İçeriğe atla
Nebe' 3Cüz 30 · Sayfa 582

Nebe' Sûresi 3. Âyet

النبإ

Sohbete sor

Elleżî hum fîhi muḣtelifûn(e)

(2-3) Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi (mi)?

Nebe' Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Nebe’ü’l‑azîm” sadece kıyamet veya Kur’an değil, aynı zamanda “Hakikat‑i Muhammediyye” – yani varlığın kaynağı olan ilâhî tecellinin en mükemmel aynası– ile de doğrudan ilişkilidir. Ona göre, Hz. Peygamber’e indirilen vahiy, “büyük haber”in ta kendisidir; çünkü o, insanlığa varlığın aslî hakikatini (el‑Hâkka), halk ediliş gayesini ve âhiretteki ebedî hayatın mahiyetini bildiren en büyük mesajdır.

Her insanın ezelî hakikatinde var olan ve onun ebedî kaderini belirleyen o büyük sır, işte bu “nebe’ü’l‑azîm”dir. İnsanların bu haber hakkında soru sormaları, aslında kendi varlıklarının en derin hakikatine dair bir sorgulamadır.

İnsanların “büyük haber” hakkında ihtilafa düşmelerinin temel sebebi, gizli şirk (şirk‑i hafî) ve enâniyet (benlik iddiası)dır. Kişi, kendi aklını, mantığını, nefsânî arzularını hakikatin ölçüsü kabul ettiği sürece, bu büyük haberi olduğu gibi kabul edemez; onu kendi anlayışına göre yorumlar, çarpıtır veya inkâr eder. İşte bu “ihtilâf”, kişinin kendi varlığını Hakk’ın varlığından ayrı ve bağımsız görme vehminin bir sonucudur.

Yolumuza “Gülşen-i Raz Şerhi” ile devam edelim.


Bu münademe kadehleri, yüce Hakkın varlığında devam etti.

Konuşma, böylece sürüp gitti…

Taa, içten içe bir ses gelinceye kadar… Ve mana ibriğinin inbiğinden sular akıncaya kadar…


Bu münademe kadehleri, yüce Hakkın varlığında devam etti.

Konuşma, böylece sürüp gitti…

“Münademe” Lügatta, “Sohbet arkadaşı, meclis arkadaşı, tatlı konuşma,” olarak bildirilmiştir.

Zâti muhabbet konuşmaları gönül âleminde Hakk’ın varlığında ilâh-i muhabbet içinde sürüp gitti.

Taa, içten içe bir ses gelinceye kadar… Ve mana ibriğinin inbiğinden sular akıncaya kadar…

Ma’nâ âleminin derinliklerinden esma âleminin gizli kanallarından ilâh-i hayat suları akıncaya kadar. Devam eden konuşmalar, sürüp gitti.


Bundan sonra, bazı sorular sordum; saklı manaları anlatmasını diledim…

— «Özünde çeşitli fikirler yürütülen büyük haberden sordum...» (78/2-3)

Meâline gelen âyet-i kerimedeki büyük haberleri sordum…

Buna karşılık bana şöyle dedi:

— Dinle… Bu sorduğun şey, yüce iştir... Ama bu yüce işin zirvesinde, ondan daha âlâsı ve daha yücesi vardır…

Oraya çıktığın zamandır ki, münacaatını açık bir dille yaparsın… Sarih beyanla konuşursun... Bu, o yüce makamlardan bir ihsandır… Saklı tarafı yoktur; açıktan verilir…


Bundan sonra, bazı sorular sordum; saklı manaları anlatmasını diledim…

Bu derinliklere gelmişken, biraz daha ilerleyelim ve daha başka hakikatlerden de biraz daha bahsedelim diye anlatmasını istedim.

— «Özünde çeşitli fikirler yürütülen büyük haberden sordum...» (78/2-3)

“Aninnebeil azîm, ellezihüm fihi muhtelifun.”

Üzerinde, anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme olayınımı?

Meâline gelen âyet-i kerimedeki büyük haberleri sordum…

İhtiyari ve ızdirari, Yani, ölmeden evvel ölünüz, hükmü ile ihtiyari ve Azrâîl (a.s.) ın gelip aldığı ruhumuzun çıkması ile ızdirari-zorunlu olarak, geçilen ölüm tadışından sonra, berzahta beklenecek belirli sürelerden sonra da, tekrar bu hep birlikte ızdırari-zorunlu dirilişten bahset. Bu rada ihtiyari dirilme yoktur.

Buna karşılık bana şöyle dedi:

— Dinle… Bu sorduğun şey, yüce iştir... Ama bu yüce işin zirvesinde, ondan daha âlâsı ve daha yücesi vardır…

Bu yüce işe, beşeriyetin itibari ile bakmanın ötesinde, olan daha alâsı, Hakkani bakış ve yaşayış ile bakmandır. Burada sen olmadan seninle yaşama vardır.

Oraya çıktığın zamandır ki, münacaatını açık bir dille yaparsın… Sarih beyanla konuşursun... Bu, o yüce makamlardan bir ihsandır… Saklı tarafı yoktur; açıktan verilir…

Kendi hakikatinden kendi zahirine haber verirsin. Bunun saklı tarafı yoktur, ancak bilen bilir ehline her şey ayan beyandır. Kendinden haberi olmayana ise, her taraf perde, her taraf duvardır. Aslında ise, ne duvar vardır, ne perde, her şey meydanda’dır ve gizlenecek hiçbir şey yoktur. Ancak bu bir idrak ve anlayış meselesidir. “Çık aradan kalsın yaradan” dendiği gibidir, ancak kelâmen ve lâfzen değil, idraken ve irfanen. Ruhen’dir. Sensiz sen olaraktır.


Sordum:

— Anlattıkların hakikati nedir?

— «Rahman… Kur'an öğretti...» (55/1-2)

Âyet-i kerimesini okudu…


Sordum:

— Anlattıkların hakikati nedir?

Rahmâniyyet mertebesinin hakikatidir.

— «Rahman… Kur'an öğretti...» (55/1-2-3-4)

Evvelâ rahman kur’an olan zattan, Rahmaniyyeti öğrendi, “alleme” talim etti, “halâkal insan” bu tarif ile Ruh mertebesinde insan-ı halketti, “allemehul beyan” ondan sonra da ona beyanı, yani hakikat-i ilâhiye sırlarını öğretti. Ve bunları öğretmeyide öğretti. Bu mertebe insan hakikatinden bahsedilen bilginin ikinci yönüdür.

Âyet-i kerimesini okudu…[7] “ İz- -T-B- ”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)