Ve-emmâ men ḣâfe mekâme rabbihi ve nehâ-nnefse ‘ani-lhevâ
(40-41) Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.
Kim de Rabbinin divanında durmaktan korkmuş, nefsini boş heveslerden menetmiş ise,
Nâziât Suresi'nin 40. ayeti, Allah'ın azametinden korkmanın ve nefsi heva ve heveslerden uzak tutmanın önemini vurgular. Ayet, bu iki temel eylemin ahiretteki mükafatını (cennet) müjdeleyerek, insan davranışlarının uhrevi sonuçlarına işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'havf' kelimesini, bir şeyin sonucunda hoşlanılmayan bir durumun meydana geleceği beklentisi olarak tanımlar. Ayetteki 'خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ' ifadesi, Allah'ın huzurunda durmanın veya O'nun azametinin getireceği sorumluluktan ve hesaptan duyulan derin saygılı korkuyu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'havf'ı, kalbin bir musibetin gelmesinden veya bir nimetin gitmesinden dolayı duyduğu acı olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Rabbin makamının yüceliği karşısında duyulan huşu ve O'nun azabından sakınma bilincini yansıtır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'makam' kelimesinin bu bağlamda 'Allah'ın huzurunda durma' veya 'O'nun azamet ve kudretinin tecellisi' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'مَقَامَ رَبِّهِۦ' ifadesi, kıyamet gününde hesap vermek üzere Allah'ın huzurunda durma anını veya O'nun yüceliğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'makam' kelimesinin mecazi olarak 'Allah'ın azameti ve hükümranlığı' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, Rabbin makamından korkmak, O'nun yüceliğine ve kudretine karşı duyulan saygıyı ve O'nun hükmünden çekinmeyi anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'makam' kelimesinin Kur'an'da bazen 'durulacak yer'den öte, 'mevki, statü, yücelik' gibi anlamlara geldiğini belirtir. 'مَقَامَ رَبِّهِۦ' ifadesi, Allah'ın mutlak otoritesini ve yüce konumunu çağrıştırır, bu da insanda derin bir saygı ve sorumluluk hissi uyandırır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nehy' kelimesini bir şeyi yapmaktan men etmek, alıkoymak olarak açıklar. Ayetteki 'وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ' ifadesi, kişinin kendi nefsini heva ve heveslerinin peşinden gitmekten bilinçli bir şekilde engellemesini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'nehy'in bir şeyi yapmaktan vazgeçirme anlamını vurgular. Bu ayette, nefsin arzularına karşı koyma ve onu kötü eğilimlerden uzak tutma eylemi, takva sahibi olmanın bir göstergesi olarak sunulur.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'nefs' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını, bu ayette ise insanın içsel benliğini, arzularını ve eğilimlerini ifade ettiğini belirtir. 'Nefsi heva'dan alıkoymak', kişinin kendi iç dünyasındaki kötü eğilimlere karşı mücadele etmesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nefs'in Kur'an'da hem ruhsal hem de bedensel yönleriyle insanı ifade ettiğini, ancak özellikle ahlaki bağlamlarda 'arzulara meyilli benlik' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'nefs', irade ve seçim yapma yeteneğine sahip olan, heva ve heveslere kapılabilen insan benliğini temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'heva' kelimesinin aslen 'düşmek' anlamına geldiğini ve mecazi olarak nefsin kötü arzularına düşkünlüğü ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'عَنِ ٱلْهَوَىٰ' ifadesi, kişinin aklını ve iradesini kullanarak nefsinin kontrolsüz ve zararlı isteklerinden uzak durmasını anlatır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'heva'yı, nefsin şehvet ve arzularına meyletmesi olarak tanımlar. Bu ayette, 'heva'dan nehyetmek, kişinin ahlaki ve dini değerlere aykırı düşen tutkularına gem vurması ve kendini bu tür eğilimlerden koruması anlamına gelir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'heva'nın Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışım taşıdığını ve 'kişisel arzu, tutku, heves' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, 'heva'dan uzak durmak, Allah'ın emirlerine uygun bir yaşam sürmenin temel şartlarından biri olarak sunulur.
Nâziât Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Âyet-i kerime rububiyet mertebesi âyetlerindendir.
Âyetteki “makâm-ı Rabb” kavramı bu bağlamda iki derin anlam taşır:
- Haşyet Makamı: Kişinin Rabbini, O’nun azametini, kudretini ve kahrını idrak ederek O’na karşı derin bir saygı, huşû ve itaatle dolu olması halidir. Bu, sıradan bir “korku”dan (havf) farklı olarak, kişinin mârifetullah (Allah’ı tanıma) neticesinde ulaştığı yüksek bir idrak ve teslimiyet seviyesidir.
- “Senin Rabbin (rabbüke)” Vurgusu: Âyetteki “Rabbin” ifadesi, bu korkunun ve makamın herkes için aynı olmadığını, her kulun kendi ezelî istidadına (a‘yân-ı sâbite) göre Rabbini tanıyacağını ve O’nun huzuruna çıkacağını ima eder. Yani herkes, kendi “rabb-i hâs”ı (özel Rabbi) ile âhirette buluşacak ve onun huzurunda duracaktır. (İrfan ehli ise bugünden cennet-i acil olduklarından rablerinin makamında, rabblerinde, rableri ile huzurdadırlar. (M.D.)
“Hevâ”, nefs-i emmâre’nin (kötülüğü emreden nefsin) en belirgin özelliğidir. Hevâ, kişiyi sürekli olarak geçici zevklere, harama, isyana ve gaflete sevk eder. Nefsi hevâdan menetmek (nehy), “cihâd-ı ekber” in (en büyük cihat) ta kendisidir.
“Nehy” (menetmek, yasaklamak), sadece bir “engelleme” değil, aynı zamanda nefsin bu arzularını terbiye edip ilâhî emirler doğrultusunda yönlendirmek anlamına gelir.[49]
“Kurtuluşa erecek olanlar, Rabblerinin huzurunda duracaklarını bilerek O’na karşı derin bir saygı ve korku (haşyet) duyan ve nefsânî arzularını (hevâ) terbiye ederek onları Hakk’a itaat yolunda kullanabilenlerdir.