Ve kâlû lâ teżerunne âlihetekum velâ teżerunne vedden velâ suvâ'an velâ yeġûśe ve ye'ûka ve nesrâ(n)
"Şöyle dediler: 'Sakın ilahlarınızı bırakmayın. Hele hele Vedd'i, Süva'ı, Yeğus'u, Ye'uk'u ve Nesr'i hiç bırakmayın."
Dediler ki: "Sakın tanrılarınızı bırakmayın, ne Vedd'i, ne Suva'ı ve ne de Yeğus'u, Yeûk'u ve Nesr'i."
Nûh Suresi 23. ayet, Nûh kavminin putperestliğini ve putlarına olan bağlılıklarını dile getiren bir ifadedir. Ayet, kavmin ileri gelenlerinin halkı putlarından vazgeçmemeye teşvik ettiğini, özellikle de Ved, Suva, Yağus, Yeuk ve Nesr adlı putların isimlerini zikrederek bu bağlılığı pekiştirdiğini göstermektedir. Dilbilimsel olarak, 'tazerunne' fiili ve put isimleri, bu ayetin anahtar kavramlarını oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vezera' (وذر) fiilinin 'terk etmek, bırakmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ tezerunne' ifadesi, Nûh kavminin ileri gelenlerinin halkı putlarını terk etmemeye, onlara bağlı kalmaya şiddetle teşvik ettiğini gösterir. Bu, putperestliğe olan derin bağlılığı ve Nûh'un tebliğine karşı direnişi vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'vezera' fiilinin Kur'an'da 'terk etmek' anlamında kullanıldığını ve bu ayetteki nehyin (yasaklamanın) putlara tapmaktan vazgeçmeme yönünde bir emir olduğunu ifade eder. Bu, kavmin putlarına olan inancının ne kadar köklü olduğunu ve Nûh'un çağrısına kulak tıkadıklarını mecazi olarak anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'vezera' fiilinin Kur'an'daki kullanımlarını inceleyerek, genellikle bir şeyi tamamen bırakma, terk etme anlamını taşıdığını belirtir. Nûh Suresi'ndeki bu kullanım, putlara olan bağlılığın o denli güçlü olduğunu ve bu bağlılıktan vazgeçmenin kavim için kabul edilemez olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilah' kelimesinin 'tapılan, ibadet edilen varlık' anlamına geldiğini ve 'Allah' isminin de bu kökten türediğini belirtir. Ayetteki 'âlihetüküm' (sizin ilahlarınız) ifadesi, Nûh kavminin Allah'tan başka taptığı, kendilerine tanrı edindiği varlıkları, yani putları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilah' kavramının Kur'an'da 'tapılmaya layık olan, mutlak güç sahibi' anlamında kullanıldığını ve müşriklerin bu sıfatı Allah'tan başkasına atfettiğini belirtir. Nûh Suresi'ndeki 'âlihetüküm' ifadesi, Nûh kavminin, gerçek ilah olan Allah yerine, kendi elleriyle yaptıkları veya yücelttikleri putları ilah edindiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ilah' kelimesinin 'hayranlık duyulan, kendisine sığınılan' anlamlarını taşıdığını ve bu kelimenin çoğulu olan 'âlihe'nin, Allah'tan başka tapılan her şeyi kapsadığını ifade eder. Ayetteki kullanım, Nûh kavminin bu putlara karşı duyduğu hayranlığı ve onlara sığınma eğilimini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, Vedd'in Nûh kavminin taptığı putlardan biri olduğunu ve bu ismin 'sevgi' anlamına gelen 'vedd' kökünden geldiğini belirtir. Bu, putperestlerin putlarına karşı duydukları derin bağlılığı ve sevgiyi sembolize eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, Vedd'in Nûh kavminin taptığı ilk putlardan biri olduğunu ve bu putun isminin, kavmin ona duyduğu 'sevgi'den kaynaklandığını ifade eder. Ayetteki zikri, bu putun kavim nezdindeki önemini ve ona olan bağlılıklarını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, Suva'ın Nûh kavminin taptığı putlardan biri olduğunu ve bu putun isminin Arapça'da 'yayılmak, dağılmak' anlamlarına gelen bir kökten türediğini belirtir. Bu, putun yaygınlığını veya etkisini ima edebilir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, Suva'ın Nûh kavminin taptığı putlardan biri olduğunu ve bu putun isminin, kavmin ona olan bağlılığının yaygınlığını gösterdiğini ifade eder. Ayetteki zikri, bu putun da Vedd gibi önemli bir yere sahip olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, Yağus isminin 'yardım etmek, imdada yetişmek' anlamına gelen 'ğavs' kökünden geldiğini belirtir. Bu, Nûh kavminin bu puttan yardım ve medet umduğunu, onu bir kurtarıcı olarak gördüğünü gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Yağus'un Nûh kavminin taptığı putlardan biri olduğunu ve isminin, kavmin ondan yardım beklemesiyle ilişkili olduğunu ifade eder. Ayetteki zikri, bu putun kavmin hayatındaki işlevini ve ona atfedilen gücü ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, Yeuk'un Nûh kavminin taptığı putlardan biri olduğunu ve isminin 'engellemek, alıkoymak' anlamına gelen 'avq' kökünden geldiğini belirtir. Bu, putun kavmi doğru yoldan alıkoyduğunu veya kavmin onu kötülüklerden koruyucu olarak gördüğünü ima edebilir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, Yeuk'un Nûh kavminin taptığı putlardan biri olduğunu ve bu putun isminin, kavmin onu bir engelleyici veya koruyucu olarak algılamasıyla ilişkili olduğunu ifade eder. Ayetteki zikri, bu putun da diğerleri gibi kavmin inanç sisteminde önemli bir yer tuttuğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, Nesr'in 'kartal' anlamına geldiğini ve Nûh kavminin taptığı putlardan birinin bu isimle anıldığını belirtir. Bu, putun bir hayvan figürü şeklinde olabileceğini veya kartalın gücünü ve yüceliğini temsil ettiğini düşündürür.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Nesr'in Nûh kavminin taptığı putlardan biri olduğunu ve bu putun isminin 'kartal' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki zikri, bu putun da diğerleri gibi kavmin putperest inancının bir parçası olduğunu ve ona tapındıklarını gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.