İçeriğe atla
Burûc 9Cüz 30 · Sayfa 590

Burûc Sûresi 9. Âyet

البروج

Sohbete sor

Elleżî lehu mulku-ssemâvâti vel-ard(i)(c) va(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in şehîd(un)

(8-9) Onlar mü'minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah'a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.

Bürûc Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur ve Allah her şeye şahittir. (85/9)


Âyette, Allah c.c. yani uluhiyet hakikatlerinden haber veren ahadiyet mertebesidir.

Semâ gönül seması (göğü), yer ise İlm-i ledün hakikatlerinin bittiği ard yeryüzüdür.

Şeytan sağ, sol, ön, arka bu dört yönden haberdardır. Vahiy ve ilhamat gök bilgisi ve ilmi ledün olan hikmetten haberi yoktur. İlmi ilâhi bilgileri Allah cc. nün mülkü altındadır.

Mülk Sûresin birinci âyette bu mülkün Allah cc. elinde olduğu bildirilmektedir;

تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ {الملك/1}

“Tebârekellezî bi yedihil mülkü ve hüve alâ kulli şey’in kadîr.”

“Mülk elinde olan O mübârek'tir. Ve O, herşeye kaadirdir.” Mülk (67/1)


O’nun için olur mu? Veyâ olmaz mı? Şeklinde ibâreler geçerli olmayıp, herşey üzerine, bütün kainatta halketmiş olduğu varlıkların üzerine hükmünü geçirmektedir.

Cenâb-ı Hakk (c.c) kendi hakîkatinden insanın hakîkatine “ve nefahtü fihî min rûhi” hükmünce azar miktarlarda her birerlerimize dağıttı. Her birerlerimizde farklı isimlerinin ağırlıkları ortaya çıkmaktadır. Örneğin Hayat, İlim, İrâde, Kudret, Kelâm, Sem’i, Basar dediğimiz sıfat-ı subûtiyye hepimizde mevcûttur ve bu sıfatlar ile hayâttayız ve bir yaşam süresini geçiriyoruz.

İnsan, Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın kendindeki hakîkatlerin en geniş zuhur mahallidir. Bu açıklamalar sonrası “Tebârekellezî bi yedihil mulku” ifâdesinin bir yönü Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın kendi zatına, diğer yönü ise insana dönüktür.

Kur’ân-ı Kerîm hem kâinatı, hem de insana indiği için özümüzde bizi anlatmaktadır yani hem âfâki hem enfüsîdir.

Bu durumda bu ifâde şöyle olur; “Ey insan senin elindeki mülkün o kadar değerlidir, o kadar mübarektir ki, bunun kıymetini bil!” Elimizdeki mülkümüz, ilk halde bedenimizdir çünkü ilâhî tecellidir. Madde mertebesinde insan bedeninden daha mükemmel bir oluşum tasavvur etmek mümkün değildir. Bâtın yönden ise Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın insandaki zâti tecellisi yani rûhaniyeti, vahdaniyyetidir.

İşte bu âyeti kerîmeye bu şekilde baktığımız zaman insanın ne kadar mükemmel bir varlık olduğunu görebiliriz. Madde bedenimiz o kadar mükemmel bir oluşumdur ki normal çalışması içinde o mükemmelliğin farkında olamıyoruz. Ne zaman ki bir arıza, hastalık ortaya çıkıyor ve biz biraz zorlanmaya başlıyoruz işte o zaman kıymetini anlıyoruz. Bu mükemmelliği madde yönüyle dahi anlamamız mümkün değilken, bu oluşumun daha ötesi olan rûhani yapımız vardır.

İçinde bulunduğumuz bu kesif olan mülk âlemi tecelli-i İlâhiyyenin madde mertebesi yönünden en kemalli zuhur halidir. Bundan sonraki zuhur âlemi ise hem lâtif hem de kesif olan İnsan-ı Kâmil âlemidir.

Fiziksel olarak insan elinden işlenmiş gözüken her şey aslında Hakk’ın elidir.

Her şeye kaadir olmak Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın bir vasfıdır. İnsan ise kendi mertebesinde ve mülkü nispetinde birçok şeye kaadirdir.[27]

Ve âyetin devamında “Allah her şeye şahittir.” Denilmektedir.

Bizler ne kadar Allah her şeyden münezzehtir. Bir şeye karışmaz. Nûrdan tahtında oturmaktadır. Yukardadır, ötelerdedir. Diyelim… O kendisini ben her şeye (eşyaya) fiiliyatta ne olup bitmekte ne yapıyorsunuz şahidim, müşahadem ve gözetimim altındasınız. Hani bugün mobese kameralar var ya, her hangi bir olayda bu kameraların kayıtlarına müracaat ediliyor. Benimde her yerde sizleri ve yaptıklarınızı kayıt eden gizli mobese kameralarım var herşey kayıt altında ve zamanı geldiğinde önünüze konacaktır. Diyor Mevlâ tekaddes hazretleri…

Alllah cc. her şeye şahit olduğu gibi, resülü de her şeye şahittir. Bizlerde ümmeti olduğumuz için daha önceki ümmetlerin haline şahitlik yapacağız.