Kâle-lleżîne-stekberû innâ billeżî âmentum bihi kâfirûn(e)
Büyüklük taslayanlar, "Şüphesiz biz sizin inandığınız şeyi inkar edenleriz" dediler.
Büyüklük taslayanlar: "Biz, sizin inandığınızı inkâr edenleriz!" dediler.
Bu ayet, Semûd kavminin kibir ve inkârını, Salih peygambere karşı takındıkları tavrı dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır. Özellikle 'istikbâr' ve 'küfür' kavramları, onların Allah'ın ayetlerine ve peygamberine karşı duruşlarını semantik derinliğiyle yansıtmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'k-b-r' kökünden türeyen 'istikbâr' kelimesini, kişinin kendisini başkalarından daha büyük ve üstün görmesi, bu nedenle hakkı kabul etmemesi olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Semûd kavminin Salih'in getirdiği mesaja karşı takındığı kibirli ve reddedici tavrı ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'istikbâr'ı, kişinin haddini aşarak Allah'ın emirlerine karşı gelmesi ve kendini büyük görmesi olarak tanımlar. Ayetteki 'istikberû' fiili, Semûd kavminin Allah'ın elçisine ve onun getirdiği hakikate karşı gösterdiği direnişi ve gururu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'k-b-r' kökünün Kur'an'daki kullanımını incelerken, 'istikbâr'ın genellikle Allah'a karşı isyan ve O'nun ayetlerini reddetme ile ilişkilendirildiğini belirtir. Ayetteki 'istikberû' ifadesi, Semûd kavminin ilahi mesaja karşı gösterdiği ahlaki ve dini bir direnişi sembolize eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'îmân'ı, kalple tasdik etmek ve dil ile ikrar etmek olarak tanımlar. Ayetteki 'âmentum' ifadesi, Salih'e ve onun getirdiği mesaja inanan azınlığı işaret ederken, bu inancın karşıt kutbunu, yani inkârı vurgulamak için kullanılmıştır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'îmân'ın Kur'an'daki kullanımının genellikle 'tasdik' ve 'güven' anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'âmentum', Salih'in tebliğ ettiği hakikate kalben ve fiilen teslim olanların durumunu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'küfr' kelimesinin temel anlamının 'örtmek' olduğunu ve bu bağlamda hakkı, gerçeği örtmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kâfirûn' ifadesi, Semûd kavminin Salih'in getirdiği ilahi mesajı ve mucizeyi bile bile reddetmesini, yani gerçeği örtmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'küfr'ü, Allah'ın nimetlerini inkâr etmek veya O'nun birliğini ve peygamberlerini reddetmek olarak açıklar. Ayetteki 'kâfirûn', Semûd kavminin Salih'in peygamberliğini ve getirdiği hakikati açıkça reddeden tavrını semantik olarak derinleştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da sadece inançsızlık değil, aynı zamanda nankörlük ve ilahi lütfu reddetme anlamlarını da taşıdığını vurgular. Ayetteki 'kâfirûn' ifadesi, Semûd kavminin hem Salih'in peygamberliğini hem de Allah'ın onlara gönderdiği mucizeyi (dişi deve) reddederek gösterdikleri nankörlüğü ve inkârı yansıtır.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(76) Kâlellezînestekberû innâ billezî âmentum bihî kâfirûn.)
“Büyüklük taslayanlar: "Biz, sizin inandığınızı inkâr edenleriz!" dediler.”