Bi-eydî sefera(tin)
(13-16) O, şerefli ve sadık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
Yazıcıların ellerindedir,
Abese Suresi'nin 15. ayeti, vahyin yüceliğini ve onu taşıyan elçilerin (meleklerin) şerefli konumunu vurgulamaktadır. Ayet, Kur'an'ın Allah katından geldiğini ve saf, kutsal ellerle korunduğunu dilbilimsel olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yed' (el) kelimesinin hem gerçek anlamda organı hem de mecazi olarak kuvveti, kudreti, nimeti ve mülkiyeti ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise 'bi-eydî' ifadesi, vahyin yazılmasında ve korunmasında meleklerin üstlendiği rolü, onların bu işteki yetkinliğini ve aracılığını vurgular. (el-Müfredât, s. 892)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yed' kelimesinin Kur'an'da mecazi kullanımlarına dikkat çeker. Bu ayetteki 'bi-eydî' ifadesini, 'onların aracılığıyla' veya 'onların eliyle' şeklinde yorumlayarak, meleklerin vahyi yazma ve koruma görevini üstlendiğini, bu işin onlara nispet edildiğini belirtir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 290)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sefera' kelimesinin 'sâfir' kelimesinin çoğulu olduğunu ve 'yazıcılar' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'sefera' ile kastedilenin, Allah'ın kelamını levh-i mahfuzdan alıp peygamberlere ulaştıran ve onu yazan melekler olduğunu açıklar. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 499)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sefera' kelimesinin 'sefer' kökünden geldiğini ve 'açığa çıkarmak, ortaya koymak, yazmak' anlamlarına geldiğini ifade eder. Bu bağlamda 'sefera', Allah'ın kelamını insanlara açıklayan, onu yazan ve kaydeden meleklerdir. Onlar, vahyi açığa çıkaran ve onu koruyan elçilerdir. (el-Müfredât, s. 410)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sefera' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, vahyi taşıyan ve kaydeden meleklerin kutsal ve şerefli konumunu vurguladığını belirtir. Bu kelime, vahyin ilahi kökenini ve insanlara ulaşma sürecindeki aracıların yüceliğini ifade eder. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 187)
Abese Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Eydî-i Sefere (Yazıcıların Elleri) Melekût Âlemi / Sefere (Vahiy Melekleri) Vahyin iletildiği, henüz tamamen ilâhî/melekûtî boyut.
“Sefer”, vahyi Allah’tan alıp peygamberlere ileten ulvî elçilerdir. Bu mertebe, melekût âlemidir. Sefere’nin tefsiri hakkında geleneksel olarak farklı görüşler bulunmakla birlikte, İbnü’l‑Arabî burada vahyi nakleden melekî varlıkları (Cebrâil ve ekibi) kasteder. “Ellerinde” ifadesi, vahyin bu ulvî elçilere emanet edilmesini ve onlar aracılığıyla tedricen indirilmesini simgeler.
Cebrâil (a.s.) ın; kaynağı, sıfat mertebesi; zuhuru, esma mertebesi; oradan da görev yeri olan ef’al âlemine, mânâ âleminin bilgilerini getirmektedir.
Cebrâil’in iki yönü vardır, mânâ ile madde arasında iletişim kurabilmesidir. Daha evvelce de belirtildiği gibi Ha-kikat-i Muhammedi’den aldığı bilgileri zuhuru Muhamme-diyye’ye bildiriyor idi.
Rivâyet olunur ki; bir gün Cebrâil (a.s.), “ya Rasûlullah sen rahmeten lil âlemiyn’sin, acaba bana olan rahmetin nasıldır?” diye sorduğunda;
Hz. Rasûlullah (s.a.v.) Cebrâil’e, “ya Cebrâil, bana getirdiğin vâhiyleri nereden alıyorsun?” diye sormuştu.
Bunun üzerine Cebrâil (a.s.) da; “ya Rasûlullah, bir perde arkasından alıyorum” diye ifade etmişti.
Bunun üzerine Hz. Rasûlullah “tekrar vâhiy alırken o perdeyi az arala, bakalım ne göreceksin” diye ifade et-miştir.
Cebrâil (a.s.) diğer bir seferde vâhyi alırken perdeyi araladığında Hz. Rasûlullah(s.a.v.) ın manevi varlığı ile karşılaştığını bildirmiştir.
Bunun üzerine Hz. Rasûlullah, “işte sana olan rah-metim budur,” diye ifade etmiştir.
Bu hadise daha evvelce de bildirildiği gibi Cebrâil (a.s.) ın vâhiyleri, “Hakikat-ı Muhammedi”den alıp, “zu-hur-u Muhammedi”ye ulaştırmış olmasıdır.[13] “ İz- -T-B- ”