Elleżî hum fîhi muḣtelifûn(e)
(2-3) Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi (mi)?
Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.
Nebe' Suresi'nin bu ayeti, kıyamet ve yeniden diriliş gibi büyük bir haber üzerinde insanların yaşadığı ihtilafı dile getirmektedir. Ayet, 'ihtilaf' kavramı üzerinden bu anlaşmazlığın mahiyetini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'خلف' kökünün asıl anlamının bir şeyin ardından gelmek veya bir şeyin yerine geçmek olduğunu belirtir. 'İhtilaf' (اختلاف) ise, bir şeyin peşinden gitmekle birlikte, birbiriyle çelişen veya zıt yönlere gitmek demektir. Ayetteki 'muhtelifûn' (مختلفون) kelimesi, insanların kıyamet ve yeniden diriliş konusunda farklı görüşlere sahip olmalarını, bu konuda birbiriyle çelişen inançlar taşımalarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ihtilaf' kelimesini 'birbirine muhalefet etmek, karşı çıkmak' olarak açıklar. Ayetteki 'muhtelifûn' ifadesi, insanların kıyamet haberinin gerçekliği konusunda birbirine zıt fikirler beyan etmeleri, bu konuda ortak bir görüşe varamamaları durumunu mecazi olarak anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ihtilaf' kavramının Kur'an'da genellikle hakikat karşısında insanların farklı tutumlar sergilemesini, doğru yoldan sapmalarını veya hakikati inkar etmelerini ifade ettiğini belirtir. Nebe' Suresi'ndeki bu kullanım, yeniden diriliş gibi temel bir inanç konusunda insanların yaşadığı derin anlaşmazlığı ve bu anlaşmazlığın hakikati reddetme boyutuna ulaşmasını vurgular.
Nebe' Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Nebe’ü’l‑azîm” sadece kıyamet veya Kur’an değil, aynı zamanda “Hakikat‑i Muhammediyye” – yani varlığın kaynağı olan ilâhî tecellinin en mükemmel aynası– ile de doğrudan ilişkilidir. Ona göre, Hz. Peygamber’e indirilen vahiy, “büyük haber”in ta kendisidir; çünkü o, insanlığa varlığın aslî hakikatini (el‑Hâkka), halk ediliş gayesini ve âhiretteki ebedî hayatın mahiyetini bildiren en büyük mesajdır.
Her insanın ezelî hakikatinde var olan ve onun ebedî kaderini belirleyen o büyük sır, işte bu “nebe’ü’l‑azîm”dir. İnsanların bu haber hakkında soru sormaları, aslında kendi varlıklarının en derin hakikatine dair bir sorgulamadır.
İnsanların “büyük haber” hakkında ihtilafa düşmelerinin temel sebebi, gizli şirk (şirk‑i hafî) ve enâniyet (benlik iddiası)dır. Kişi, kendi aklını, mantığını, nefsânî arzularını hakikatin ölçüsü kabul ettiği sürece, bu büyük haberi olduğu gibi kabul edemez; onu kendi anlayışına göre yorumlar, çarpıtır veya inkâr eder. İşte bu “ihtilâf”, kişinin kendi varlığını Hakk’ın varlığından ayrı ve bağımsız görme vehminin bir sonucudur.
Yolumuza “Gülşen-i Raz Şerhi” ile devam edelim.
Bu münademe kadehleri, yüce Hakkın varlığında devam etti.
Konuşma, böylece sürüp gitti…
Taa, içten içe bir ses gelinceye kadar… Ve mana ibriğinin inbiğinden sular akıncaya kadar…
Bu münademe kadehleri, yüce Hakkın varlığında devam etti.
Konuşma, böylece sürüp gitti…
“Münademe” Lügatta, “Sohbet arkadaşı, meclis arkadaşı, tatlı konuşma,” olarak bildirilmiştir.
Zâti muhabbet konuşmaları gönül âleminde Hakk’ın varlığında ilâh-i muhabbet içinde sürüp gitti.
Taa, içten içe bir ses gelinceye kadar… Ve mana ibriğinin inbiğinden sular akıncaya kadar…
Ma’nâ âleminin derinliklerinden esma âleminin gizli kanallarından ilâh-i hayat suları akıncaya kadar. Devam eden konuşmalar, sürüp gitti.
Bundan sonra, bazı sorular sordum; saklı manaları anlatmasını diledim…
— «Özünde çeşitli fikirler yürütülen büyük haberden sordum...» (78/2-3)
Meâline gelen âyet-i kerimedeki büyük haberleri sordum…
Buna karşılık bana şöyle dedi:
— Dinle… Bu sorduğun şey, yüce iştir... Ama bu yüce işin zirvesinde, ondan daha âlâsı ve daha yücesi vardır…
Oraya çıktığın zamandır ki, münacaatını açık bir dille yaparsın… Sarih beyanla konuşursun... Bu, o yüce makamlardan bir ihsandır… Saklı tarafı yoktur; açıktan verilir…
Bundan sonra, bazı sorular sordum; saklı manaları anlatmasını diledim…
Bu derinliklere gelmişken, biraz daha ilerleyelim ve daha başka hakikatlerden de biraz daha bahsedelim diye anlatmasını istedim.
— «Özünde çeşitli fikirler yürütülen büyük haberden sordum...» (78/2-3)
“Aninnebeil azîm, ellezihüm fihi muhtelifun.”
Üzerinde, anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme olayınımı?
Meâline gelen âyet-i kerimedeki büyük haberleri sordum…
İhtiyari ve ızdirari, Yani, ölmeden evvel ölünüz, hükmü ile ihtiyari ve Azrâîl (a.s.) ın gelip aldığı ruhumuzun çıkması ile ızdirari-zorunlu olarak, geçilen ölüm tadışından sonra, berzahta beklenecek belirli sürelerden sonra da, tekrar bu hep birlikte ızdırari-zorunlu dirilişten bahset. Bu rada ihtiyari dirilme yoktur.
Buna karşılık bana şöyle dedi:
— Dinle… Bu sorduğun şey, yüce iştir... Ama bu yüce işin zirvesinde, ondan daha âlâsı ve daha yücesi vardır…
Bu yüce işe, beşeriyetin itibari ile bakmanın ötesinde, olan daha alâsı, Hakkani bakış ve yaşayış ile bakmandır. Burada sen olmadan seninle yaşama vardır.
Oraya çıktığın zamandır ki, münacaatını açık bir dille yaparsın… Sarih beyanla konuşursun... Bu, o yüce makamlardan bir ihsandır… Saklı tarafı yoktur; açıktan verilir…
Kendi hakikatinden kendi zahirine haber verirsin. Bunun saklı tarafı yoktur, ancak bilen bilir ehline her şey ayan beyandır. Kendinden haberi olmayana ise, her taraf perde, her taraf duvardır. Aslında ise, ne duvar vardır, ne perde, her şey meydanda’dır ve gizlenecek hiçbir şey yoktur. Ancak bu bir idrak ve anlayış meselesidir. “Çık aradan kalsın yaradan” dendiği gibidir, ancak kelâmen ve lâfzen değil, idraken ve irfanen. Ruhen’dir. Sensiz sen olaraktır.
Sordum:
— Anlattıkların hakikati nedir?
— «Rahman… Kur'an öğretti...» (55/1-2)
Âyet-i kerimesini okudu…
Sordum:
— Anlattıkların hakikati nedir?
Rahmâniyyet mertebesinin hakikatidir.
— «Rahman… Kur'an öğretti...» (55/1-2-3-4)
Evvelâ rahman kur’an olan zattan, Rahmaniyyeti öğrendi, “alleme” talim etti, “halâkal insan” bu tarif ile Ruh mertebesinde insan-ı halketti, “allemehul beyan” ondan sonra da ona beyanı, yani hakikat-i ilâhiye sırlarını öğretti. Ve bunları öğretmeyide öğretti. Bu mertebe insan hakikatinden bahsedilen bilginin ikinci yönüdür.
Âyet-i kerimesini okudu…[7] “ İz- -T-B- ”