İnne-l-ebrâra yeşrabûne min ke/sin kâne mizâcuhâ kâfûrâ(n)
İyiler ise, katkısı kafur olan içecekler dolu bir kadehten içerler.
Kuşkusuz iyiler de karışımı kâfûr olan dolgun bir kadehten içerler.
İnsân Suresi 5. ayet, cennet ehlinin içeceklerini tasvir ederken 'ebrar'ın (iyiler) 'kafûr' ile karıştırılmış bir 'kâs'tan (kadeh) içeceğini belirtir. Bu ayet, cennet nimetlerinin niteliğini ve iyilik yapanlara vaat edilen ödülü dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'birr' kelimesinin geniş bir hayır ve iyilik anlamı taşıdığını belirtir. 'Ebrâr' ise bu iyilikleri sürekli yapan, Allah'a itaat eden ve O'nun emirlerine uyan kimselerdir. Ayetteki kullanımı, cennetle müjdelenen, kâmil iman ve salih amellerle bezenmiş kişileri işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'birr'in, 'sıdk' (doğruluk) ve 'ihsan' (iyilik yapma) anlamlarını içerdiğini vurgular. 'Ebrâr', hem sözlerinde hem de fiillerinde doğru olan, hayır işlerinde ileri giden ve Allah'ın rızasını gözeten kimselerdir. Ayetteki bağlamda, bu vasıflara sahip olanların cennetteki mükafatını anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'birr' kavramının Kur'an'da sadece ahlaki bir iyilikten öte, Allah'a karşı tam bir teslimiyet ve O'nun emirlerine uygun bir yaşam sürme anlamını taşıdığını belirtir. 'Ebrâr', bu teslimiyeti ve itaati hayatının merkezine koyan, dolayısıyla cenneti hak eden müminlerdir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şeribe' fiilinin genel olarak içme eylemini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'yeşrabûne' fiili, cennet ehlinin, dünyadaki susuzluk ve yorgunluktan arınmış bir şekilde, lezzetli ve ferahlatıcı içecekleri keyifle tüketeceklerini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'şürb' kelimesinin mecazi anlamlarına da değinse de, bu ayetteki 'yeşrabûne' fiilinin doğrudan ve gerçek anlamda içme eylemini ifade ettiğini belirtir. Cennet tasvirlerinde bu fiil, nimetlerin somut bir parçası olarak sunulur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ş-r-b' kökünün Kur'an'da hem dünyevi hem de uhrevi içecekler için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'yeşrabûne', cennetin maddi ve manevi hazlarından biri olan içeceklerin, ebrar tarafından tüketileceğini, bu tüketimin bir ödül ve ikram olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kâs' kelimesinin içinde içecek bulunan kadeh anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kâs', cennet ehlinin içeceklerini sunan, özel ve değerli bir kabı ifade eder, bu da cennet nimetlerinin ihtişamını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kâs'ın genellikle dolu kadeh için kullanıldığını, boş kadehe 'kâs' denilmediğini ifade eder. Bu durum, ayetteki 'kâs'ın, içinde kafur katılmış içecek bulunan, dolu ve hazır bir kadeh olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mizâc' kelimesinin bir şeyin içine karıştırılan, onunla harmanlanan madde anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mizâcuhâ', kadehteki içeceğin içine kafurun karıştırıldığını, böylece ona özel bir tat ve koku verildiğini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'mezc' fiilinin iki veya daha fazla şeyi birbirine karıştırmak olduğunu açıklar. 'Mizâc' ise bu karışımın sonucunda ortaya çıkan nitelik veya karıştırılan şeyin kendisidir. Ayette, cennet içeceğinin kafur ile karıştırılarak eşsiz bir lezzet ve aroma kazandığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kafûr'un bilinen güzel kokulu bir madde olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, cennet içeceğinin dünyadaki kafur gibi hoş kokulu ve ferahlatıcı bir özelliğe sahip olduğunu, ancak dünyadaki benzerinden çok daha üstün olduğunu ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kafûr'un cennetteki bir pınarın adı olabileceği veya dünyadaki kafur gibi güzel kokulu bir madde olabileceği yorumlarını aktarır. Ayetteki bağlamda, cennet içeceğine katılan, ona eşsiz bir koku ve lezzet veren bir unsur olarak geçer.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kafûr' kelimesinin Kur'an'da cennet içeceklerinin bir özelliği olarak zikredildiğini ve bu kelimenin, cennet nimetlerinin dünyadaki benzerlerinden çok daha üstün ve mükemmel olduğunu vurgulamak için kullanıldığını belirtir. Hem serinletici hem de hoş kokulu bir niteliği ifade eder.
İnsan Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Ebrâr, Birr yani iyilik sâhipleri demektir. Bu sâhiplik kelâm ile olan sâhiplik değildir yani “ben iyi biriyim demekle” olan bir şey değildir. “Len tenâlûl birre hattâ tunfikû mimmâ tuhibbûn” yani “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe asla Birr’e ulaşamazsınız” (Âli İmrân, 3/92) Âyet-i Kerîme’sinde belirtildiği üzere olmaktadır ancak.
Ef’âl âleminde yaşayan bir müslümanın normâl vasfının en az ebrâr olması lâzımdır aslında. Nefsimiz için istediğimiz şeyleri başkalarına verirsek Birr’e ulaşabiliriz yoksa beğenmediğimiz, eski vb. şeyleri vererek Birr’e ulaşamayız.
Cenâb-ı Hakk (c.c) bu ifâde ile maddi oluşumdan kopularak rûhâni oluşuma doğru yükselinilmesi gerektiğini belirtmektedir. Bir başka ifâde ile ef’âl âleminden esmâ âlemine doğru seyre geçin demek istemektedir. Bu âlemde yani ef’âl âleminde sevdiğimiz şeyler bulundukça esmâ âlemine yükselmemiz mümkün değildir.
Kâse ise her birerlerimizdeki kulak kâseleridir. Bizler dünyâ yaşantımızda ilâhî hakikâtleri kulak kâsemizden içeri alarak içmekteyiz.
“kâfur”un yarı şeffaf bir içecek olduğu tefsirlerde belirtilmektedir. Bâtınen ifâdesi, şeriat sohbetleri içerisinde yani fiziki bünyeyi ilgilendiren sohbetler içerisine vahdet sohbetleri karıştırılarak içilmesidir ki tam olarak renklenmemiş olması bunun göstergesidir. Bunu karıştıranlarda bu karışımın ne oranda olacağını bilirler. Rahmâni bilgiler ve şeriat mertebesi hakikâtlerinden gelen karışım ile yani kâfur ile ilâhî hakikâtler ancak anlaşılmaya başlanıyor.
Bu duruma göre kâsenin içinde ef’âl mertebesi bilgileri ve zâti bilgiler olmaktadır ve bu şekilde ancak ilâhî hakikât bilgilerini alacak mahâl yani altyapı kişilerde oluşmaktadır. Bunları kim içerek değerlendirebiliyorsa onlara faydası olmaktadır yoksa yağmur nasılsa yağıyor daha sonra da suyunu biriktiririm düşüncesiyle hareket edenler mahrum kalmaktadırlar. Her birerlerimiz üzerine yağan bu hakikâti ilâhîyye yağmurlarını kendi kapasitelerimiz çerçevesinde değerlendirmemiz gerekiyor.
Tam bu yazıları yazıyor ve derliyor iken bu gece (21/07/2012) bir zuhurat gördüm bir hayli ilgi çekici ve değişik idi. Belki bir tesadüf, belki bilinçli bir eğitim yolu idi, zuhurat şöyle idi.
Bir yerdeyim iki kişi daha var aralarında konuşuyorlar, bir ara benim tarafımda olan kişi sıkınıp bir şeyler çıkarmak ister gibi değişik bir hal yaptı, ve o anda iki kaşının ortasından burnunun üst tarafından delik gibi bir şey açıldı ve oradan yaklaşık bir çorba kaşığı dolusu krem kıvamında
siyah beyaz karışık çikolatalı dondurma benzeri bir şey çıktı ve o kişi o çıkan krem benzeri şeyi dilini uzatarak aldı ve ağzına soktu ve yedi. Bu hali yaparken kendisinde bir zorlanma ve tiksinme gibi bir şey olmadı sanki kendisi için her zaman yaptığı tabii bir şeymiş gibi idi. Ancak zâhiren bakıldığında pek güzel görülecek bir görüntü değildi.
İşte bu zuhurattan çıkartılacak şey “mizâcuhâ” mizacın uygunluğu hayatın devamını sağlamaktadır ve ne şey, ne şey ile uyuşuyor ise, başka mizaclara göre ters bile olsa kendisi için orada hayat vardır. Ve öyle davranması kendisinin doğrusudur. Münâkaşaya gerek yoktur.
عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا
(Aynen yeşrebu bihâ ibâdullâhi yufeccirûnehâ tefcîrâ.)