İçeriğe atla
İnsân 5Cüz 29 · Sayfa 578

İnsân Sûresi 5. Âyet

الانسان

Sohbete sor

İnne-l-ebrâra yeşrabûne min ke/sin kâne mizâcuhâ kâfûrâ(n)

İyiler ise, katkısı kafur olan içecekler dolu bir kadehten içerler.

İnsan Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Ebrâr, Birr yani iyilik sâhipleri demektir. Bu sâhiplik kelâm ile olan sâhiplik değildir yani “ben iyi biriyim demekle” olan bir şey değildir. “Len tenâlûl birre hattâ tunfikû mimmâ tuhibbûn” yani “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe asla Birr’e ulaşamazsınız” (Âli İmrân, 3/92) Âyet-i Kerîme’sinde belirtildiği üzere olmaktadır ancak.

Ef’âl âleminde yaşayan bir müslümanın normâl vasfının en az ebrâr olması lâzımdır aslında. Nefsimiz için istediğimiz şeyleri başkalarına verirsek Birr’e ulaşabiliriz yoksa beğenmediğimiz, eski vb. şeyleri vererek Birr’e ulaşamayız.

Cenâb-ı Hakk (c.c) bu ifâde ile maddi oluşumdan kopularak rûhâni oluşuma doğru yükselinilmesi gerektiğini belirtmektedir. Bir başka ifâde ile ef’âl âleminden esmâ âlemine doğru seyre geçin demek istemektedir. Bu âlemde yani ef’âl âleminde sevdiğimiz şeyler bulundukça esmâ âlemine yükselmemiz mümkün değildir.

Kâse ise her birerlerimizdeki kulak kâseleridir. Bizler dünyâ yaşantımızda ilâhî hakikâtleri kulak kâsemizden içeri alarak içmekteyiz.

“kâfur”un yarı şeffaf bir içecek olduğu tefsirlerde belirtilmektedir. Bâtınen ifâdesi, şeriat sohbetleri içerisinde yani fiziki bünyeyi ilgilendiren sohbetler içerisine vahdet sohbetleri karıştırılarak içilmesidir ki tam olarak renklenmemiş olması bunun göstergesidir. Bunu karıştıranlarda bu karışımın ne oranda olacağını bilirler. Rahmâni bilgiler ve şeriat mertebesi hakikâtlerinden gelen karışım ile yani kâfur ile ilâhî hakikâtler ancak anlaşılmaya başlanıyor.

Bu duruma göre kâsenin içinde ef’âl mertebesi bilgileri ve zâti bilgiler olmaktadır ve bu şekilde ancak ilâhî hakikât bilgilerini alacak mahâl yani altyapı kişilerde oluşmaktadır. Bunları kim içerek değerlendirebiliyorsa onlara faydası olmaktadır yoksa yağmur nasılsa yağıyor daha sonra da suyunu biriktiririm düşüncesiyle hareket edenler mahrum kalmaktadırlar. Her birerlerimiz üzerine yağan bu hakikâti ilâhîyye yağmurlarını kendi kapasitelerimiz çerçevesinde değerlendirmemiz gerekiyor.

Tam bu yazıları yazıyor ve derliyor iken bu gece (21/07/2012) bir zuhurat gördüm bir hayli ilgi çekici ve değişik idi. Belki bir tesadüf, belki bilinçli bir eğitim yolu idi, zuhurat şöyle idi.

Bir yerdeyim iki kişi daha var aralarında konuşuyorlar, bir ara benim tarafımda olan kişi sıkınıp bir şeyler çıkarmak ister gibi değişik bir hal yaptı, ve o anda iki kaşının ortasından burnunun üst tarafından delik gibi bir şey açıldı ve oradan yaklaşık bir çorba kaşığı dolusu krem kıvamında

siyah beyaz karışık çikolatalı dondurma benzeri bir şey çıktı ve o kişi o çıkan krem benzeri şeyi dilini uzatarak aldı ve ağzına soktu ve yedi. Bu hali yaparken kendisinde bir zorlanma ve tiksinme gibi bir şey olmadı sanki kendisi için her zaman yaptığı tabii bir şeymiş gibi idi. Ancak zâhiren bakıldığında pek güzel görülecek bir görüntü değildi.

İşte bu zuhurattan çıkartılacak şey “mizâcuhâ” mizacın uygunluğu hayatın devamını sağlamaktadır ve ne şey, ne şey ile uyuşuyor ise, başka mizaclara göre ters bile olsa kendisi için orada hayat vardır. Ve öyle davranması kendisinin doğrusudur. Münâkaşaya gerek yoktur.


عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا

(Aynen yeşrebu bihâ ibâdullâhi yufeccirûnehâ tefcîrâ.)

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)