İçeriğe atla
Târık 12Cüz 30 · Sayfa 591

Târık Sûresi 12. Âyet

الطارق

Sohbete sor

Vel-ardi żâti-ssad'(i)

Yarık yarık çatlamış yere andolsun.

Târık Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

12 - O yarılıp çatlayan yere, (86/12)


“Kıyamet zâtın zuhuru sıfât saltanatının sönüşüdür.” Denmiştir.

Gökyüzü çatladığı/ yarıldığı, zaman. (82/1) İnfitar sûresinde gökyüzünün çatlaması anlatılmıştır.

Burada ard/yer çatlayan yere denmiştir ki, zaman olarak yarılma/çatlananın gerçekleşme anıdır. Bunu okuyan kim ise okududuğu zaman ard/yer onun için çatlamış demektir.

Bize bu, kıyamet olduğunda yeryüzünde oluşacak birçok fiziki ve fiili hallerin bazılarının, bu şekilde bildirilmesidir.

Bedeni yaşamın bir süresi vardır. Yâni yeryüzü düzenin bir süresi vardır. Bu düzenin süresi bittiği zaman yeryüzü bu hâdiseler oluşacak. Zâhirde böyle olduğu gibi beder arzımız da bu böyle olacak. Hayali bir yeryüzü, her birerlerimizin hayali cennetinde mevcûttur. Yâni kişi kendini tanımazdan evvel, nasıl ki hayâli bir yaşantı yaşıyorsa, hayâl âleminde yaşıyorsa, buna zâhiren gaflet cenneti, hayatı da denilebilir. Neden? Çünkü namaz kılmaz, oruç tutmaz, işte şuraya gitmez, buraya gitmez. Dini vecibeleri yerine getirmez. Bu nefsinin cennetidir. Kayıtsız yaşamak, beşeri nefsinin cennetidir.

İşte sende de, Hakîkati ilâhîye sarsıntıları başladığı zaman. Yâni bedeninde-varlığında muhabbet sesleri, seni sarsmaya başladığı zaman. “İzâ zülziletil ardu zilzâleha” (99/1) âyetinde bahsedildiği gibi o vuruntular, sana gelmeye başladığı zaman, senin hayâl-vehim gücün çatlamaya başlar. Hayâlindeki dünyan hayâli dünyan, yalancı dünyan, aslında olmayan, senin kendi kendine varettiğin o dünyan, kendi haline, yâni yokluk haline dönüşmeye başlar.

İşte bir şeyin birden, bir anda ortadan kalkması mümkün değildir. Ya camisi yıkılırken minaresi yıkılır, yerleri çöker. İşte bizim de nefsani düşüncelerimizin hayâli, düşüncelerimizin, hayâli kurgularımızın birer ikişer duvarlarının, direklerinin ortadan kalkmasıyla, o yeryüzü yâni varlık sahamız vücudumuz, kendimize kurmuş olduğumuz hayâli dünyanın, beden arzı, yavaş yavaş böyle çatlamaya patlamaya başlar. Ve sonunda ölümü tadışla bu nihayet bulur. Zâten, bu bizi saran vücudumuz en büyük günahımızdır. İşte böylece nefsin hayvani sıfâtlarının, inasının yeryüzünün insân-i ilâhi sıfatlarının, ayrılması çatlamasıdır.

Varlığımızın hayâl dünyası çatlamadıktan sonra, gerçek beden arzına ulaşmamız mümkün değildir. Yani mâna-i Âdem ve Havva’yı hayal cennetinden beden arzımıza indirmemiz gerekir. Yâni “semâvati vel ard” deniyor. Bu semâvatın dünyanın aktarından kurtulamıyoruz bizde o semâ çatısı olduğu sürece. Yâni hayâlimizde var ettiğimiz varlık-vücut çatlamadıkça, yani “mute kalbe en-temûte” “ölmeden önce ölünüz” bizlerde gerçekleşmezse hayali varlığımızın dışına çıkmamız mümkün olamıyor.