru yola ileten ve geçmiş peygamberlerin mesajlarını hatırlatan ilahi kelamdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'inzâr'ı, bir tehlikeye karşı önceden haber vermek ve sakındırmak olarak açıklar. Ayetteki 'li-yünzireküm' ifadesi, peygamberin görevinin, kavmini Allah'ın azabına karşı uyarmak ve onları kötü akıbetlerden korumak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'inzâr'ı, korkutarak uyarmak ve sakındırmak olarak tanımlar. Bu uyarı, genellikle bir tehlikenin veya kötü bir sonucun yaklaştığını bildirmeyi içerir. Ayetteki bağlamda, peygamberin kavmini Allah'ın emirlerine uymadıkları takdirde karşılaşacakları azaba karşı uyarmasıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'inzâr'ın, 'tehdit ve korkutma yoluyla uyarma' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'li-yünzireküm', peygamberin, kavmini Allah'ın azabından sakındırmak ve onları doğru yola davet etmek için gönderildiğini açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'takva' kelimesinin kök anlamının 'korunmak' olduğunu belirtir. Dini bağlamda ise, nefsi günahlardan korumak ve Allah'ın azabından sakınmak anlamına gelir. Ayetteki 'li-tettekû', peygamberin uyarısının amacının, kavmin Allah'a karşı sorumluluklarını yerine getirerek kendilerini korumaları olduğunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'takva'yı, Allah'ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınarak O'nun azabından korunmak olarak açıklar. Ayetteki 'li-tettekû', peygamberin tebliğinin nihai hedeflerinden birinin, insanların Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmelerini sağlamak olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'rahmet'i, kalpteki incelik ve şefkatten kaynaklanan iyilik ve ihsan olarak tanımlar. Allah'a nispet edildiğinde ise, O'nun kullarına yönelik lütfu, bağışlaması ve nimetidir. Ayetteki 'türhamûn', takva sahibi olmanın bir sonucu olarak Allah'ın merhametine kavuşma umudunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'rahmet'in, Allah'ın kullarına olan lütuf ve ihsanını ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'türhamûn' ifadesi, peygamberin uyarısına kulak verip takva sahibi olanların, Allah'ın geniş rahmetine mazhar olacaklarını müjdelemektedir.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(63) (E ve acibtum en câekum zikrun min rabbikum alâ racûlin minkum li yunzirekum ve li tettekû ve leallekum turhamûn.)