İçeriğe atla
Enfâl 61Cüz 10 · Sayfa 184

Enfâl Sûresi 61. Âyet

الأنفال

Sohbete sor

Ve-in cenahû lisselmi fecnah lehâ vetevekkel ‘ala(A)llâh(i)(c) innehu huve-ssemî'u-l'alîm(u)

Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Enfâl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Ve-in cenahû lisselmi fecnah lehâ vetevekkel ala(A)llâh(i) innehu huve-ssemî’u-l’alîm(u)” Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (8/61)


Mü’minler bu takdirde Allah’a güvensinler yâni Cenâb-ı Hakk diğer isimleri zikretmiyor ve Allah ismini zikrederek, esmâ ve sıfât mertebelerine değil zât mertebesine güvenin hedefiniz Allah câmi’ ismi olsun demek istiyor.

O hakkıyla işiten ve bilendir. Onu hakkıyla işitenler, hakkıyla bilenlerdir.

60 ve 61. Âyetleri Mesnevi-i Şerif beyitlerinde;

504. Vaktâki Resûl kılıç peygamberi olmuşlar, onan ümmeti saf yırtıcıdırlar ve erdirler.

Bu beyt-i şerîfte (Tevbe, 9/73) ya’ni “Ey resûlüm! küffâra cihâd et!" âyet-i kerîmesiyle ya’ni Ben kılıç peygamberiyim" hadîs-i şerifine işâret buyurulur. Ma’lûm olsun ki, Resûl-i Ekrem hazretlerinin kılıç ile me’mûr olması küffârın tecâvüzlerine ve azgınlıklanna karşı mü’minlerin nefislerini müdâfaa ve bâtılı ibtâl ve Hakk’ı tesbit içindir. Zîrâ dîn-i İslâm, kılıç ile değil, evvelen nasâyih ve teblîğ-i hakâyık-ı ma’küle ile başlamıştır. Vaktâki küffâr kendilerine tebliğ olunan bu hakâyık-ı ma’kuleyi ibtâl edecek söz bulamadılar, öfkelenip delice kılıca sanldılar. Binâenaleyh Resûl-i Ekrem hazretleri dahi bu deli alaylannın ellerinden silâhlannı almak için onlara mukabeleye me’mûr oldu. Nitekim bu hakikat Kur’ân-ı Kerîm’de açık bir sûrette sûre-i Enfâl’de böyle beyân buyurulur: (Enfâl, 8/60) ya’ni “O küffâr için gücünüz yettiği kadar kuvvet cinsinden olan şeyi ve harb atlarını hazırlayınız ki, onunla Allâh’ın ve sizin düşmanlanmzı korkutursunuz” (Enfâl, 8/61) ya’ni “Eğer onlar sulha meylederlerse, sen dahi onlara karşı sulha meylet!” Binâenaleyh elyevm hıristiyan papazlarının, “İslâm dîni kılıç ile intişâr etmiştir!” diye vâki’ olan iddiaları bu beyânât-ı kur’âniyyeye karşı büyük bir iftiradır. İmdi, Resûl-i Ekrem nebiyy-i seyf olunca, onun ümmeti dahi düşmanların safını yırtıcı olan erler olur.

505. Bizim dînimizde maslahat cenk ve heybettir. Dîn-i Îsâ da maslahat mağara ve dağdır.

“Maslahat”, bir husûsun icrâsı için iyi ve münâsib olan yol ma’nâsında müsta’meldir. “Şükûh”, heybet demektir. Ya’ni, bizim dîn-i Muhammedîmizde icrası münâsib ve iyi olan yol, halk ile ihtilât edip, zâhirde hakkı ibtâle çalışan insan şeytanlarıyla ve bâtında nefis ve şeytan düşmanlanyla cenk etmek ve onlara heybet ilkâ etmektir. Ve îsâ (a.s.)ın dîninde icrâsı iyi ve mü- nâsib olan şey dahi, halktan kaçıp mağaralara ve dağlara ilticâ ve oralarda ibâdetle meşgül olmaktır. Zîrâ ümmet-i Muhammed ile ümmet-i îsâ’nın is- ti’dâdlan budur. Çünkü her bir peygambere ilm-i risâletten ümmetinin isti’dâdından ne ziyâde ve ne de noksân verilmiştir. Zîrâ eğer noksân verilse hakkı verilmemiş olur ve eğer ziyâde verilse tâkatleri hâricinde teklîf yapılmış olur.

Ma’lûm olsun ki, Muhammed (a.s.v.)ın bi’setinden sonra arz üzerinde bulunan beşerin kâffesi ümmet-i Muhammed isti’dâdındadır. Nitekim sûre-i Sebe’de (Sebe, 34/28) ya’ni “Ey resûlüm! Biz seni ancak bütün nâsa müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik" buyurulur. Binâenaleyh elyevm ehl-i garbın ahkâmına tevessül ettiklerini iddiâ eyledikleri şerîat-i îseviyye yoktur. Çünkü onlar artık şerîat-i îseviyye ahkâmına ittibâ’ isti’dâdında değildirler. Her ne kadar onlar kavlen Kur’ân’ı inkâr ederler ise de farkına varmaksızın fiilen onun ahkâmına riâyet ederler. Bu hâlin delîl-i zahirîsi çoktur. Birkaçını saymak münâsib olur.

1- Şerîat-i îseviyyede bir kimse bir tokat yese diğer yanağını çevirmek lâzımdır. Şerîat-i muhammediyyede, sûre-i Bakara’da (Bakara, 2/194) ya’ni “Kim ki, size tecâvüz ederse, size tecâvüz ettiği misliyle ona tecâvüz edin!” buyurulmuş olduğundan kısâs ve mukâbele-i bi’l-misl vardır. Ehl-i garbın hiçbirisi yediği tokat mukabilinde diğer yanağını çevirmek isti’dâdında değildir, derhâl mukabele eder; ve hattâ ağır bir söz mukabilinde düello teklîf eder.

2- Şerîat-i îseviyyede hükümdâra vergisini kendi eliyle ve mütevâzıâne getirmek lâzımdır. Halbuki hükümdârlanna karşı tevâzu’ şöyle dursun, o ehl-i garb onların amellerine tahammül edemediler de, tâc ve tahtlarını alt üst ettiler. Haksızlığa ve tahakküm-i nefsânîye karşı kıyâm, şerîat-i muhammediyye iktizâsındandır. Zîrâ hadîs-i şerifte “Sizden biriniz bir münker görürse eli ile ve muktedir değil ise dili ile men etsin; ve eğer buna da muktedir değil ise kalbiyle buğuz etsin!” buyurulmuştur.

3- Ehl-i garb birisinin odasına gireceği vakit kapıyı vurup dühüle izin isterler ve onlar kavlen inkâr ettikleri Kur’ân-ı Kerîm’in (Nûr, 24/27) ya’ni "Ey mü’minler, ehlinden izin almadıkça ve selâm vermedikçe kendi evlerinizin gayrı olan evlere girmeyiniz!” âyet-i kerîmenin hükmüne riâyet ederler. Zîrâ isti’dâdla'rı budur, başka türlü yapamazlar.

Taaddüd-i zevcâtı münkir oldukları hâlde müteaddid metreslere arz-ı ihti-yâç etmeleri ve kadına ve ıtriyâta meyilleri dahi ümmet-i Muhammed isti'dadında olduklarının delilidir.[106]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)