İçeriğe atla
İnşikâk 4Cüz 30 · Sayfa 589

İnşikâk Sûresi 4. Âyet

الإنشقاق

Sohbete sor

Ve elkat mâ fîhâ ve teḣallet

(3-4) Yer uzatılıp dümdüz edildiği ve içindekileri atıp boşaldığı zaman,

İnşikâk Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

İçinde ne varsa attığı ve tamamen boşaldığı,“ (84/4)


Kıyâmet hadisesinde insanlar kabirlerinden çekirgeler gibi çıkacaklardır.[14] Burada yine hakîkat ve marifet ile beden arzı içinde yapılan çalışmalar ile bizlerde bulunan hakîkatlerin sarsıntılar sonucu gün yüzüne çıkarılacağından bahsedilmektedir. Nasıl ki Kâbe-i Şerif’in fethi ile Kâbe’de bulunan putlar kırılıp dışarı çıkarıldıysa, gönül göğünün yarılması ile içinde bulunan hayâl, vehim, nefsi emmare putları kırılacak ve ruh meydana çıkacaktır. Burada faydalı olur düşüncesi ile bağlantısından dolayı Terzi Baba İnfitar sûresi 4. Âyet yorumunu alıyoruz.


وَاِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْ ~ ~ ~

(82/4) - Ve izel kubûru buğsirat.
(82/4) - Kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman,


Burada da kabirden bahsediliyor. Kabirlerin altı üstüne geldiği zaman, yâni alttaki kabirler üste çıktığı zaman. Burada da yine, zâhirde bu zelzeleleri belirttiği gibi, bâtında da bizim toprak hâlimizi anlatıyor, kabir toprak demek. Bizdeki beden toprağı, yâni beden kabrinde yaşa-yan, gizli kalmış olan, ölü âtıl kalmış olan, hakîkatimizi oradan çıkarıp yaşantıya nakletmek yaşantıya dön-dürmemizin gerektiğini bildirmektedir.

Dünya yüzüne çıkarmak, yâni yaşantıya zâhire çıkarmaktır. İşte biz bedenimizde, beden kabrinde yaşayan rûhumuzu, böyle bir sarsıntıyla kürekle, çapayla, çıkarmamız gerekiyor. Delmeden, kazmadan, küreklemeden, onun altı üstüne gelmez. Ya, tabî olarak zelzele olacak, altı üstüne gelecek veya biz üstünü kazarak o nu oradan çıkartacağız ki, ikisi de aynı şeydir mesele oradan onun çıkmasıdır. Neticede beden kabrinde hapiste olan rûhu-muz oradan başka türlü çıkması mümkün değildir. Yunus Aleyhisselâmın duâsı da bize bunu belirtiyor. Yunus Aleyhisselâmı balık yuttu, bir müddet balık onun tabutu ve kabri oldu. Dünyada tabutu ile yaşayan tek insan odur.

Yunus Aleyhisselâm kendi varlığında, bir beden kabrin-deydi. Yâni rûhaniyeti cesedinin, yâni toprak bedeninin içindeydi. Toprak arzının içindeydi. Birde o toprak arzıyla birlikte balığın midesine girdi. Balığın midesi de ona bir kabir oldu. Böylece Yunus Aleyhisselâmın yaşantısında iki kabir iç içeydi. Ve işte kendisi o balık, aslında onu yutan da nefis balığı kabirleri idi.

Nefis deryasında gezen nefsi emmâre balığı. Ama içindeki rûhaniyetini hazmedemedi. Yunus Aleyhisselâmın rûhaniyetini hazmedemedi. Dışarıya çıkarmak zorunda kaldı. Ve bilindiği gibi Yunus Aleyhisselâmın oradaki duâsı “fe nâdâ fizzulumâti en lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn.” (21/87) Balığın karnından çıkması-nın tek ilâcı kelime-i tevhid’dir.

İşte Yunus Aleyhisselâm’ın söylediği, bize de duâ olarak gelen, o günden onun duâsıdır. Aynı zamanda duâ olarak bize gelen O’nun sünnetidir. Buradaki hakîkat, ise kelime-i tevhid olmadan, karanlık nefs kabrinden rûhumu-zun kurtulması mümkün olmadığı açıkça belirtilmektedir. Ve ne deniyor, “fe nâdâ fizzulumâti en lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn.” (21/87) Nefs karanlıklarından nida ederek, ben zâlimlerden oldum. Zu-lûm ehli oldum, deniyor. Neden? Nefsani hakîkatlerini idrâk edemeyip, bâtıl olarak bıraktığından, zuhura çıkara-madığımdan, nefsime zulmettim deniyor.

Buradaki nefs-i emmâre nefse zulum değil, nefsi hakiki yâni ilâhî varlığına ulaştıramadığı içindir. “Nefs o şeyin hakîkatidir,” diye izâh edilmiştir.

Kendi hakîkatini ortaya çıkaramadığı için, ona zulmet-miş oldu. Dolayısıyla oradan kurtulmak için bu duâyı yaptı. Ve o duâ neticesinde yunusun içinden, midesinden kurtulabildi. İşte beden varlığı, beden dünyası beden arzı, yâni bizim için şu beden toprağı, beden arzı, bizim için, bizler için, gerçekten, gerçekten şu varlığımız çok mühim çok değerli bir mekanizmadır, çok değerli bir alettir. Evvelâ şunu iyi bilmeliyiz ki, bu varlık bizim kendimiz değildir. Bu varlık biz değiliz. Bu sadece bizim aracımız, arabamız. Ruhumuzun bindiği bir at, bir deve, bir otomobildir, nasıl düşünürsek öyle kabul edelim. Hacca götüren deveyi, eğer iyi kullanırsak bizi oraya götürür.

Eğer iyi kullanmazsak, bizi cehenneme götürür. İşte bu beden devesini böyle düşündüğümüz sürece, ondan faydalanmamız mümkündür. Ama onu kendimiz zannetti-ğimiz sürece, onun dışına çıkmamız mümkün değildir. Aksi halde biz onu sırtımızda taşımaktayız. O siccinde, yâni beden hapisanesinde ömrümüzü sürdürüp, orada ölmemiz yâni, hapisanede ölmemiz gerçekleşmiş olur. İşte Âdem Aleyhisselâm da, hayâl âleminden, diğer ifâdeyle hayâl cennetinden, yeryüzü arzına indirilmesi, kendi hayâlinden, kendi gerçek fizik bedenine, toprak arzına indirilmesidir. Gökyüzü cennetinden, toprak arzına indirilmesidir. Derken bu ne demektir? Şuurlanarak kişinin kendi varlığının hakîkatini idrâk etmesidir.

Venefâhtü” (15/29) olarak varlığına indirmesini anlaması, bunu idrâk etmesidir. Bunu idrâk etmediği zaman kişi, dünyası da hayâldir kendisi de hayâldir, Rabbi de hayâldir, nefsi de hayâldir, bütün bildiklerinin hepsi de hayâldir. Kusura bakmayın. Belki biraz ağır ifâde gibi oluyor ama ne yazık ki veya ne güzel ki, işin gerçeği budur. Bunu idrâk etmediğimiz zaman, biz mutlak olarak daha henüz Âdem olmuş değilizdir. Âdem olmamız için “Venefahtü” (15/29) hakîkatinin bu beden mülküne inmesi gerek, buraya konması gerektir. Gönül âleminde, sonra onun faaliyete geçmesi gerekli ki, Âdemi hakîkatlerler o mahâlde hayat bulmaya başlasın. Bir yerde bir kafes, istediği kadar kafes olsun, kafes içerisinde kuş yoksa o kefes neye yarar? Öten bülbülün sesi o kafesinden çıkar mı? Çıkmaz çünkü içinde kuş yoktur.

Evvelâ o kafes olacak, sonra o kuşu gönül kuşunu oraya koyacaksınız. Ondan sonra o kuşun gelişmesi sağlanacak sonra da sesi çıkacaktır. Bunlar tabî mîsaldir. Buna gönül kuşu, rûh kuşu da diyorlar. İşte o kuş bizde vardır ancak beden kabrinde hapistir. (82/4) – “Kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman,” hür olacaklardır.[15]


وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ {الإنشقاق/5}

“Ve ezinet li rabbihâ ve hukkat.“

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)