Ve kad edallû keśîrâ(n)(s) velâ tezidi-zzâlimîne illâ dalâlâ(n)
"Onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin sadece sapıklıklarını artır."
Çok kişiyi yoldan saptırdılar. Sen de o zalimlerin sadece şaşkınlıklarını artır.
Nûh Suresi 24. ayet, 'dalâl' kavramının hem başkalarını saptırma hem de kendi sapkınlıklarını artırma bağlamında kullanıldığı, ilahi bir beddua niteliği taşıyan bir ifadedir. Ayet, zalimlerin eylemlerinin ve akıbetlerinin dilbilimsel derinliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dalâl' kelimesinin asıl anlamının 'doğru yoldan sapmak' olduğunu belirtir. 'Edalle' fiili ise, birini bu sapmaya sürüklemek, saptırmak demektir. Ayetteki 'edallû' fiili, Nuh kavminin ileri gelenlerinin, kendi halklarını hakikatten uzaklaştırarak sapkınlığa düşürdüklerini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'edallû' fiilinin mecazi olarak 'helak ettiler' veya 'kaybettirdiler' anlamlarına da gelebileceğini ima eder. Burada, Nuh kavminin liderlerinin, insanları doğru yoldan saptırarak onların ahiretlerini helak etmelerine işaret edilmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dalâl' kavramının Kur'an'da genellikle 'doğru yolu kaybetme', 'hakikatten uzaklaşma' ve 'şaşkınlık' anlamlarında kullanıldığını belirtir. 'Edalle' ise bu durumu başkaları için yaratma eylemidir. Ayetteki kullanım, Nuh kavminin önde gelenlerinin, insanları bilinçli olarak hakikatten uzaklaştırma çabasını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kesîr' kelimesinin 'çokluk' ifade ettiğini ve burada 'edallû' fiilinin mef'ûlü olarak, saptırılan insanların sayısının azımsanmayacak kadar fazla olduğunu gösterdiğini belirtir. Bu, Nuh kavminin ileri gelenlerinin etkisinin genişliğine işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kesret' kökünün 'çokluk' ve 'bolluk' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'kesîrâ' kelimesi, Nuh kavminin liderlerinin sadece birkaç kişiyi değil, toplumun büyük bir kesimini saptırmayı başardığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ziyâde' kelimesinin 'bir şeye ekleme yapmak, artırmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ tezid' ifadesi, Nuh (a.s.)'ın, Allah'tan zalimlerin sapkınlıklarının daha da artırılmasını talep etmesini ifade eder. Bu, onların cezalandırılmasına yönelik bir bedduadır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ziyâde'nin 'bir şeyin üzerine eklenerek onu çoğaltmak' olduğunu açıklar. Burada, Allah'ın zalimlerin 'dalâl'ini artırması, onların zaten var olan sapkınlıklarını daha da derinleştirmesi ve hidayetten tamamen uzaklaştırması anlamındadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zulm' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi ait olmadığı yere koymak' olduğunu belirtir. 'Zâlimîn' ise bu eylemi gerçekleştirenlerdir. Ayetteki 'zâlimîn', Allah'ın birliğine inanmayarak ve Nuh'un çağrısına karşı çıkarak hem kendilerine hem de başkalarına haksızlık eden Nuh kavminin ileri gelenlerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulm'ün 'hakkı çiğnemek, haddi aşmak' olduğunu ve Kur'an'da genellikle Allah'a şirk koşma, peygamberleri yalanlama ve insanlara haksızlık etme gibi büyük günahlar için kullanıldığını belirtir. Nuh Suresi'ndeki 'zâlimîn', bu bağlamda, Allah'ın ayetlerini inkar eden ve insanları saptıran inkarcıları ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zulm' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve Allah'a karşı işlenen günahlardan insan haklarına tecavüze kadar birçok haksızlığı kapsadığını ifade eder. Ayetteki 'zâlimîn', Nuh (a.s.)'ın tebliğine karşı çıkan ve insanları saptıran inkarcı liderleri tanımlar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'dalâl' kelimesinin 'yoldan sapmak, kaybolmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'dalâlâ' kelimesi, Nuh (a.s.)'ın bedduasıyla zalimlerin zaten içinde bulundukları sapkınlık halinin daha da derinleşmesini, hidayetten tamamen uzaklaşmalarını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dalâl'in Kur'an'da hem 'bilgisizlikten kaynaklanan şaşkınlık' hem de 'kasıtlı olarak doğru yoldan sapma' anlamlarında kullanıldığını açıklar. Nuh Suresi'ndeki bu kullanım, zalimlerin kasıtlı sapkınlıklarının Allah tarafından artırılması, yani onların hidayet kapılarının tamamen kapanması anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dalâl'in 'doğru yoldan ayrılmak' olduğunu ve bu ayrılığın bazen kasıtlı, bazen de bilgisizlikten kaynaklanabileceğini belirtir. Ayetteki 'dalâlâ' kelimesi, Nuh (a.s.)'ın bedduasıyla, zalimlerin zaten seçmiş oldukları sapkınlık yolunda daha da ilerlemeleri ve hidayetten tamamen ümit kesmeleri anlamındadır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.